Bugün aslında dün’dü.
Öncelikle…
Miroğlu’nun tweeti klasik etnik mağduriyet ve tehdit edebiyatı.
“Selanikli” hesap Türk milliyetçilerini Kürt tehcir planıyla suçluyor, o da “ben isyancı emirlerin torunuyum, size boyun eğmedik, Osmanlı’yı siz gömdünüz, yine kaybedersiniz” diye cevap veriyor.
Bu dil, bir AK Parti MKYK üyesi ve eski milletvekilinden değil, kapanmış Kürt partilerinden çıkmış birinin ağzından daha doğal duruyor.
Bilinen geçmişi (çoğu kişinin tam olarak bağdaştırmadığı kısım):
• Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi (TKSP/Kürdistan Sosyalist Partisi) davasından 15 yıl hapis cezası aldı.
Parti yöneticisi/üyesi olarak yargılandı, Kemal Burkay’ın liderlik ettiği illegal yapıydı.
Diyarbakır Cezaevi’nde yıllarca yattı (kendisi yaklaşık 6 yıl 20 gün diyor).
Bu, basit “demokratik gençlik” hareketi değil, açıkça Kürdistan’ı referans alan sosyalist-Kürtçü bir örgüttü.
• Cezaevi sonrası HADEP, DEHAP ve DTP’de genel başkan yardımcılığı yaptı.
Bu partiler mahkemelerce kapatıldı, DTP kapatılırken kendisine de siyaset yasağı geldi.
Nevruz konuşmaları ve benzeri etkinliklerde PKK propagandası iddiasıyla yargılandı.
2007’de DTP desteğiyle bağımsız aday oldu.
• Sonra AK Parti’ye geçti, Mardin milletvekili seçildi, MKYK üyesi oldu.
Geçmişini “bu siyasi hikayemle AK Parti’deyim” diye açıkça yazdı.
Yani inkâr etmiyor, meşrulaştırıyor.
Bu geçmiş, “PKK sempatizanı müsveddesi” suçlamasını boşuna üretmiyor.
Mahkemeler ve kendi biyografisi konuşuyor.
Silah bırakma sürecine olumlu bakması, “PKK içeride tehdit değil”, “PKK’li insan yaşamaya devam edecek” tarzı söylemleri de aynı çizginin devamı.
Tivitindeki iddialara gelince;
“Amacınız uzun vadede Kürtleri tehcir etmek” ve “600 yıllık imparatorluğu 10 yılda gömdünüz, yine yenileceksiniz” ifadesi, klasik Kürt milliyetçi anlatısıdır.
Osmanlı’nın çöküşünü tek bir “Selanikli/İttihatçı” grubuna yüklemek, 1800’lerden beri süren isyan dinamiklerini, Birinci Dünya Savaşı’nı, milli hareketleri ve kendi isyan geleneğini yok saymaktır.
1909-1917 direnişleriyle övünmek, merkezi otoriteye karşı silahlı/kabilevi başkaldırıyı meşru göstermek demektir.
Atatürk konusuna gelince:
Doğrudan “Atatürk düşmanı” demek abartılı olabilir ama “Atatürk’ün Kürt politikası güncellenmeli”, tek parti ve darbe dönemlerinde Atatürkçülük adına yapılanlarla yüzleşilmesi gerektiği, Acemoğlu’nun merkezileştirme eleştirisine katıldığı, “Türkiyelilik” tartışmalarında Cumhuriyet’in inkar süreciyle Türkiyeliliği tartışmalı hale getirdiği yönündeki söylemleri var.
Kürtlerin Kurtuluş’taki rolünü vurgularken, asimilasyon/inkar anlatısını sürekli öne çıkarıyor.
Bu, Türk milli kimliğini ve Cumhuriyet’in kurucu çerçevesini etnik şikayet üzerinden yumuşatmaya çalışmaktır.
Hülasa:
Miroğlu, 1980’lerde illegal Kürt sosyalist örgütünden yargılanmış, kapatılan Kürt partilerinde üst düzey görev yapmış, sonra AK Parti’ye geçerek etnik siyasetini sürdürmüş bir isim.
Tiviti, Türk milliyetçilerini potansiyel etnik temizleyiciler olarak konumlandırıp “Kürt-Türk ittifakı” üzerinden tehdit ediyor.
Halkın “bilmediği” yönü değil, bilinen ama bağlantısı kurulmayan yönü bu: Geçmişi, yargılamaları ve sürekli etnik mağduriyet çerçevesi.
AK Parti’nin bu tip kadroları içine alması ve MKYK’da tutması, parti içindeki farklı akımların (Neo-İttihatçı diye eleştirdiği kesimler dahil) gerilimini de açıklıyor.
Hal böyleyken…
Gerçekler ortada.
Tehcir paranoyası ve “isyan mirası” övünmesiyle milliyetçi hesaplara cevap vermek yerine, kendi biyografisinin getirdiği yükü taşımak daha tutarlı olurdu.
Ezcümle:
Türkiye’de etnik ayrımcılık iddiası üzerinden siyaset yapmak, PKK’nın 40 yıllık kanlı sicilini ve binlerce şehidi görmezden gelerek “tehcir tehdidi” diye bağırırken inandırıcılık üretmiyor.
Hangi Selaniklisin sen, soyun sopun yok mu senin?
Kimsin?
1909 ve 1917’de size asla boyun eğmeyen katlettiğiniz Emir Muhammed’in ve oğulları İsmail ve Halef Begler’in torunuyum ben, senin gibilerden korkan senden beter olsun!
Korkmuyorum, sizi ifşa ediyorum.
Bu ülkenin başına belalar açmadan vatandaşı olduğum devlete ve milletvekili olduğum millete dönüp tedbir alın diyorum.
Türklere ve Kürtler’e bu oyunun farkında olun diyorum.
Amacınızın uzun vadede güçlenip, geçen yüzyılda gerçekleştiremediğiniz Kürtler’in tehciri olduğunu ifşa ediyorum.
Ancak başaramayacaksınız.
Yüzyıl önce nasıl ki 600 yıllık bir imparatorluğu 10 yılda tarihe gömerek yenildinizse, bu yüzyılda da Kürt ve Türk ittifakıyla bir daha yenilmeye mahkumsunuz!
Yoğun bakımlar, gerçek yoğun bakım hastası olmayanlarla, bakım hastalarıyla dolu.
Kimse hastasını evine almak istemiyor.
Matematik kurtarır, ama plan ve irade yok.
Hakim yöntem “ötelemek”:
Bende patlamasın, benden sonra çözülsün.
Muhalefet de OECD verilerini hatırlatıyor:
Yaşam süresi OECD ortalamasının altında, önlenebilir ve tedavi edilebilir ölüm oranları yüksek, bin kişiye düşen hekim ve hemşire sayısı düşük.
Altyapı arttı ama sonuçlara yansımadı diyorlar.
Uzaktan muayene gibi yeni uygulamalar da hasta güvenliği açısından eleştiriliyor.
Şu an çözüm ve proje yok.
Hastanelerde bireysel çabalarla idare ediliyor.
Şehir hastaneleri ideal olabilir:
Büyük kapasite, üniteler bir arada, çözüm merkezi.
Ama kamu özel işbirliği modeliyle gelen yüksek kira ve hizmet bedelleri, bütçeyi rehin alıyor.
Eleştirilerde yatak başına maliyetlerin yüksekliği, ulaşım sorunları ve ikinci basamağın zayıflaması öne çıkıyor.
Kamuda doktor artıyor deniyor, ama mezun sayısıyla kıyaslandığında kayıpvar.
Atama turlarında bazı branş ve illerde doluluk çok düşük.
Özelde de hastane açılıyor.
Yatak sayısı artıyor, ama oransal karşılaştırma yapılmıyor.
Sağlık turizmi ayrı bir yük.
Başarılı doktorların alt kadrolarının değiştirilmesi, kıskançlık değilse nedir?!
Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulup her yerden kovulan bürokratların getirilmesi, hastane yöneticilerinin sözleşme yetkisinin aşındırılması…
Eskiden yönetici atadığı kişiden hesap sorardı.
Şimdi bakanlıktan, kriter gözetilmeden, amirin görüşü olmadan atama yapılabiliyor.
Sporcu Sağlık Raporları Yönetmeliği yayınlandı.
Yönetmelik ile koruyucu spor hekimliği öncelenerek sporcuların sağlık risklerini erken aşamada tespit eden güçlü bir yapı oluşturuldu.
#SağlıklıTürkiyeYüzyılı
#SağlığıGeliştirenTürkiye
Elimizdeki imkanları tükettik.
Sağlık sistemini doktorlar değil, hastalar yönetiyor; talepler nereye akarsa oraya yığılıyor.
@saglikbakanligi organize etmeliydi.
Daha büyük hastane açtıkça diğer yerler boşalıyor.
Sağlık ocaklarında tonla hemşire ve doktor var, katkıları minimal.
İkinci basamak devlet hastanelerinde insan gücü ve mekân var, şehir hastaneleri oradan da yeterince faydalanamıyor.
Herkes şehir hastanesine yatış peşinde, ama serviste ve yoğun bakımda yer yok.
Algı her şeyi belirliyor.
Güncel Sağlık Bakanı @drmemisoglu da ekranlarda sık görünüyor, kongrelerde acil servis personelini “sağlık ordusunun akıncıları” diye övüyor, “yazılım anlamında dünyanın en ileri ülkesiyiz”diyor, son iki yılda yaklaşık 170 mevzuat hazırladıklarını vurguluyor.
Randevu bekleyen hasta sayısını “4-4,5 milyondan 300-400 bine düşürdük”, “72 branşın 69’una aynı gün randevu veriyoruz” diye açıklıyor.
Hastane sayısını 1156’dan 1526’ya, yatak kapasitesini 164 binden 274 bine, yoğun bakım yatak sayısını 2 binden 48 bine, sağlık çalışanı sayısını 378 binden 1,5 milyona çıkardıklarını söylüyor.
28 şehir hastanesinin hizmette olduğunu, 2026’da 38 bin hekim dışı personel alımı planlandığını, acil sağlıkta 3600’ü aşkın istasyon ve yılda 7,5-8 milyon ambulans nakliyle dünyaya örnek olduklarını anlatıyor.
Yerli ultrason üretimi gibi “Üreten Sağlık”projelerinden, hemşirelerin geçici görevlendirmelerini iptal etme talimatından bahsediyor.
Peki saha ne diyor?!
Seyreden halk “en çok çalışan bakan bu”diyor.
Soru basit:
Bu rakamlar sağlık sistemine somut, sürdürülebilir katkı olarak ne getirdi?!
Algı işte böyle.
Elimizdeki imkanları tükettik.
Sağlık sistemini doktorlar değil, hastalar yönetiyor; talepler nereye akarsa oraya yığılıyor.
@saglikbakanligi organize etmeliydi.
Bugün’ün hikayesi geçmişte yazıldı…
1776, 1789’un ruhu’na uygun 1923 operasyonu, öncesinde 23 Nisan 1920.
Mustafa Kemal’e, ‘aldattı’ diyenler, çağ’ın ruhu’ndan bihaber olanlar.
Neticede, 1776, 1789, Avrupa içindeki Aydınlanma ve/veya Sekülerizm operasyonu idi.
19 Mayıs’ta Samsun’a çıkan meçhul’e adım atmadı, neyi neden yaptığını biliyordu!
Aynen Çanakkale'de olduğu gibi.
Önce tepe’de ya da derin’de ‘anlaşma’ sağlandı, sonra sahada temizlik operasyonu başladı!
19 Mayıs 1919, basit bir tarih değildir.
Sadece ‘Türk Milleti’ için değil, ‘İnsanlık’ için atılmış büyük bir adımdır.
O adım’ın ardından, 23 Nisan 1920 tarih’i geldi.
‘Laik’ Dünya’nın çivi’si 29 Ekim 1923’te Anadolu’da çakıldı.
“Geçmişten adam hisse kaparmış...
Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?!
‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?!”
Mehmet Akif Ersoy
Türkiye, kendi yolunu çizecek güçte.
Yeter ki, zeybek oynayanlar sahneye çıksın!
Türk Telekom CEO’su Ebubekir Şahin’in “kadınların çalışmasını en çok destekleyen benim” diyerek Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Mine Güçlü’yü işaret etmesi boşuna değil.
Mine Hanım, yıllardır hem kurumsal hayatta hem de kadın istihdamı konusunda örnek bir duruş sergiliyor.
Çalışkanlığı, vizyonu ve kararlılığıyla sadece Türk Telekom’da değil, tüm çalışma hayatındaki kadınlara ilham veriyor.
Daha fazla Mine Güçlü görmek dileğiyle.🇹🇷❤️
#MineGüçlü
#TürkTelekom
#KadınGücü
Algı her şeyi belirliyor.
Güncel Sağlık Bakanı @drmemisoglu da ekranlarda sık görünüyor, kongrelerde acil servis personelini “sağlık ordusunun akıncıları” diye övüyor, “yazılım anlamında dünyanın en ileri ülkesiyiz”diyor, son iki yılda yaklaşık 170 mevzuat hazırladıklarını vurguluyor.
Randevu bekleyen hasta sayısını “4-4,5 milyondan 300-400 bine düşürdük”, “72 branşın 69’una aynı gün randevu veriyoruz” diye açıklıyor.
Hastane sayısını 1156’dan 1526’ya, yatak kapasitesini 164 binden 274 bine, yoğun bakım yatak sayısını 2 binden 48 bine, sağlık çalışanı sayısını 378 binden 1,5 milyona çıkardıklarını söylüyor.
28 şehir hastanesinin hizmette olduğunu, 2026’da 38 bin hekim dışı personel alımı planlandığını, acil sağlıkta 3600’ü aşkın istasyon ve yılda 7,5-8 milyon ambulans nakliyle dünyaya örnek olduklarını anlatıyor.
Yerli ultrason üretimi gibi “Üreten Sağlık”projelerinden, hemşirelerin geçici görevlendirmelerini iptal etme talimatından bahsediyor.
Peki saha ne diyor?!
Seyreden halk “en çok çalışan bakan bu”diyor.
Soru basit:
Bu rakamlar sağlık sistemine somut, sürdürülebilir katkı olarak ne getirdi?!
Algı işte böyle.
Elimizdeki imkanları tükettik.
Sağlık sistemini doktorlar değil, hastalar yönetiyor; talepler nereye akarsa oraya yığılıyor.
@saglikbakanligi organize etmeliydi.
Bakanlığın açıkladığı “yatak doluluk oranı %59” algı oyunu.
2025 verilerine göre toplam aktif hastane yatağı 270 bini, yoğun bakım yatağı 48 bini aştı.
OECD ortalamasının altında kalan yatak yoğunluğumuz var.
Ama sahada “hasta yatıracak yer bulmak mucize”.
Çünkü o %59’un içinde tercih edilen ve edilmeyen kurumlar karışık.
Yoğun bakımlar, gerçek yoğun bakım hastası olmayanlarla, bakım hastalarıyla dolu.
ngazete.com/yatak-doluluk-or…
Albayımız @OrkunOzeller doğru noktayı işaret ediyor:
Gerçek barış, İmralı’daki terörist başının hendek operasyonlarının talimatı ve örgüt sorumluluğu nedeniyle yargılanmasıyla başlar.
Ümit Kocasakal’ın seçilmesi, bugüne kadar terörist başına dokunulmazlık sağlayan hukuka karşı bir duruştur.
@OrhanMiroglu ise bu adalet talebini “savaş ilanı”, “ırkçılık” ve “darbecilik” diye yaftalıyor.
Terör kurbanlarının hakkı mı, yoksa örgüt liderinin korunması mı daha önemli?!
Hukuktan korkmayın.
Önce yargılasınlar, sonra barış konuşsunlar.🇹🇷
Hazır savaş ve hukuk demişken @OrhanMiroglu size bir müjde vereyim gerçek BARIŞ için bir umuttur Ümit Kocasakal’ın seçilmesi.
İmralıda bulunan terörist başının hendek operasyonlarının talimatını vermesi ve örgütten sorumlu olması sebebiyle yargılanması gerektiğine itirazın olmaz herhalde ?
@istbarosu başkanı olarak seçilen @umitkocasakal_ bugüne kadar terörist başının yargılanması konusunda duyarsız kalan hukuka savaş açmıştır. Hukukun gereğinin yerine getirilmesinden korkmayın. Önce terörist başını yargılayalım ki, Türkiye’de terör tekrar başlamasın ve gerçek barış gelsin.
🚨 Fon soruşturmasında gözaltına alınan eski AKP milletvekili ve eski Başbakan danışmanı Ertan Aydın tutuklandı!🇹🇷
Bakanlığın açıkladığı “yatak doluluk oranı %59” algı oyunu.
2025 verilerine göre toplam aktif hastane yatağı 270 bini, yoğun bakım yatağı 48 bini aştı.
OECD ortalamasının altında kalan yatak yoğunluğumuz var.
Ama sahada “hasta yatıracak yer bulmak mucize”.
Çünkü o %59’un içinde tercih edilen ve edilmeyen kurumlar karışık.
Yoğun bakımlar, gerçek yoğun bakım hastası olmayanlarla, bakım hastalarıyla dolu.
ngazete.com/yatak-doluluk-or…
Gazeteci arkadaşım Nuray Başaran’ın N Raporu bu hafta çok kritik bir dosyayı masaya yatırıyor:
📌 Hakan Fidan ve Akın Gürlek neden hedefte ve kimlerin hedefinde?!
Bölgesel güç mücadeleleri, yeni dünya düzeni, boğazlar ve Türkiye’ye yönelik oyunlar üzerine net analizler…
Tamamı YouTube’da 👇
youtube.com/watch?v=bn4lly21…
İzleyin, beğenin, yorum yapın ve kanalı desteklemeyi unutmayın.
@nuraybasarantv
#NRaporu
📌İKİ BAKANIMIZ NEDEN HEDEFTE VE KİMLEİN HEDEFİNDE?
🎬Videonun tamamı ve analizleri NurayBaşaranTV youtube kanalında!
youtube.com/watch?v=bn4lly21…
📷Kanalımıza destek olmak için videoyu beğenmeyi, görüşlerinizi yorumlarında paylaşmayı ve takip etmeyi unutmayın
Türkiyeli dayatmasına karşı Türk milleti kazandı.
İstanbul Barosu yeniden Atatürk’ün barosu oldu.
Ne mutlu Türk’üm diyene!🇹🇷
‘Türkiyeli’ diye milletin adını değiştirmek isteyenler kaybetti.
Türk barosu Türk kalacak.
Tebrikler Ümit Kocasakal.
Faşizm diye Türk’e, Türk milliyetçiliğine ve Atatürk’e saldıran zihniyet geriledi.
İstanbul Barosu Cumhuriyetçilerin yönetiminde.
Hayırlı olsun.
Türk’üm demekten utanmayan, ‘Türkiyeli’ diye kimliğini inkâr etmeyen bir baro yönetimi geldi.
Bu sonuç Atatürkçü avukatların eseridir.👏👏👏
Prof. Dr. Ümit Kocasakal İstanbul Barosu Başkanlığına Seçilmiştir...
İstanbul Barosu; Laik Cumhuriyet rejimini ve demokrasiyi ayakta tutan bağımsız adalet sisteminin ve hukukun üstünlüğünün korunmasının yegane teminatı olan, insan haklarının ihlal edilmesine karşı mücadele yürüten, avukatlık meslek etiği kurallarını denetleyen hayati bir kurumun önemli bir kalesidir.
Uzun süre şer odaklarının etkisi ve kontrolü altında kalan, bu yüzden de büyük bir tahribata uğrayıp çizgisinden şaşan İstanbul Barosu'nun Sayın Kocasakal ve ekibinin yapacağı müsbet çalışmalar sayesinde fabrika ayarlarına döneceğine ve diğer barolara örnek teşkil edeceğine olan inancım tamdır.
Yıllarca yargıya hizmet etmiş bir Adli Tıp Öğretim Üyesi olarak şahsını ve yönetimini kutluyor başarılar diliyorum...
Dr. Vecdet Öz
Adalet Partisi
Genel Başkanı
#ÜmitKocasakal #İstanbulBarosu @umitkocasakal_ @istbarosu
Atatürk ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ dedi, bazıları ‘Türkiyeli’ diye milleti parçalamaya kalktı.
İstanbul Barosu bu oyuna son verdi.
Cumhuriyetçi Güç Birliği kazandı.
Türk milletinin varlığını ve üniter yapısını savunanlar kazandı.
Atatürk’ün çizgisinden sapmayan bir baro yönetimi hayırlı olsun.
İstanbul Barosu, Atatürk’ün ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir’ sözünün gereğini yaptı.
Türkiyeli değil, Türk barolarız.
Türk kimliğini bulanıklaştırmaya çalışanlara karşı net bir cevap verildi.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Ümit Kocasakal ve ekibine başarılar👏🧿🇹🇷
Ümit Kocasakal’dan Sert Çıkış: “Cumhuriyete Karşı Darbe Girişimi Var”
Cumhuriyetçi Güç Birliği İttifakı'nın adayı Prof. Dr. Ümit Kocasakal, İstanbul Barosu seçimleri dolayısıyla gerçekleştirdiği konuşmada çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Mevcut sürece ve rejime yönelik eleştirilerini sert bir dille dile getiren Kocasakal, "Cumhuriyete karşı bir darbe teşebbüsü var" diyerek kamuoyuna dikkat çeken uyarılarda bulundu.
İstanbul Barosu yönetimi yeniden Cumhuriyetçilerin eline geçti.
Ümit Kocasakal’ın başkan seçilmesiyle ‘Türkiyeli’ diye milletin kimliğini bulanıklaştırmaya çalışan zihniyet geriledi.
Atatürk ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ dedi; bazıları ise Türk demekten utanıp ‘Türkiyeli’ dayatmasıyla üniter yapıyı aşındırmaya kalktı.
Sandık onlara gereken cevabı verdi.
Türk’üm demekten korkmayan, Atatürk’ün 6 okuna ve Cumhuriyet’in değiştirilemez ilkelerine sahip çıkan bir baro yönetimi geldi.
İstanbul Barosu yeniden Türk’ün ve Cumhuriyet’in kalesi oldu.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Tebrikler Ümit Kocasakal ve Cumhuriyetçi Güç Birliği’ne!🇹🇷
İstanbul Barosu Başkanlığına seçilen Ümit Kocasakal, Türk tarihinin en karanlık, en alçak ve en hain dönemlerinden biri olan kumpas davaları sürecinde, FETÖ ve işbirlikçilerinin hukuku ve adaleti silah olarak kullanarak Türk ordusuna ve Türk donanmasına saldırdığı günlerde yanımızda dimdik durmuş bir hukuk insanıdır.
Herkesin susmayı, korkuya teslim olmayı tercih ettiği o karanlık dönemde, Silivri mahkemelerinde gerek hukuki mücadelesi gerekse cesur açıklama ve eylemleriyle hukukun, adaletin ve kumpas mağdurlarının yanında yer almıştır.
O gün gösterdiği cesaret, kararlılık ve Cumhuriyet’e bağlılığın, yeni dönemde de yol göstericisi olacağına inanıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa ile güvence altına alınmış laik, demokratik, sosyal hukuk devleti niteliğinin ve üniter yapısının korunması uğrunda aynı kararlılık ve fedakârlıkla mücadele edeceğine inancımız tamdır.
Ümit Kocasakal’ı yürekten kutluyor, İstanbul Barosu Başkanlığı görevinde başarılar diliyorum.
Neo Sevr güncesi kapsamında, art arda depremler yaşandı, ölenler oldu.
Büyük Marmara Depremi, “Küçük Kıyamet”e gün sayıyor.
Hal böyleyken…
Cevap’ını arayan soru şu:
Deprem aşısı bulundu mu?!
Soru saçma diyenler çıkabilir.
Mümkün.
Ne var ki, Neo II. Dünya Savaşı çerçevesi’nde, suni deprem’e (HAARP) ‘çare’ aramak ne ise Korona’ya ‘aşı’ aramak benzer hikaye!
Mektup’u düz okumamak elzem.
“Tehirli 2026 Kıyamet güncesi” kapsamında ‘Panzehir’ nedir ne değildir?!
Netice:
Parmak bir şeyi işaret ederken parmak’a bakan yüksek akıl’lar yek tek ortada!
Teslim edilen ya da teslim alınan hak’lar, ‘korku’dan kaynaklı esir düşmüş ise ya da Dünya’nın
‘Aydınlanmacı’ damarı kaybeder ise bu gezegen nasıl bir gezegen olur?!
ElCevap: ?!
Küresel sermaye, “ulus devletler”e karşı!
Komplo’nun tercüme edilmiş hali bu!
Her komplo, bir öncekine benzeyecek diye bir kural yok!
Kral Çıplak.
“Daha parçalanmadık” diyenler, çok değişkenli tablo kapsamında, parçalanmaya giden “Ak mermer kırık’ı”nı takip ettiklerinde, karşılarına Osmanlı’nın sonundan farklı bir tablo çıkıyor mu?!
Matruşka BOP’taki operasyonun adı “Neo Osmanlı” ise finali, Osmanlı’nınkinden farklı değil!
Aynı suda iki defa.
Doğu Roma operasyonu bitti!
Batı Roma operasyonu, su’yun özenle bulandırıldığı süreç'in içinde...
Bir (Acem) suikast “büyük resim”de her şeyi değiştirir.
Neo 11 Eylül.
Neo 1 Mart Tezkeresi.
Suriye üzerinden İran.
Vs vs.
Çok yazdık, süreç ne akademik ne de ideolojik.
Önce sorun’u anlayacaksın, sonra çözüm’ü üretmeye ve/veya aşı’sını bulmaya çalışacaksın!
Aksi halde, grip’in bir tık ötesindeki ‘virüs’ üzerinden tehdit ederler, karantina’lı başkent gündem(ler)i ortada.
“İstihbarat savaşları”kapsamında, insan ömrünü uzatan bu zincir’e
çomak sokuldu.
Demem o ki:
Büyük Resim’deki makas’lar ortada!
Kurnazlık bir zeka çeşidi değildir ise çözülmeyi bekleyen yek gündem:
“Gordion Düğümü” nasıl çözülür, nasıl çözülmez!?
Nüans?!
Tehirli 2026 Kıyamet Takvimi kapsamında, istihbarat’ın çıkmaz, olmaz dediği ne varsa olmuş, çıkmış ve de yaşanmakta ise kırıp dökmeden yazıp çizelim:
Parmak bir şey’i işaret ederken, parmak’a bakanlardan olmamak hayat memat mesele!
AKP'nin yeni anayasa yapmadaki asıl niyetini bir kenara koyuyorum, Ümit Kocasakal diyor ki "meclis anayasa yapamaz çünkü anayasada meclisin anayasa yapabileceği yazmıyor, yapmaya kalkması bir darbe teşebbüsüdür".
Yav anayasayı halkın seçtiği meclis yapmayacaksa o zaman kim yapacak? Ordu mu yapacak? Sizin düşündüğünüz gibi bir ordu da kalmadı ki artık, adamlar hâlâ 2010 öncesinde yaşıyorlar, Allah akıl fikir versin.
Enerji bazlı dünyalar savaşı çerçevesi’nde ‘sorun’ veya ‘soru’ doğru anlaşılmamış ise “çare/deva”
diye üretilen ‘zehir’dir, ‘panzehir’ değil!
Su ‘hayat’tır, arsenik ise ‘ölüm’!
Gelişmiş medya araçları ve ele geçirilmiş uluslararası kurumlar üzerinden bir başka “cambaza bak”tırma numarası çekiliyor.
İletişimde temel kuraldır:
Karşındaki kişinin anladığı kadar varsın ve/veya karşındaki kişi ne anlamak ister ise onu duyarmış.
Bu çerçeve’de, BOP’un final’inde, devlet’leri yöneten akıl’ların IQ/EQ’ları yek tek ortada.
Gazi hayatta olsaydı bugünkü kamu yönetimine ilişkin hangi soruları gündeme getirirdi diye düşünüldüğünde şu başlıklar öne çıkar:
• Ordunun mevcut durumu nasıl değerlendirilirdi?!
• Tarikat ve cemaatlerin kamu kurumlarındaki etkisi nasıl ele alınırdı?!
• Ekonomi, eğitim, ahlak, aile, adalet ve din alanındaki gelişmeler nasıl yorumlanırdı?!
• Tersaneler, limanlar ve madenlerin yönetimi nasıl sorgulanırdı?!
• İstanbul’un durumu nasıl değerlendirilirdi?!
• Kıymetli madenler ve petrolde yerli payın düzeyi nasıl ele alınırdı?!
• Şeker fabrikaları ve tarımdaki dışa bağımlılık nasıl yorumlanırdı?!
• ABD üslerinin varlığı nasıl değerlendirilirdi?!
• Bazı yasaların çıkarılma süreçleri nasıl sorgulanırdı?!
• Borç, faiz ve işsizlik sorunları nasıl ele alınırdı?!
• “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin uygulanması nasıl yorumlanırdı?!
• Yüz yıl önce uzaklaştırılan güçlerin yeniden etkili hale gelmesi nasıl değerlendirilirdi?!
“… olsaydı şöyle yapardı” diyebilmek için onun devlet aklını kavrayacak bilgi gerekir.
Gazi önce muhalefetin yetersizliğini ele alırdı.
Uzun yıllardır iktidarda olanlara yönelik değerlendirmesi ise ayrı bir tartışma konusudur.
Ne yazık ki bazı çevrelerde bu tür soruları sorma ve devlet aklıyla düşünme alışkanlığı zayıftır.
Siyasette hiçbir şeyin tesadüf olmadığı da unutulmamalıdır.
Uğur Mumcu şu an yaşıyor olsaydı size yönelik cevabı eminim çok sert olurdu!
Nedenini açıklayayım @ibrahimkaboglu ;
Siz Atatürkçülük maskesi altında, Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulus Devlet kavramının temeli olan toplumsal dayanışma için kullanılmış Türkiye halkı ifadesini çok uluslu bir Türkiye yaratmak için kullanıyorsunuz!
Bunu ispatlamak için hani Atatürkçüyüm diyorsunu ya…
Sorum şu: “Cumhuriyetimizin 1923 kuruluş değer ve nitelikleri ideolojik pusulamdır” diyebiliyor musunuz?
Bazı çevreler “Türküm” demeyi ırkçılık sayarken başka kimlikleri sahiplenmeyi normal karşılar.
Oysa Cumhuriyet’in temelinde Türk milleti bilinci vardır.
Tarih kahramanlar kadar , hainleri de kaydeder.
Ülkenin kurucusu GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN portresini kaldırmak makam için AHDE HAİNLİKTİR.
AK Parti’ye geçen Onur Emrah Yıldız Atatürk portresini kaldırdı, Erdoğan'ın fotoğraflarını astı yenicaggazetesi.com/ak-parti…























