Usulsüz vusul olmaz.
Niyetin iyi olması, her yöntemi meşru kılmaz. Kaldı ki burada gerçekten hüsnüniyet var mı, onu Allah bilir. Ancak ihtiyaç sahibi insanların etkileşim malzemesine dönüştürülmesi, niyeti sorgulanır hâle getiriyor.
Yardımın gizlisi makbuldür. Diyelim ki duyarlı bir insansın, iyiliği görünür kılmak ve başkalarını yardıma teşvik etmek istiyorsun. Bunun yolu muhtacın gönlünü kırmak, gururunu incitmek, acısını ve yoksulluğunu teşhir etmek değildir.
Bir insanın cebine para koyarken onurunu da korumak gerekir. Yardım etmek, karşısındakine üstten bakma, hayatını sorgulama veya onu mahcup etme hakkı vermez.
Kullanılan bu üstenci ve hadsiz üslup, yapılan maddi yardımın önüne geçiyor. Öyle ki insana, “Bırak adama yardım etmeyi, keşke selam bile vermeseydin.” dedirtecek türden.
İyilik, yalnızca bir ihtiyacı gidermek değil, bunu yaparken gönül incitmemektir.
“Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın.”
(Bakara, 2/264)
Thomas More’un Ütopya’sında, Platon’un Devlet’inde, Farabi’nin Medinetü’l Fâzıla’sında hedeflenen devletlerin şekil bulmuş hâli. 😂 Dünyada sulh için gerekli olan neşe bu! :) Dünyayı Romanlar yönetsin! 💃
Çivisi çıkmış dünyanın neşesi eksik gerçekten. 🙄 Bomba atmayın, göbek atın ey liderler! 🙃
Sosyal medyada insan harcamak ne kadar kolay… Birkaç kelimeyle bir insanı küçümsemek, bir etiketle değersizleştirmek, üstelik bunu yaparken kendini haklı görmek…
Ben de @kesfsever’i tanımıyorum. Ancak yazı dilini, gündelik hayata dair incelikli çıkarımlarını seviyorum. Karşıma çıktıkça okumaktan keyif alıyorum. Kalemi kuvvetli, dili nahif, üslubu zarif bir kadın. Belki de onu görünür kılan tam olarak budur. Ama popüler olup olmaması da meselenin özü değil. Her şeyden önce bir insan.
Birini beğenmemek başka, onu küçümsemeyi kendinde hak görmek bambaşka. Bir insana “tip” deyip geçerken, o kelimenin karşı tarafta nasıl bir iz bırakabileceğini hiç düşünüyor musunuz?
Beğenmiyorsanız okumaz, kendinize uygun bulmuyorsanız uzak durursunuz. Kimse herkesi sevmek, beğenmek zorunda değil. Ama herkesin kendi beğenisini başkalarına ölçü olarak sunması da gerekmiyor. Başkalarının neyi sevdiği, kimi okuduğu neden bu kadar mesele? Yüzeysel paylaşımları ve teşhir ile popüler olan o kadar pespaye kadın varken neden bu kadar kaba dille böyle bir kadın linçleniyor?
İnsanları küçümsemeden de mesafe koyabilirsiniz. Herkesin zevki, bakışı, dünyası kendine. Üstelik insanın kıymeti, sizin onu hangi kalıba sığdırdığınızla ölçülmüyor. Sosyal medyada linç edilecek birini ararken bazen karşımızdakinin bir profil fotoğrafından, birkaç cümleden ibaret olmadığını unutuyoruz. Oysa ekranın diğer tarafında da bir insan var.
Kısacası, herkesle aynı fikirde olmak zorunda değiliz, evet popüler olmasına da anlam veremiyor olabilirsiniz ama biraz nezaket, biraz vicdan, biraz da insanlık hiç fena olmaz.
"Suizan yaymak" nasıl da normalleşti.
Müslüman kadınlar bir araya doluşmuşlar ömürlerinde bir kez dahi görmedikleri başka bir kadın hakkında mensup oldukları dinde alenen yasaklanmış bir eylemi (Hucurat Suresi) umuma açık sosyal medya mecralarında fiskos neşesiyle yapıp yayıyorlar. Sezgilerinden eminlermiş(!). İkidir zannından pek emin olan Rümeysa Balcı Bolat isimli hanımefendi ilahiyatta akademisyenmiş 😇
Birini sevmeyebilirsiniz, kalbiniz bir türlü ısınmayabilir, fikirlerinden de rahatsız olup sertçe de eleştirebilirsiniz hepsine amenna.
Ama yaptığınız şey eleştiri falan değil. Eleştirinin de bir etiği var. Teorik, fikri bir şey değil bir "müslüman kardeşinize" yönelik bir eleştiri ise de bizzat o kişiye kişisel bir kanalla ifade edersiniz.
Suizan yaymayı bu kadar aleni ve çiğ bir şekilde yapmak ne fikir ne eleştiri ne mensup olduğunuz dine yakışan bir tavır. Hiçbirinize bir ithamım olmayacak, ifşa ettiniz şey ruhunuz çünkü. Yapılan her zerrecik amelin dahi (ilahi adalet, karma, ne derseniz diyin adına) kişiye nasıl döndüğünü çok keskin bir şekilde deneyimlemiş biri olarak sizi ilahi sisteme havale ediyorum sadece. Allah herkese, hepimize kalbimizin müstehakını versin. Kimin kalbinde ne varsa onun müstehakını versin 🙏
Bazen hayat Teomanvarî🙄 “Sevmiyorum… Yok bende öyle valla… İzlemiyorum…” Münzeviliğin öyle tatlı kendine çeken bir tarafı var ki yalnız kaldıkça kalası geliyor insanın. Dayatılan gündemin dışında, kendi ritminde 😎
instagram.com/reel/DdrX1Ycjg…
Gündemin bütün ağırlığını taşımadan gündemden kopmak istememek… Burada pek mümkün değil, en azından benim açımdan.
Başkalarının öfkesi, kaygısı, nefreti, hayal kırıklığı, üslupsuz ifadeler, ötekileştirme, küçümseme ve çatışma dili… Hepsine maruz kalıyorsun. Seçici olmaya çalışsan bile algoritma bir şekilde gerginliği önüne taşıyor. Tüm bunlar, farkında olsan da olmasan da, ruhuna sirayet ediyor. Her görüşe katılmasan bile zihnin işliyor onları ve gördüklerin bir süre sonra duyguya, ruh hâline dönüşüyor. Sürekli maruz kaldıkça iç huzurun etkileniyor. Çünkü insan yalnızca benimsediği düşüncelerden değil, maruz kaldığı atmosferden de etkileniyor.
Haberdar olmak başka, her şeye maruz kalmak başka. İç dünyanın konforunu koruyabilmek için bazen dünyanın gürültüsüne bilinçli olarak sağır kesilmek gerekiyor. Bu, umursamamak değil, her şeyi umursarken kendini tüketmemeyi öğrenmek. Dünyada olup bitenlere duyarlı olmakla bütün olumsuzlukları kendi içine almak aynı şey değil.
X’in üzerimize boca ettiği bu menfi dil bana ağır geliyor. Sürekli bir öfke, gerilim ve tahammülsüzlük hâlinin içinde uzun süre kalamıyorum. Gündemden haberdar olmak istiyorum ama bunun bedelini iç huzurumla ödemek istemiyorum. İnsan bazen dünyadan değil, dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak istiyor. Her şeye tanık olmak zorunda değiliz, her şey hakkında konuşmak zorunda da değiliz. Ben bir miktar fazla girince x’e bunalıyorum. Birkaç hafta daha girmem artık. Kafama estikçe👋😏
Özgüvenli olmaya çalışmak da özgüvensizlik göstergesi bence. “Acaba özgüvenli mi görünüyorum yoksa ezik mi?” diye düşünen biri zaten eziktir. Başkasının yargısını umursamadan fakat başkasını da ezmeden kendini ortaya koyabilmektir özgüven. Kendinden razı olmak. Değerini belirleyen ölçüt başkalarının yargısı değildir yani. Kibir ile özgüven arasındaki farkı da bilmek lazım. Özgüven adı altında kibri süsleyenler de var. Ezikliği mütevazılık sanan da 🤦🏻♀️ Bahsettiğim bu değil. Varlığınla bulunduğun alanı doldurabilmek, hiçbir onaya ihtiyaç duymadan… “Hoşça bak zatına, kim zübde-i âlemsin sen” Onu bunu yaradandan dolayı hoş görüp kendini hor görenler var mesela, seni de Allah yarattı niye sevmeyesin kendini? Bencillik ile kendini sevmek de başka bu arada🙄
Balon gibi kendini şişirenler özgüvensizdir mesela, başkalarının bakışı olmadan hiç gibi hissederler kendilerini, diğer cevherler öyle mi? Onlar değerin kaynağını başka yerde aramazlar, muhtaçlık hissinden âri şekilde özlerine güven duyarlar, değerleri kendinden menkuldür zira.
Egolu ve kibirli insan bir balona benzer; hacmi büyük, ağırlığı hafiftir. Kendini şişirdikçe büyüdüğünü sanır. Oysa bütün heybetinin sönmesi bir iğneye bakar. En küçük bir darbede içinin boşluğu ortaya çıkar. Havada süzülür ama ayakları yere basmaz; başı hep yukarıdadır, tevazuyla eğilmeyi bilmez.
Mütevazı insan ise kıymetli bir cevher gibidir. Elmas, altın, inci ve mercan az yer kaplar ama değerleri hacimleriyle ölçülmez. Elmasın kıymeti mahiyetinde , altının saflığında, incinin zarafetinde, mercanın kendine özgü güzelliğindedir. Hiçbiri değerini ispatlamak için büyümeye ihtiyaç duymaz; özleri, onları kıymetli kılmaya yeter.
Kibirli insan görünüşünü büyütür, mütevazı insan özünü derinleştirir. Biri başkalarının gözünde yükselmeye çalışırken diğeri kendi hakikatinde olgunlaşır.
Egolu ve kibirli insan bir balona benzer; hacmi büyük, ağırlığı hafiftir. Kendini şişirdikçe büyüdüğünü sanır. Oysa bütün heybetinin sönmesi bir iğneye bakar. En küçük bir darbede içinin boşluğu ortaya çıkar. Havada süzülür ama ayakları yere basmaz; başı hep yukarıdadır, tevazuyla eğilmeyi bilmez.
Mütevazı insan ise kıymetli bir cevher gibidir. Elmas, altın, inci ve mercan az yer kaplar ama değerleri hacimleriyle ölçülmez. Elmasın kıymeti mahiyetinde , altının saflığında, incinin zarafetinde, mercanın kendine özgü güzelliğindedir. Hiçbiri değerini ispatlamak için büyümeye ihtiyaç duymaz; özleri, onları kıymetli kılmaya yeter.
Kibirli insan görünüşünü büyütür, mütevazı insan özünü derinleştirir. Biri başkalarının gözünde yükselmeye çalışırken diğeri kendi hakikatinde olgunlaşır.
Bunu ben de yaşıyorum. Sosyal medyada aktif değilim ama bir şey paylaştığımda, bu yazı bile olsa, başkalarının bakışına açılmak ve kendimi onların değerlendirmesine sunmak gibi olduğundan bir yanım huzursuz oluyor. Düşüncelerini, hayatının belli kesitlerini kendine saklamak mühim, kıymetli ama paylaşmak ihtiyacı da var bir yerde. Bu ihtiyacı kabullenmek belki insanı küçültüyormuş gibi bir his. Mesele görünür olmak değil, kendi varlığından bir iz bırakmak istemek ama “varlığının izini bıraktığın yer buna değer mi?” “bu izin burada bir anlamı var mı” ya da “buralarda iz bıraktıkça kendi varlığını mı küçültüyorsun” veya kendi varlığına mı çok anlam yüklüyorsun?” gibi sorular işte. Paylaşım yaparken “aman her şeye de bir anlam yükleme” diyen kaygısız ve çok sevdiğim fütursuz, fevri yanım, sonrasında da kasıntı yanım aktif oluyor. 🙃














