NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz bugün (28 Ekim 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Sohbetimizi ekteki linkten(youtube.com/live/MTZBZHZS6UQ)
canlı olarak izleyebilirsiniz
Aile içi tartışmalarda, zihnindekini bir an önce söyleme isteği çiftlere büyük hatalar yaptırmaktadır.
Tartışma sırasında zihnindekini söyleyerek haklı çıkacağını düşünen karı ya da koca, daha da ileri giderek muhatabının sözünü kesmek suretiyle tartışmayı derinleştirmektedir.
Tabii sözü kesilen diğer eş buna ciddi derecede sinirlenmektedir.
Kendinizi bu durumlara düşürmeyin. İnşallah olmaz ama aile içi tartışmalar yaşadığınızda ne olursa olsun, eşinizin sözünü hiçbir surette asla kesmeyin.
İsterseniz söyleyeceklerinizi unutacak bile olsanız eşinizin konuşmasını bitirmesine muhakkak fırsat verin.
Bunu yapmazsanız zihninizdekini söyleseniz bile kuvvetle muhtemel bu işe yaramayacaktır. Çünkü sizin zihninizdekini söylediğiniz şeye karşı eşiniz de bir şey söyleyecek konu anlaşma değil kavgaya dönecektir.
Bu yüzden eğer tartışmaya girseniz bile bu durumda konuşmak için acele etmeyin. Bu acele size, başta eşinizi sinirletmek olmak üzere çok büyük hatalar yaptıracaktır.
Siz sabırla eşinizin sözünü bitirmesini beklerseniz hiç merak etmeyin, konuşma sırası önünde ya da sonunda mutlaka size gelecektir. Buna emin olabilirsiniz
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (28 Ekim 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
SİYONİZME HİZMET ETMENİN, KILIĞI KIYAFETİ YOK BU ÜLKEDE... EN ÇOK TA, MUHAFAZAKAR KILIKLILAR HİZMET EDİYOR İSRAİL'E... NASIL MI? YENİ YAZIM... OKUYUP VE BOLCA OKUTALIM... ANCAK BU KADAR… sakaryayenihaber.com/makale/… .
İstanbul Barosu seçimlerini kazanan Ümit Kocasakal ağzını yaya yaya Millilikten bahsediyor, hedef gösterdiği kitleyi milli olmamakla suçluyor ama kendisi 1821'de Morayı koparmak için Osmanlıya isyan eden Rum asileri desteklemek için Yunanistan'a kadar giden Türk düşmanı ve küçük kızlara tecavüz eden Epstein benzeri Victor Hugo'yu referans olarak gösterebiliyor.
Yani terör destekçisini övüyor.
Ne demek yani, Mora Osmanlı toprağıydı, Morayı Osmanlı'dan koparmak üzere hareket edenler Rum ayrılıkçı teröristlerdi.
İşte bu Rum ayrılıkçı teröristleri 1821'de Osmanlı askerlerine kışkırtmak için üşenmeden yorulmadan Yunanistana kadar giden terör destekçisi, Türk düşmanı, İslam düşmanı Victor Hugo'yu kendisine örnek olarak alabiliyor.
Isterseniz Victor Hugo'nun Türklerin aleyhine yazdığı
"Mavi Gözlü Yunan Çocuğu" şiirini bir okuyun. Türklere nasıl kin tuttuğunu ve iftira attığını kendi gözlerinizle görün.
Türkler geçti buradan; her şey yıkıntı ve matem.
Sakız, şarap adası, şimdi karanlık bir kayalık,
Yaprakları dökülmüş, neşesiz çamların gölgesinde.
Ne bir ev kalmış ayakta, ne bir kule, ne bir duvar,
Ne de çan sesleri yükselen o eski kiliselerden bir iz...
Her şey susmuş. Sadece o ıssız kayalıkta,
Mavi gözlü, sarı saçlı bir Yunan çocuğu oturur;
Başını eğmiş hüzünle, kimsesiz ve yapyalnız.
Sığınacak bir çatıdan, tutunacak bir daldan yoksun,
Bu korkunç harabelerin ortasında tek başına.
Ey çocuk, diyorum, ne istersin hüzünlü gözlerinle?
Ağlama artık! İster misin sana bu tatlı meyveleri vereyim?
Ya da şakıyan o altın kanatlı kuşu getireyim mi?
Ne istersin gülümsemen için, söyle bana?
Güzel bir çiçek mi, yoksa mavi dalgalarda yüzen bir sandal mı?
Mavi gözlü çocuk yanıt verir:
— Ben barut istiyorum, fişek istiyorum!
Victor Hugo'nun iğrençliği sadece bu kadar mı, tabii ki hayır.
Victor Hugo ayrıca, epistein gibi küçük kızları taciz eden bir sapık.
Dünyaya servis edilen Sefiller adlı romanıyla sefilliğin edebiyatını yapan bu yaşlı sapık, küçük kızların açlığını ve yoksulluğunu fırsat bilerek onları iğrenç emellerine alet ediyordu.
Bu iğrenç fiili yaparken hayvani bir çılgınlıkla aç kızların üzerine çullanıyordu.
Sefilliğin edebiyatını yazan bu yaşlı sapık hayatını sürdürmek için bedenlerini satmak zorunda kalan bu kızlara acımak bile aklından geçmiyordu.
Halkın kadınlarının hayatta kalmak için bedenlerini satmak zorunda bırakılmasının trajik kaderi üzerine Sefiller adlı eseri ile güya nesilleri ağlatan bu sapık, aynı tecavüzü birkaç sent karşılığında kendisi büyük bir rahatlıkla yapabiliyordu.
Büyük ahlakçı, üstelik, sapkınlıklarının korkunç bir muhasebesini tutmaktan geri de durmuyordu.
Özel defterlerinde, iğrenç ücretleri, yaşları ve cinsel fantezileri titizlikle not ediyor, sefillerin bedenini basit bir hesap defterine indirgiyordu.
Şifreli günlükleri, örneğin "Küçük çamaşırcı kız, 15 yaş: 2 frank" ya da "Verrerie Sokağı'ndan kız, 16 yaş. 1 frank 50" gibi ürpertici girdilerle dolu; bunların arasında, İspanyolca kodlanmış, küçük kızların bedenlerini diline dolamış, cinsel dozları yüksek betimlemeler yer alıyordu.
Bu adamın zalimliği, ona hayatını adamış sadık sevgilisi Juliette Drouet ile daha trajik bir şekilde ortaya çıkıyordu. Halbuki kadın, varlığını ona feda etmişti.
Yazar, kendini evrensel özgürlüğün şampiyonu olarak yüceltirken, sevgilisinden tam bir itaat talep ediyor, onu çift kilitle hapsediyordu.
Halkları Manipüle ederek kitaplarından elde ettiği telif haklarından devasa bir servet biriktirirken, kadını aşağılayıcı bir yoksulluk içinde tutmaktan sadist bir zevk alıyordu.
Mektuplaşmaları, bir kadının çilesini gün yüzüne çıkarıyor. Kışın üşüyerek, kasaba ya da odun için yalvarmak zorunda kalıyor, çaresizce şöyle yazıyordu: "O kadar yoksulum ki sevgilim, ayaklarıma giyecek ayakkabım bile kalmadı".
Kendi elbiselerini rehin vererek hayatta kalmaya çalışırken, Hugo, yoksul mahallelerden genç kızlarla defalarca birlikte olmak için sınırsız harcamalar yapıyordu.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi 15 ve daha küçük yaşlardaki yoksul kızları para karşılığı taciz eden Epsteinin bir kopyası gibi Victor Hugo'nun reklamını kütüphanesinin duvarında yapabilmekte ne yazık ki
Dünyaya servis edilen Sefiller adlı romanıyla sefilliğin edebiyatını yapan Bu yaşlı sapık, bu kızların açlığını ve yoksulluğunu fırsat bilerek onları iğrenç emellerine alet ediyordu.
Bu iğrenç fiili yaparken hayvani bir çılgınlıkla yoksul kızların üzerine çullanıyordu.
Sefilliğin edebiyatını yazan bu yaşlı sapık hayatını sürdürmek için bedenlerini satmak zorunda kalan bu kızlara acımak bile aklından geçmiyordu.
Halkın kadınlarının hayatta kalmak için bedenlerini satmak zorunda bırakılmasının trajik kaderi üzerine güya nesilleri ağlatan bu sapık, aynı sefaleti birkaç sent karşılığında kendisi büyük bir rahatlıkla yapabiliyordu.
Büyük ahlakçı, üstelik, sapkınlıklarının korkunç bir muhasebesini tutuyordu. Özel defterlerinde, iğrenç ücretleri, yaşları ve cinsel eylemleri titizlikle not ediyor, sefillerin bedenini basit bir hesap defterine indirgiyordu.
Şifreli günlükleri, örneğin "Küçük çamaşır kız, 15 yaş: 2 frank" ya da "Verrerie Sokağı'ndan kız. 16 yaş. 1 frank 50" gibi ürpertici girdilerle dolu; bunların arasında, İspanyolca kodlanmış soğuk anatomik betimlemeler yer alıyordu.
Bu adamın zalimliği, ona hayatını adamış sadık sevgilisi Juliette Drouet ile daha trajik bir şekilde ortaya çıkıyor; kadın, varlığını ona feda etmişti.
Yazar, kendini evrensel özgürlüğün şampiyonu olarak yüceltirken, sevgilisinden tam bir itaat talep ediyor, onu çift kilitle hapsediyordu.
Telif haklarından devasa bir servet biriktirirken, onu aşağılayıcı bir yoksulluk içinde tutmaktan sadist bir zevk alıyordu.
Mektuplaşmaları, bir kadının çilesini gün yüzüne çıkarıyor. Kışın üşüyerek, kasaba ya da odun için yalvarmak zorunda kalıyor, çaresizce şöyle yazıyordu: "O kadar yoksulum ki, sevgilim, ayaklarıma giyecek ayakkabım bile kalmadı".
Kendi elbiselerini rehin vererek hayatta kalmaya çalışırken, Hugo, yoksul mahallelerden genç kızlarla defalarca birlikte olmak için sınırsız harcamalar yapıyordu.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi de kütüphanenin alnına bu sapığın ismini ve kitabını yapıştırarak reklamını yapabiliyor.
Akıl alır gibi değil.
Oktay Saral kardeşimiz ADAM'dır.
Aynı onun dediği gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın bildiği bir şey vardır, biz ona itiraz etmeyiz.
Bu saatten sonra Oktay kardeşimiz değil, görevdeyken görevinin hakkını veremeyen ezik, korkak tenekeler kişiler düşünsün.
Çünkü o, görevdeyken görevinin hakkını fazlasıyla vermiş ADAM gibi ADAM'dı.
Zira nice önemli görevlerde bulunup adam zannettiğimiz o kadar boş çuvallar var ki.
Bugün, 2016 yılından bu yana büyük bir onur, şeref ve sorumlulukla yürüttüğüm Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlığı görevimden istifamı sunmuş bulunuyorum.
Makamlar gelip geçer, unvanlar el değiştirir. Asıl mesele, insanın hangi makamda oturduğu değil, hangi değerlerin arkasında durduğudur. Bizim için esas olan makamlar değil, yıllardır aynı istikamette yürüdüğümüz davamız ve Sayın Cumhurbaşkanımızla omuz omuza verdiğimiz mücadeledir.
Bu kararım, inandığım değerlerden ve milletimize hizmet etme irademden bir adım geri atmak anlamına gelmemektedir. Dün olduğu gibi bugün de yarın da Sayın Cumhurbaşkanımızın yanında, aynı inanç ve kararlılıkla yol yürümeye devam edeceğim.
Rabbim bizleri makamların gölgesinde güç arayanlardan değil, hakikatin ışığında dimdik duranlardan eylesin. Bedeli ne olursa olsun inandığı değerleri savunanlardan eylesin.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
🚨Milyarları Götürenler Dışarıda, Peygamberimizi Savunanlar Hâkim Karşısında!
Büyük Doğu Akıncıları İstanbul İl Başkanı Alper Kaan Aykut, Leman dergisinin Peygamber Efendimiz’e yönelik yayınına tepki gösterdiği için yeniden hâkim karşısına çıkıyor.
Tüm Müslüman kardeşlerimizi, Alper Kaan Aykut’u yalnız bırakmamak ve duruşmaya destek olmak için Çağlayan Adliyesi’ne davet ediyoruz!
📅 27 Ekim Salı
🕚 11.00
📍 Çağlayan Adliyesi – 32. Asliye Ceza Mahkemesi
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
Trabzonspor Taraftarına Allah Rızası İçin Bir Hatırlatma
«Kim Allah’ın şiarlarına (dinin koyduğu sembollere ve kutsallara) saygı gösterirse, şüphesiz bu kalplerin takvasındandır.» (Hac Sûresi: 32.Âyet-î Kerîme)
İslam fıkhında Allah Teâlâ’nın ism-i şerifi ve Kur’an-ı Kerim ayetleri, şeriatın tazim gösterilmesini emrettiği en mukaddes değerlerin başında gelir. Mukaddesatın hürmetine aykırı düşecek, onları sıradanlaştıracak veya birer eğlence aracı haline getirecek tutumlara karşı fukaha son derece titiz davranmıştır. Klasik Hanefî fıkıh kaynaklarında ve Molla Ali el-Kârî’nin Şerhu Elfâzi’l-Küfr adlı eserinde ele alınan meseleler, günümüzde stadyum tribünlerinde atılan birtakım slogan ve tezahüratların şer’î boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir.
Fıkıh kitaplarında yer alan hükümlere göre; bir kimsenin Kur'an'ı, mescitleri veya dinin yücelttiği unsurları hafife alması (istihfâf) kesin olarak yasaklanmıştır. Nitekim “Her kim Kur’an’ı, mescidi veya şeriatın tazim kıldığı benzeri bir şeyi hafife alırsa kâfir olur" hükmü, şeriatın yücelttiği değerlere saygının önemini ortaya koymaktadır.
Yine insanların kalabalıklaştığı bir ortamda sırf mizah, laubalilik veya durumun ritmine uymak amacıyla ayet okunması yahut Allah’ın kelamının kişisel sözlerin yerine ikame edilmesi, mukaddesatı değersizleştirme şüphesi taşıdığı için sakıncalı görülmüştür. Nitekim eserde geçen "Her kim Allah Teâlâ’nın kelamını kendi sözünün yerine hafife alarak/değersizce kullanırsa kâfir olur" ifadesi ile kalabalığı görünce Kehf Sûresi 99.Âyet-i Kerîme’yi okuyan kimse örneğinde belirtildiği gibi; kişi bu sözü kendi fiiliymiş gibi kullanırsa imani tehlikeye düşer. Ancak kastı insanlara ibret vermek veya kıyameti hatırlatmak (tezekkür) ise tekfir edilmez.
Aynı şekilde
Arapçada "Abd" (kul) kelimesinin küçültme/sevgi formu "Ubeyd" (kulcuk/cağız) şeklindedir. "Ubeydullah" denildiğinde "Allah'ın kulcuğu" manasına gelir. Fakat bir kimse bunun sonuna "senin" anlamına gelen 'kâf' harfini ekleyip bir başkasına "Ubeydullah-ke" (Senin Allah kulcuğun / senin kulcağızın) dediğinde burada fıkhi bir ayrım doğar:Eğer aşağılama/küçültme doğrudan "Mużâfun İleyh"e yani Allah Teâlâ’nın ismine yönelikse: Kişi Allah’ı veya O'nun ismini hafife almak, alay etmek amacıyla bu ifadeyi kullanırsa bu açıkça küfürdür.Eğer aşağılama "Mużâf"a yani kulun kendisine/karşıdakine yönelikse: Kişi burada Allah’ın ismini değil, muhatabı olan insanı küçültmeyi, ona "Sen değersiz/önemsiz bir kulcağızsın" demeyi kastetmiştir. Dolayısıyla hürmetsizlik Allah'a değil insana yapıldığı için bu sözü söyleyen kişi kâfir olmaz.
Ne dediğini, kelimenin nerelere çekileceğini bilmeyen cahil bir kimse bu tür laubali ifadeleri kullandığında; kastı Allah’ın adını hafife almak veya dinden çıkmak olmadığı için ona "kâfir oldu" denilemez. Kelimedeki 'kâf' harfini bir ağız alışkanlığı, boş bir laf (lağv) veya dalgınlıkla (sehv) söylemiş olma ihtimali göz önüne alınarak tekfir edilmez.
Aynı şekilde İmam Muhammed el-Fadl (el-Kemârî)
Cahil halk, gelen bir şahsa hürmet ve coşku sunmak isterken Allah Teâlâ’nın adını bu tür merasimlere harmanlamakta; insanlara tazim edeyim derken Lâfz-ı Celâl’i laubali bir eğlence ve slogan malzemesi haline getirmektedir.
"Tüm bunlar lehv (boş eğlence), oyun ve haramdır" fetvasını vermiştir.
Bu fıkhi esaslar ışığında, Trabzonspor tribünlerinde veya diğer stadyumlarda bir futbolcu için atılan "Allah Allah Muhammed Salah" şeklindeki tezahürat ele alındığında meselenin ciddi sakıncaları ortaya çıkmaktadır. İsmi Câmi ve İsm-i A'zam olan "Allah" ismi; bütün ilahi sıfatları, bereketi ve tazimi bünyesinde toplayan en yüce isimdir. Bu mübarek ismin asli vazi ve anılma amacı yalnızca ibadet, zikir, dua ve tazimdir. Şeriatın böylesine yücelttiği bir ismi, stadyum gibi kadın-erkek karışık ortamlardan (ihtilat), tesettür sınırlarına dikkat edilmeyen durumlardan, küfürlü sözlerin ve bahis/iddia gibi haramların havada uçuştuğu bir atmosferden müteşekkil bir alanda dile getirmek lafzın hürmetine zıttır.
NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz bugün (21 Ekim 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Evli çiftler karşılıklı olarak evlilikleri boyunca yaşadıkları olumsuzlukları sürekli dile getirmektedirler.
Bu olumsuzluklar hakkında şikayetlenmenin, onları sürekli gündeme getirmenin çözüme yönelik tek bir faydası yoktur hatta evliliği sıkıntıya sokucu ciddi etkileri de vardır.
Karı-koca geçmişte yaşadıkları olumsuzlukları birbirlerine sürekli dile getirdikçe karşı tarafın tahammülü tükenmektedir. Ben ne yapsam eşimi memnun edemeyeceğim şeklinde evliliği yürütme yönlü hedefleri zayıflamaktadır.
Değerli kardeşlerim; geçmişte yaşadığınız her ne olursa olsun,
Bana az çektirmedin
Senin yaptıklarımı unuttuğumu düşünme
Beni hep yalnız bıraktın
Senelerce senden destek bekledim
Bana tek bir gün bile gün yüzü göstermedin vs vs vs
türü cümleleri tek bir sefer bile lütfen dile getirmeyin.
Bu cümlelerin evliliğinize hiçbir faydası yoktur. Bilakis evliliğinize onulmaz yaralar açmaktadır.
Geçmişteki yaşadığınız olumsuzlukları hiç dile getirmemiş olsanız, tartışma çıkacak konuların en az yarısının üstesinden gelmiş olursunuz.
Bu sebeple evliliğiniz boyunca olumsuz olarak ne yaşadıysanız, hiçbir tanesini, tek bir kez bile lütfen dile getirmeyin.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (21 Ekim 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
Hem kadın hem erkek için düzenlenmiş hali..
Mümin bir erkeğin iki cihan saadetini, neslini ve hane huzurunu korumak adına evlilikten önce uygulaması gereken tavizsiz filtre şudur:
1. Allah’ın farz kıldığı tesettüre riayet etmeyen, namazı ikame etmeyen ve ibadetlerini aksatan kadınlarla evlenmeyin.
2. Fıtrata teslimiyet göstermeyen, meveddet ve sekînet şuurundan uzak, erkeğin şer'î riyasetini (kavvamlığını) ve meşru itaatini "aşağılanma" sayan kadınlarla evlenmeyin.
3. Bedenini, evini ve mahremiyetini sosyal medyada teşhir eden, doyumsuz tüketim hırsıyla yaşayan kadınlarla evlenmeyin.
4. Annelik vasfı taşımayan, çocuk yetiştirmeyi külfet gören ve evladına İslâmî terbiye verecek zihnî ve ahlakî olgunluktan yoksun kadınlarla evlenmeyin.
5. Dilinden şükür düşmüş; sürekli şikâyet eden, huzursuzluk üreten ve haneye menfîlik aşılayan kadınlarla evlenmeyin.
6. Dışarıdaki insanlara karşı nazik ve tatlı dilli olup, evinde kendi eşine karşı kaba, nobran ve sert davranan kadınlarla evlenmeyin.
7. Karşı cinsten "arkadaş/kanka" edinen, laubali muhabbetlere giren ve şeriatın mahremiyet sınırlarını çiğneyen kadınlarla evlenmeyin.
8. Eşine hürmet ve güven duymayan, istişare edilen her meşru kararı sürekli kriz ve çatışma konusu haline getiren kadınlarla evlenmeyin.
9. Eşiyle vakit geçirmekten sıkılan; huzuru filmde, müzikte ve sosyal medyanın anlamsız bataklığında arayan kadınlarla evlenmeyin.
10. Hayatında bir intizam, gaye ve ciddiyet bulunmayan; savruk, dağınık ve ne olduğu belirsiz bir hayat süren kadınlarla evlenmeyin.
11. Fıkhî hükümleri cımbızlayıp hevasına uydurarak yuvasına, eşine ve ailesine hizmeti yük gören samimiyetsiz kadınlarla evlenmeyin.
12. Aklen ve fikren olgunlaşmamış, istişareye ehil olmayan ve laf anlamayan basiretsiz kadınlarla evlenmeyin.
13. Dili gıybet ve nemîme (laf taşıma) ile kirlenmiş; hayatını Allah rızasına göre değil, "elalem ne der" putuna göre yaşayan kadınlarla evlenmeyin.
14. Aklını ve kalbini feminizm, sekülerizm ve modernizmin fıtrat düşmanı propagandalarına teslim etmiş kadınlarla evlenmeyin.
15. Sıla-i rahmi kesen, eşinin ailesine düşmanlık güden ve kendi anne-babasının hukukuna dahi riayet etmeyen vefasız kadınlarla evlenmeyin.
16. Eşinin kazancına ve imkânlarına kanaat etmeyip, sürekli başkalarının sahte hayatlarıyla kıyas yaparak nankörlük eden kadınlarla evlenmeyin.
17. Hata yaptığında özür dilemeyi kibir sayan, nasihat kabul etmeyen ve nefsiyle yüzleşmekten kaçan kadınlarla evlenmeyin.
18. Öfkelendiğinde sınır tanımayan, sır saklamayı bilmeyen ve evinin mahremini başkalarına ifşa eden kadınlarla evlenmeyin.
19. Kendi mesuliyetleriyle yüzleşmek yerine sürekli "mağdur" rolü oynayan, her tartışmada geçmişi ısıtıp önünüze koyan kurban psikolojisi bağımlısı kadınlarla evlenmeyin.
20. Meşru bir mazereti olmaksızın yatağı ve yakınlığı eşine karşı bir ceza, tehdit veya şantaj aracına dönüştüren kadınlarla evlenmeyin.
21. Kendi lüksü, gösterişi ve hevesleri uğruna kocasını faize, krediye ve harama girmeye zorlayan kadınlarla evlenmeyin.
22. Eşinin izzetini, şerefini ve vakarını akraba veya arkadaş ortamında alaya alan, kocasını küçük düşürmekten çekinmeyen kadınlarla evlenmeyin.
23. Vaktini dedikodu ve dünyalık boş heveslerle öldürüp; ilimden, kitaptan, tefekkürden ve manevi tekamülden fersah fersah kaçan kadınlarla evlenmeyin.
Şimdi bir takım cahiller çıkıp yine koro halinde "Sana ne?" diye feveran edecektir. Benim hitabım onlara değil; izzetini, dinini ve neslini korumak zorunda olan Mümin erkekleredir.
Erkek kardeşlerim, kendinize gelin: Şehvetinizi tutun ve kendinize biraz saygınız olsun!
Şu uluslararası adalet sistemi diye kurduğunuz uluslararası zulüm düzeniniz sizin olsun.
Paşamız, Karabağ şehitlerinin çocuklarına dahil başörtüsü zulmü yapacak, biz ağzımızı açamayacağız.
Yoksa uluslararası kırmızı bülten çıkartır, uluslararası ceza mahkemesinde dava açarmış.
Şu rahatlığa bakar mısınız.
Bu nasıl bir şey yaa.
İnsanların dini tercihlerine karışıyor, onları okullara almıyor ama siz bu konuda ağzınızı açıp bir şey söyleyemeyeceksiniz.
Yoksa uluslararası ceza davası açılır, bu durumda dünyanın herhangi bir yerinde yapılan hiçbir zulmü bile eleştiremezsiniz artık.
Çünkü uluslararası ceza davası yurt dışına çıktığınız anda sizin yakanıza yapışır.
Nasıl bir dünya düzeni kurduklarını görüyor musunuz?
Onlar istedikleri gibi davranacaklar ama kimse ağızlarını dahi açıp eleştiri de bile bulunamayacak.
Kazara, kimileri ağızlarını açacak olurlarsa, ya bulundukları ülkelerde ya da seyahat ettikleri herhangi bir ülkede ellerine kelepçe takılıp cezaevine götürülecek.
Paraguayda, Şilide, Haitide, Nepalde Myanmarda, Çinde, Taylandda, nerede olursa olsun dünyada işlenilen herhangi bir zulme tek bir kelime dahi edemeyeceksiniz.
Ne güzel bir düzen kurdular değil mi?
Aliyev Efendinin iktidara gelişi de muhteşem. Seçimlerde %92 oylarla rekor üstüne rekor kırıyor.
Bu durumu eleştirme kabilinden dahi tek kelimede bile bulunamıyorsunuz.
Size sağladıkları özgür düzen bu şekilde.
Aliyev Efendideki rahatlığa bakar mısınız?
Paşamız istediğini yapacak, uluslararası sistem zaten onun emrinde.
O kırmızı bülteni çıkaracak, dünyanın neresinde olursa olsun eleştirenler süklüm püklüm onun huzuruna getirilecek.
Birleşik Milletler şapkası adı altında kurulan adil düzen bu işte.
Aliyev Efendideki bir diğer rahatlık da akıllara durgunluk verecek derecede.
Türkiyeden de bu konuda destek istiyor.
Yani Türkiye de Aliyev Efendiyi eleştiren herkesi ters kelepçe Baküye gönderecek, Aliyevin ayaklarının dibine atacak. Aliyev Efendi bunu bekliyor.
Uluslararası düzen denilen bu maskaralığın ne kadar hukuk dışı olduğunu, Aliyev Efendinin bu beklentileri çok net bir şekilde ortaya koymaktadır artık.
Bu düzenden adalet mi beklenir?
Karabağ Savaşındaki desteğimize vefa duymadı diye hayretler içerisinde kalıyoruz.
Parasıyla yaptırdım diyebilecek durumlara kadar düşüyor.
Karabağ savaşı sırasında, biz ölümüne, aşkla mücadele ederken Aliyey Efendi o zaman, parasıyla yaptırdım demiyordu ama.
Karabağda kazanılan 44 gün zafer bize 44 yıl gibi geldi.
Her gün cephelerden haber bekledik.
Kızlarımızın başörtülerini yasaklayasınız diye bu heyecanı birlikte paylaşmadık.
Bunun bize vefasızlığı ne ki!
En büyük vefasızlığı Karabağ Savaşını kazanan şehidin kızını okuldan kovmakla yapmadı mı?
Ama sıra İsraile vefaya geldi mi orada hiç kusur göstermiyor.
Bakın İsrail CB'sine tebessümden neredeyse ağzı yırtılacak.
Tekrar söyleyelim, İlham Aliyev Efendi; Allah sana mühlet veriyor.
Bu yasak er ya da geç kalkacak, istersen sen kendin kaldır.
Tarih bunu Türkiye'deki 28 şubatçılara gösterdi, merak etme sana da gösterecek.
Bu arada şunu söyleyeyim, kız ve erkek karma eğitime hiçbir şekilde sıcak bakmıyorum.
Burada benim en büyük itiraz noktam, inancı gereği başını örten kızlara yapılan ayrımcı muameleyedir.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
💢 İLGİLİ BAKANLIKLARA VE
YETKİLİLERE ÇAĞRIMIZDIR ⚠️
İsrail’i öven ve Gazze’deki askerî operasyonda ölen İsrailli komutanı “kahraman” ilan eden Maxim Galkin’in 25 Ekim’de İstanbul’da sahne alacağı duyuruldu.
İçişleri Bakanlığımızı, Kültür ve Turizm Bakanlığımızı ve İstanbul Valiliğimizi söz konusu etkinliği incelemeye ve gerekli adımları atmaya davet ediyoruz.
Gazze’de yaşananlar karşısında milletimizin hassasiyetleri görmezden gelinmemelidir! 🇹🇷🇵🇸
@TC_istanbul - @gul_davut -
@TC_icisleri
Ölüm acı ama tertemiz, günahsız, henüz tamamlanmış hafızlığın üzerinden vefat, Allahua'lem doğrudan cennettir İnşaAllah.
Bir de 6 ay önce babası vefat etmiş yavrucağızın.
Hafızlığını, babasının vefatına rağmen tamamlamış.
Aileye sabırlar diliyorum ama bu aile çok bahtiyar olmalı.
Çünkü daha şimdiden iki ferdini cennete göndermiş oldular Biiznillah.
Zorla kimse kimseye hiç bir şey yaptıramaz.
Bir ara, ben yaptım oldu şeklinde sonuca ulaşılmışsa da kendisine zorlamayla bir şey yaptırılan kişi bunu bir kenara not eder. Er ya da geç, bunu sizin karşınıza çıkartır.
İsterseniz, bunu unutmayın ama siz bilirsiniz.
Öte yandan, bir bayana soyun (afedersiniz) dediğinizde bu nasıl kabul edilemezse aynı bayanın elbisesinin bir parçası olan başörtüsü için de çıkar denilmesi kabul edilemez.
Bunu dediğinizde o bayana da soyun(afedersiniz) demiş olursunuz.
Soyun dendiğinde illada bütün elbiselerin çıkarılması gerekmiyor.
Bir kadına eteğini çıkar, pantolonunu çıkar, tişörtünü çıkar şeklindeki emirler ne kadar çirkin ve saldırgansa başörtünü çıkar emri de aynı o derecede çirkin ve saldırgandır.
Buna bütün toplumun tepki göstermesi lazım.
Bayanlar nahiftir onlara son derece dikkatli davranılması gerekirken bu hassasiyetleri geçip bütün herkesin içinde örtünü çıkar emri o bayana yapılmış son derece ağır bir nezaketsizliktir ve ona yönelik yapılmış bir soyun emridir.
Bu ağır yükü kaldıramayacak kadına yönelik büyük bir travmadır.
Herkesin önünde bir kadına örtünü çıkar diyorsunuz.
Nerede sizin kadın dernekleriniz, hani sözde kadın hakları savunucusu sevgi kelebekleri.
Bir kadının başındaki örtüden size ne?
O kadın o örtüyü kendi başına örtüyor sizin başınızı örtmüyor.
Bu durum sizi ilgilendirmiyor ama siz buradan bir saldırganlık üretebiliyorsunuz.
Türkiye'de de 28 Şubat, 1000 yıl sürecek demişlerdi. 28 şubatçıların birçoğu tepetaklak olup gittiler.
Zelil bir şekilde hayatları son buldu.
Allah size mühlet veriyor. İsterseniz bu mühleti ziyan etmeyin.
Aile içi ilişkileri konu edindiğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimize şimdi başlıyoruz.
Ekteki linkten(youtube.com/live/sEkT8gNhf7k)
sohbetimizi canlı olarak izleyebilirsiniz.
NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz bugün (14 Ekim 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Keşke hiç olmasa ama neredeyse ailelerin tamamında küçük de olsa tartışmalar yaşanır.
Bu tartışmalar bazen küçük, bazen orta bazen de ciddi düzeyde gerçekleşebilir.
Fakat ne yazık ki küçük, orta, büyük düzeyde gerçekleşen tartışmalar sonrasında aile içinde temaslar belli bir süreliğine dondurulur, tartışan taraflar hiçbir şekilde konuşmama eğilimine girerler.
Bir süre sonra bu bu tatsızlığın üstesinden gelinir, temas yeniden başlar ama yine bunun gibi küçük, orta ya da büyük tartışmalar ailenin gündemine sürekli girer.
Bu tartışmaların sonunda ortaya çıkan temassızlık günlerce, haftalarca, aylarca sürdüğü de olur.
Belki tartışma çok derin bir sebebe dayalı olmamakla birlikte bu tartışmanın devamında oluşan temassızlık, her iki tarafı birbirine zarar verecek şekilde kinlendirir.
Tartışmalar değil de işte bu kinlendirme ne yazık ki yuvaların sonunu getirir.
Hem yuvaları korumak hem de tartışma sonrası tarafların birbirlerinden uzaklaşmasına mani olmak için %51 temas diye tanımladığımız bir formülasyon vardır.
Buna göre tartışılan konu ne olursa olsun, o konuda kişilerin görüşleri hala diri bile olsa, kişiler aile içi ilişkileri düşük boyutta da olsa yürütebilirler/yürütmelilerdir.
Düşük boyutta da olsa yürütülen aile içi ilişkiler, bir süre sonra tartışmaya konu olan meseleleri de unutturup aile içi huzurun yeniden geri gelmesini sağlarlar.
Bu %50 temas dediğimiz formülasyon neye dayanır, dikkat edilmesi gereken ne gibi hususlar içerir.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (14 Ekim 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz bugün (14 Ekim 2026 Çarşamba) Saat: 19:00'da olacaktır.
Keşke hiç olmasa ama neredeyse ailelerin tamamında küçük de olsa tartışmalar yaşanır.
Bu tartışmalar bazen küçük, bazen orta bazen de ciddi düzeyde gerçekleşebilir.
Fakat ne yazık ki küçük, orta, büyük düzeyde gerçekleşen tartışmalar sonrasında aile içinde temaslar belli bir süreliğine dondurulur, tartışan taraflar hiçbir şekilde konuşmama eğilimine girerler.
Bir süre sonra bu bu tatsızlığın üstesinden gelinir, temas yeniden başlar ama yine bunun gibi küçük, orta ya da büyük tartışmalar ailenin gündemine sürekli girer.
Bu tartışmaların sonunda ortaya çıkan temassızlık günlerce, haftalarca, aylarca sürdüğü de olur.
Belki tartışma çok derin bir sebebe dayalı olmamakla birlikte bu tartışmanın devamında oluşan temassızlık, her iki tarafı birbirine zarar verecek şekilde kinlendirir.
Tartışmalar değil de işte bu kinlendirme ne yazık ki yuvaların sonunu getirir.
Hem yuvaları korumak hem de tartışma sonrası tarafların birbirlerinden uzaklaşmasına mani olmak için %51 temas diye tanımladığımız bir formülasyon vardır.
Buna göre tartışılan konu ne olursa olsun, o konuda kişilerin görüşleri hala diri bile olsa, kişiler aile içi ilişkileri düşük boyutta da olsa yürütebilirler/yürütmelilerdir.
Düşük boyutta da olsa yürütülen aile içi ilişkiler, bir süre sonra tartışmaya konu olan meseleleri de unutturup aile içi huzurun yeniden geri gelmesini sağlarlar.
Bu %50 temas dediğimiz formülasyon neye dayanır, dikkat edilmesi gereken ne gibi hususlar içerir.
Bu hafta sohbetimizde bu konuyu konuşacağız. Sohbetimizde ele aldığımız çözüm tekniklerimizi bir deneyin güzel sonuçlarını göreceksiniz İnşaAllah.
Bu da hiç tahmin edemeyeceğiniz bir şekilde aile içi ilişkilerinize, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk irtibatlarınıza ciddi faydalar sağlayacaktır İnşaAllah.
Bu bağlamda aile içi konuları işlediğimiz NESLİ MÜDAFAA sohbetimiz her zaman olduğu gibi bu akşam da (14 Ekim 2026 Çarşamba) saat 19:00'da Hayder Kültür Merkezi'nde icra edilecektir.
Hanım kardeşlerimize müsait yer ayrılmıştır.
Rabbim senin İslamdan ne kadar uzak olduğunu ispat eden bu çalışmanı şahit kabul etsin.
İslam'dan ne kadar uzak olduğunu, bir iki veri üzerinden yalan attığın tarihe de sığınarak ve Azerbaycan halkının dindar tarihinde de çarptma yaparak da ispata kalkışıyorsun.
Rabbim, senin gerçek kişiliğini ispat eden bu çırpınmanı kabul etsin.
Allah bilir tabii ama seni Cehennemin dibine gönderirken kimse senin için üzülmeyecek.
Çünkü sen kendini, ben böyle birisiyim diye şu yazınla ispat ettin.
Biz de gördük ve şahit olduk. Sen Yahudinin KİPPA'sından korkan bir İslam düşmanısın.
Laiklikten dem vuruyorsun.
Ama laiklik din düşmanlığı deseler en fazla sen saldırırsın.
Sizin laikliğinizin gücü, Yahudi KİPPA'larına yetmez.
Sizin laikliğinizin gücü Müslümanın başörtüsüne yeter.
Ama Allah size mühlet veriyor dönün diye.
Dönmezseniz Rabbim sizin hakkınızda yapacağını bilir.
Şu kadarını söyleyeyim.
Türkiye'de 28 şubatçılar yaptıklarının bedelini çok geçmeden kısa sürede ödediler, tepetaklak oldular.
Vaktiniz varken bence siz de dönün, dönmezseniz Rabbimin sizin için hazırladığı sonu bekleyin.
Sevgili Türk kardeşlerim,
Azerbaycan’ı ilgiyle izlediğiniz ve buradaki gelişmeleri yakından takip ettiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Ancak bazı konular var ki, onlara Türkiye’nin gerçekleri üzerinden bakarak Azerbaycan’ı doğru anlamak mümkün değildir.
Azerbaycan’ın laiklik geleneği çok köklüdür. 1918'de kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Müslüman Doğu’nun ilk laik ve parlamenter cumhuriyetiydi ve 1919'da kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Bu, Müslüman dünyasında bir ilkti ve birçok Avrupa ülkesinden bile önce gerçekleşti. 1901'de Bakü’de Müslüman kızlar için ilk laik okul açıldı.
Bu geleneğin en güçlü sembollerinden biri, 1960'ta Bakü’de dikilen “Azad Kadın” heykelidir. Heykel, çarşafını üzerinden atan bir kadını tasvir eder ve kadının özgürleşmesini, eğitime ve toplumsal hayata eşit katılımını simgeler. Bu anıt bugün de Bakü’nün merkezinde durur ve Azerbaycan halkının değerlerini yansıtmaya devam eder.
Bu yüzden Azerbaycan’da din, hiçbir zaman Türkiye’deki kadar güçlü bir toplumsal etkiye sahip olmadı. Bizde tarikatlara bölünme ya da Sünni-Şii ayrışması yaşanmadı. Hatta pek çok insan Sünnilik ile Şiilik arasındaki farkı bile bilmez.
Sovyet sonrası dönemde Azerbaycan’da dini yaymaya en çok ilgi gösteren devlet İran oldu. İran’ın amacı, Azerbaycan’da Şii ideolojisinin kök salması ve insanların İran’ın dini liderini kendi liderleri olarak görmesiydi. Bugün de aynı hedefi taşıyorlar.
Azerbaycan devletinin attığı adımlar tam da bu nedenle milli çıkarlarımızı, milli değerlerimizi, yüz yılı aşkın laiklik geleneğimizi ve ülkemizin istikrarını korumaya yöneliktir. Bu konuya hassasiyetle yaklaşmanızı temenni ediyorum.
Ebubekir SOFUOĞLU retweeted
LGBTİ AŞIĞI VE ZENGİN OLAN ÖZLEM'İ NE YAPALIM? YENİ YAZIM... OKUYUP VE BOLCA OKUTALIM... Hücum büyükse… sakaryayenihaber.com/makale/… .


























