Sizin Kanal (@Endam_70) header
Sizin Kanal (@Endam_70) profile picture
Joined June 2023
Photo by Sizin Kanal (@Endam_70)Photo by Sizin Kanal (@Endam_70)Photo by Sizin Kanal (@Endam_70)Photo by Sizin Kanal (@Endam_70)Photo by Sizin Kanal (@Endam_70)Photo by Sizin Kanal (@Endam_70)Photo by Sizin Kanal (@Endam_70)Photo by Sizin Kanal (@Endam_70)
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷 EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR! CUMHURIYET İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR youtu.be/KYyG7mhafKs
2
8
1,642
Sizin Kanal retweeted
Türkiye Sigorta’ya ait devlet tahvilleri Tera’da battı. Eski Genel Müdür Taha Çakmak, ifadesinde, tahvilleri saklama amaçlı Tera’ya verdiklerini, skandal patlayınca geri alamadıklarını söyledi. Tera ‘satılamaz’ yazılı tahvilleri satmış olabilir. Tahvillerin değeri 10 milyar TL kadar...
206
905
45
4,642
318,963
71
432
22
1,285
63,915
Sizin Kanal retweeted
- 600 lirayla pazara giden 70 yaşındaki emekli kadın: “Ben ölmek istiyorum.” - Kamu bürokratı Taha Çakmak, fonlara yatırdığı 600 milyon lirasından ‘kazandığı’ 80 milyon kârı TMSF’nin iade hesabına yatırdı. (Timur Soykan)
14
278
17
881
24,736
Yine sıvasız bir ev. Yine bir vatan evladı. Elbet beklenen o adaleti görecek bu topraklar…
92
757
31
5,026
48,971
Sizin Kanal retweeted
Açıklayın kardeşim listeyi bizi kim soydu! #BütçeFondipEmekliBitik
183
2,947
71
10,366
72,340
Sizin Kanal retweeted
Hiç bir iktidar kendi pisliğini temizleyemez Devlet Denetleme Kurulu başkanı aynı zamanda fon pisliğinin merkezi Borsaİstanbul’un başkan vekili Özetle soldaki adam sağdakinin geçmişte aldığı kararlar hakkında rapor yazacak Ağam bizimle eğleniyor
Bakan simsek spk atamalarında istediğini aldı. Ddk raporu siyasi etki altinda kalinmadan hazırlanırsa bürokrasi ve akp kadrolarinda büyük tasfiye beklenebilir. Özellikle siyasi ayağın ortaya çıkması zor gorunuyor
87
1,674
31
5,007
161,350
Sizin Kanal retweeted
Üç metrelik hücrede çürümesi gereken bebek katili abdullah öcalan yeni yerine geçmiş. Siz teröriste toprak mı verdiniz? Askerimiz şehit olurken, şehit anaları ağlarken, fon çeteleri vatandaşın parasını çalarken siz apo’nun villasına tuğla mı yetiştirdiniz? öcalan’ın yeni yerine geçtiğini açıklıyor, bunu da sürecin hızlandırılması için gerekçe gösteriyorlar. Bu açıklamaları yapanlar devlet görevlisi mi? Millet, İmralı’da olup bitenleri neden yetkili makamlardan değil de siyasi açıklamalardan öğreniyor? Hani şart yoktu? Hani pazarlık yoktu? Öyleyse neden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni diz çökmüş gibi davranıyorsunuz? Bu ülkenin sıvasız evlerinden çıkan Türk gençleri vatan için can verirken, bu millet size terör elebaşını villada ağırlayın diye mi oy verdi? Bu soruların muhatabı, devlet adına yetki kullanan ve siyasi sorumluluk taşıyanlardır. Yetkili makamların çıkıp açıklama yapmasını, yaşananlar karşısında rencide olan Türk milletini aydınlatmasını bekliyoruz. Sanmasınlar ki bu millet sahipsizdir ve teşkilatsızdır. Şehitlerimizin emanetine, vatanımızın bütünlüğüne ve Cumhuriyetimizin onuruna sahip çıkacak irade dimdik ayaktadır. Bu iradenin dayandığı hakikati, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bir kez daha hatırlatıyoruz: “Bu memleket, tarihte Türk’tü, hâlde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.” 🇹🇷
351
2,570
109
11,334
210,708
Sizin Kanal retweeted
Tam arşivlik tweet... #FondanFona
99
936
30
4,687
132,484
BDDK Başkan Yrd. Mustafa Aydın 2024 Eylül'ünde düğününe denetlemekle görevli olduğu bankalar ve finans kurumlarının yöneticilerini davet etmiş, onlar da hediye kutusunu mücevherlerle doldurmuşlardı. Kamu Görevlileri Etik Kurulu'na sevk edilmişti. Ne işlem yapıldı? Hala görevde.
135
1,628
101
5,874
595,605
Sizin Kanal retweeted
Fon mevzusunun ardında İsrail varmış. Bence de! Gözünü para hırsı bürüdüğünde, ülke ekonomisini tahrip edecek kadar açgözlü olanlar, İsrail para teklif edince vatansever mi olacaklar? Fon skandalının çözümü, bir beka meselesidir.
592
140
9
899
52,905
Sizin Kanal retweeted
Aşağıdaki iddia doğruysa tüm Türkiye bu krizi bu 440 kişiyi ihya etmek için çekiyor... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açıklamasına göre TERA ve PUSULA fonlarından 1-16 Eylül arası 440 kişi, 401 milyar lira çekerek paralarını kurtardı.
150
1,668
37
7,791
492,241
2010 yılında borsaya başladım. Aslında bir krizin ardından borsaya girdiğimin bile farkında değildim. Kriz nedir, ekonomiyi nasıl etkiler, piyasalar neden çöker, hiçbirini bilmiyordum. Çocukluğumdan hatırladığım birkaç sahne vardı sadece. Bir esnafın Başbakanlık önünde yazar kasa fırlatması, markın doların bir gecede uçup gitmesi, insanların bankaların önünde kuyruk olması… Toprakbank, Etibank gibi bankaların battığını hayal meyal hatırlıyorum. Bir de yakınlarımızdan birinin Yimpaş benzeri bir yapıda parasını kaybettiğini… O günlerde bunların ne anlama geldiğini bilmiyordum. Yıllar sonra anlayacaktım ki bir neslin hafızasında kalan o görüntüler, aslında 2001 krizinin bıraktığı derin izlerdi. 2010 yılında, bugünün parasıyla değil, o günün şartlarında yaklaşık 1,5 asgari ücrete denk gelen bir sermayeyle borsaya girdim. Ne doğru düzgün sermayem vardı ne de tecrübem. Ama heyecanım, merakım ve öğrenme isteğim vardı. İlk yıllar güzeldi. Borsa yükseliyordu, Türkiye'ye yabancı sermaye geliyordu. İstanbul'un finans merkezi olacağı konuşuluyor, yatırım yapılabilir ülke notları, büyüme hikâyeleri havada uçuşuyordu. 2013'e geldiğimizde BIST dolar bazında tarihî zirvelerini görüyordu. Ben de henüz yolun başındaydım. Derken Gezi Parkı olayları başladı. O gün bilmiyordum ama yıllarca sürecek bir hikâyenin ilk büyük kırılmalarından birine şahit oluyordum. Ardından 17-25 Aralık operasyonları geldi. Bir sabah uyandık, ülkenin gündemi değişmiş, piyasalar altüst olmuştu. Sonra bir gün Rus uçağını düşürdük. Rusya ile ilişkiler gerildi, turizminden ihracatına kadar her şeyin nasıl birbirine bağlı olduğunu öğrendik. Bu arada borsa bana sadece hisse alıp satmayı öğretmiyordu. Açığa satış nedir öğrendim. Swap nedir öğrendim. Merkez Bankası kararlarının, yabancı fonların, jeopolitik gelişmelerin bir şirketin bilançosundan bile daha etkili olabildiğini gördüm. Hatta yıllar sonra Karadeniz'de doğal gaz bulduğumuzda, henüz o gaz yerin altından çıkarılmadan bile borsada o gazın hikâyesinden para kazanılabileceğini öğrendim. Bazen hikâyeyi aldık, bazen gerçeği sattık. Bir cuma akşamı, endeks önemli bir tepeyi kırdı diye bütün pozisyonları taşımaya karar verdim. O gece 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. Pazartesi piyasalar açıldığında artık teknik analizdeki hiçbir çizginin bir anlamı kalmamıştı. O gün de öğrendim ki borsada bazen en büyük risk, riskin ne olduğunu bile bilmemekmiş. Sonra ABD ile ilişkiler gerildi. Bir dönem "Ey Trump" dedik, yaptırımları konuştuk, Brunson krizini yaşadık. Doların bir anda nasıl fırladığını, bir tweetin milyarlarca liralık piyasa değerini nasıl silebildiğini gördük. 2018 kur krizinde şirketlerin döviz borçlarını, bilançolarını, finansman maliyetlerini konuşmayı öğrendik. Faiz yükseldi, kur yükseldi, enflasyon yükseldi. Biz yine ekran başındaydık. Bir gün "One minute" dedik, bir gün "Ey İsrail" dedik. Bazen ülkemizin duruşuyla gurur duyduk, bazen o duruşun piyasalardaki ekonomik yansımalarıyla yüzleştik. Çünkü biz bu ülkenin insanlarıydık. Sadece yatırımcı değildik. Yaşanan her olayın hem vatandaşı hem de ekonomik sonuçlarına katlanan tarafıydık. 2020'nin Şubat ayında bir gün seans devam ederken piyasa aniden sert satışlarla karşılaştı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Akşam öğrendik ki İdlib'de 34 askerimiz şehit olmuştu. O gün hafızama kazınan yalnızca borsadaki düşüş değildi. Haber henüz kamuoyuna ulaşmadan fiyatların hareket etmesi, bilgiye herkesin aynı anda ulaşmadığı bir piyasada küçük yatırımcının ne kadar savunmasız kalabildiğini bir kez daha düşündürdü. Sonra COVID geldi. Dünyanın durabileceğini gördük. Petrol fiyatlarının eksiye düştüğünü, merkez bankalarının tarihte görülmemiş büyüklükte para bastığını, insanların evlerinden çıkamadığı bir dönemde borsaların rekor kırabildiğini gördük. Bir gün maske arıyorduk, başka bir gün halka arz kuyruğuna giriyorduk. Ardından kur krizi, faiz indirimleri, kur korumalı mevduat geldi. Doların bir gecede sert düşebildiğini, ertesi gün bütün hesapların yeniden yapılabildiğini gördük. Şirketler yüksek enflasyonla mücadele etti. Kimi stoklarından kazandı, kimi finansman maliyetleri altında ezildi. Enflasyon muhasebesi öğrendik, parasal kazanç ve kayıp hesaplamaya başladık. Bir zamanlar sadece fiyat grafiğine bakan bizler, artık bilançolarda enflasyon düzeltmesinin etkisini tartışıyorduk. Derken 6 Şubat 2023… Soğuk bir şubat sabahına deprem haberiyle uyandık. On binlerce insanımızı kaybettik. O gün ne borsanın ne paranın ne de portföylerin bir anlamı vardı. Borsanın açık kalıp kalmaması gerektiğini tartıştık. İşlemler durduruldu, geri alımlar, destek paketleri, alınan tedbirler gündeme geldi. Hayat devam etti, biz de devam ettik. Sonraki yıllarda seçimler gördük, ekonomi politikalarının değiştiğini gördük, faizlerin yeniden yükselişini, yabancı yatırımcı beklentilerini, gri listeden çıkışımızı, not artırımlarını gördük. Bir dönem herkesin dilinde halka arz vardı. Sonra fonlar, para piyasası fonları, yüksek faiz, likidite sıkışıklığı konuşulmaya başlandı. Bir dönem tahtalarda alıcı bulmak mesele değildi, şimdi bazı günler satacak yer bulmak mesele oldu. 2010'da borsaya başladığımda yalnızca hisse senedi alıp satmayı öğrenmek istiyordum. Bugün geriye dönüp baktığımda aslında 16 yıl boyunca Türkiye'nin yakın tarihini ekran başında yaşamışım. Kazandım, kaybettim. Bazen çok doğru bildiğim şeylerde yanıldım. Bazen herkesin umudunu kestiği yerde fırsat gördüm. Bazen bir yılda kazandığımın önemli bir kısmını birkaç ayda geri verdim. Ama her seferinde yeni bir şey öğrendim. Ve her defasında tutunacak bir hikâye buldum. Çünkü borsa biraz da geleceğe inanma meselesidir. Bir şirketin büyüyeceğine, bir ülkenin gelişeceğine, yarının bugünden daha iyi olacağına inanırsınız. Yoksa neden yıllarca biriktirdiğiniz sermayeyi bir ülkenin şirketlerine ortak olmak için kullanırsınız? Ama bugünlerde geçmişte yaşadığımız krizlerden farklı bir şey hissediyorum. Biz geçmişte çok daha ağır ekonomik ve siyasi krizler gördük. Bankaların battığı, darbe girişiminin yaşandığı, savaşın kapımıza dayandığı, kurun kontrolden çıktığı, dünyanın pandemi nedeniyle kapandığı dönemleri yaşadık. Ama bugün yaşadığımız şey yalnızca fiyatların düşmesi değil. Bugün asıl yıpratıcı olan, yatırımcının kendisini giderek daha sahipsiz, daha yalnız ve daha duyulmaz hissetmesi. Bir tarafta likidite sorunu, diğer tarafta bitmeyen satış baskısı. Fonların yaşadığı sorunlar, bazı hisselerdeki sağlıksız fiyat hareketleri, halka arzlar, ortak satışları, güven kaybı… Her gelişmenin bedelini dönüp dolaşıp aynı yatırımcı ödüyor. Piyasa düşebilir. Hatta bazen çok sert düşmesi de normaldir. Hiçbir yatırımcının sürekli kazanma garantisi yoktur. Zaten biz böyle bir garanti istemiyoruz. Ama yatırımcının adil, şeffaf, öngörülebilir ve sağlıklı işleyen bir piyasa beklemeye hakkı var. Her olumsuzlukta yeni bir tedbir açıklansın, her düşüşte piyasaya müdahale edilsin demiyorum. Fakat olağan dışı koşullar oluştuğunda, piyasanın işleyişi bozulduğunda, yatırımcı güveni aşındığında en azından birilerinin bu sorunları gördüğünü ve çözüm için çaba gösterdiğini bilmek istiyoruz. Bazen piyasayı ayağa kaldıran şey milyarlarca liralık kaynak değil, yatırımcıya verilen güvendir. Bu ülkenin sermaye piyasaları yalnızca aracı kurumların, fonların, şirket patronlarının ya da büyük yatırımcıların piyasası değil. Üç beş kuruşunu biriktirip bir şirkete ortak olan insanların da piyasası. 2010 yılında 1,5 asgari ücretlik birikimle borsaya giren o genç de bu piyasanın bir parçasıydı. O yüzden mesele yalnızca endeksin kaç puan olduğu değil. Mesele, yeni bir yatırımcının bugün borsaya girdiğinde 16 yıl sonra geriye dönüp baktığında nasıl bir hikâye anlatacağı. Bizim neslimiz çok kriz gördü.Belki benden önceki abilerimiz daha kötülerini de gördü. Çok şey öğrendi, çok bedel ödedi. Ama her şeye rağmen umudunu kaybetmedi. Ben bugün de kaybetmiş değilim. Türkiye'nin şirketlerine, üretim gücüne, insanına ve sermaye piyasalarının potansiyeline hâlâ inanıyorum. Yalnızca artık bu inancın karşılığında biraz daha fazla ciddiyet, biraz daha fazla sorumluluk ve biraz daha fazla sahiplenme görmek istiyorum. Çünkü yatırımcının sabrı sonsuz değil. Güven dediğiniz şey yıllarca inşa edilir, bazen birkaç ayda kaybedilir. Ve kaybolan güveni geri getirmek, düşen bir endeksi yeniden yükseltmekten çok daha zordur. 16 yılda öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Piyasalar krizlerden çıkar. Şirketler zararlarını telafi eder. Endeksler bir gün yeniden zirvelerini görür. Ama bir piyasanın geleceğini belirleyen yalnızca fiyatların nereye gittiği değil, yatırımcıların o geleceğe ne kadar inandığıdır. Biz bugüne kadar çok şeye dayandık. Yine dayanırız. Ama artık yalnızca yatırımcının dayanıklılığına güvenilen değil, yatırımcının güveninin de korunduğu bir piyasa görmek istiyoruz. Çünkü biz bu piyasadan umudumuzu kesmedik. Yeter ki bu piyasanın geleceğine yalnızca bizim inanmadığımızı, bu ülkenin sermaye piyasalarına yön verenlerin de en az bizim kadar inandığını hissedelim. Biraz uzattıysam affola #xu100 #borsa
151
224
7
2,611
185,552
Sizin Kanal retweeted
Tutuklu gazeteci İsmail Arı, Sincan Cezaevi’nden mektup yazdı: • Telefonum sanırım 20 Ekim Salı günü saat 15.30’da çaldı. Arayan Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’de görevli polisti. • “Bir ifade işleminiz var İsmail Bey, bugün 17.00’ye kadar Emniyete gelebilir misiniz?” dedi. “Elbette, avukatlarım ile geliyorum” dedim. • Yoldayken tekrar aradılar, “Neredesiniz?” diye sordular. “Az kaldı gelmek üzereyiz” dediğimde, “Siz yerinizi söyleyin sizi alalım isterseniz?” denildi. • “Allah Allah, Emniyetin böyle bir hizmeti mi var?” diye şaşırırken “10 dakikaya oradayız” dedim. • Emniyette ifademi verdikten sonra gözaltında olduğum ve geceyi nezarethanede geçireceğim söylendi. • Sağlık kontrolünün ardından nezarethaneye indirildim. Malum önceki gelişimde nezarethane koridorunu benim için açmışlardı ve tek başınaydım. • Bu sefer nezarethanede ağır bir koku vardı. Çünkü nezarethaneler ağzına kadar doluydu. • Hem Süleymancılara operasyon yapılmış hem de uyuşturucuya özendirme operasyonu yapılmış. • Gece nezarethanede yerde uyumak zorunda kaldım. Süleymancılar ile aynı nezarethanede olduğum için de epey sohbet ettik. • Kendi kurs ve yurtlarında büyüyen isimlerden bahsettiler ki bir isim oldukça dikkat çekici. “Hem bizim yurtlarımızda büyüdü hem de şimdi...” diye anlatıyorlar. • Anladığım kadarıyla yapılan operasyonlar artık cemaat içinde de bir rahatsızlık başlatmış. • “Keşke iktidara karşı bu kadar keskin çıkış yapmak yerine daha ortada kalsaydık” diyen de vardı. • 21 Ekim Çarşamba sabahı Ankara Adliyesi’ne götürüldüm. Önceki tutukluluğumda savcı yüzü görmemiştim, bu sefer görebildim. Savcı da ifademi aldı. • Adını her andığımda bana yeni bir dava açtıran malum şahıs benden şikâyetçiymiş yine! • “Kuvvetli suç şüphesi var” denilerek yine yatarı olmayan bir suç iddiası ile sulh ceza hâkimliğine sevk edildim. Sulh ceza hâkimliği sorgusu oldukça kısa sürdü. • Hem hâkim bizi doğru düzgün dinlemedi hem de 40 yıllık hukukçu olan avukatımı tersledi ve kısa sürede “Seni tutukladım” dedi. • Polislerle cezaevinin yolunu tuttuk; akşam üzeri cezaevine getirildim, yine tecrit koğuşu denilen geçici koğuşa götürüldüm. • Bu arada öncekinden farklı olarak yastık ve battaniye verilmedi kimseye. Sabah işlemlerin ardından kalacağım koğuşa gönderildim ve burada da battaniye, yastık verilmedi. • Meğer battaniye ve yastık kalmamış. Bin TL’ye kantinden battaniye satın aldım. Bin TL’niz yoksa ve Sincan’daysanız soğukta kaldınız yani! • 28 kişi kapasiteli koğuşta 62 kişiyiz, yine makus talihimden olacak ki yerde yatıyorum. Bu yaz cezaevi, koğuşlar tıka basa dolmuş; cezaevi önceki tutukluluğuma göre çok daha kalabalık. • Beni gören tutuklu ve personel epey şaşırıyor “Sen nasıl geri geldin? Ne oldu?” diyorlar. • Avukatlarımın ilk ziyaretiyle ifade, sorgu tutanaklarıma da ulaştım. Bir de ne göreyim, kendi ayağımla emniyete gitmeme rağmen “kaçma ve delil karartma” şüphesinden tutuklanmışım! • Hayretle sulh ceza hâkimliğinin tutanağını okurken ikinci şoku yaşadım. • Güya ben “Bugün Dünya Gazeteciler Günü, bugün beni tutuklamamanızı arz ederim” demişim! • Bu ifadeyi okuyunca yok artık dedim. Avukatlarım Hayati Küçük, Taylan Arı ve Ezgi Ergen Sürer’in de tanık olduğu üzere “Gazeteciler Günü’nde gazeteci tutuklayan hâkim olarak tarihe geçmeyin” dedim. • Ancak cümlemi değiştirip tutanağa geçirmişler. Yani “arz etmişim” ama benim haberim yok! • Bu sefer de malum şahsın tuhaf suç duyurusu ile aynı yıl aynı adliyede ikinci kez tutuklandım da halkımızın yüzü mü güldü? • Gazetecileri peş peşe cezaevine atıyorsunuz da refah düzeyi mi yükseliyor? Ekonomi mi düzeliyor? • Anayasa’da “Basın hürdür, sansür edilemez” denmesine rağmen bizi cezaevine atıyorlar. • Tüm tutuklu meslektaşlarım adına da bu kalın duvarların ardından sesleniyorum; • Anayasa’yı daha fazla çiğnemeyin. Bizi bırakın, işimizi yapalım.
168
2,375
52
14,735
893,978
🔴DÜN FETÖ, BUGÜN AYNI ZİHNİYET, AYNI OYUN, AYNI İHANET. FETÖ’nün ileri gelenleri yıllarca Sayın Cumhurbaşkanımızı övdüler. “Uğruna ölürüz.” dediler. Yanında durdular, dost göründüler, ona toz kondurmadılar. Meğer bütün bunlar kendi amaçlarına ulaşmak içinmiş. Asıl hedefleri Cumhurbaşkanımızın güvenini kazanmak, devletin en kritik noktalarına yerleşmek, makam, mevki, güç ve para elde etmekti. Bunu başardılar. Amaçlarına ulaştıktan sonra güç zehirlenmesi yaşadılar. Kendilerine güvenen Cumhurbaşkanımızı arkadan hançerlediler. 15 Temmuz’da ihanete kalkıştılar. Sonunda hançerlemek istedikleri irade karşısında en büyük darbeyi kendileri yediler. Bugünkü fon soyguncularını, yolsuzluk yapanları, devletin kilit makamlarında görev alıp para ve koltuk hırsına yenilenleri de aynen FETÖ zihniyetine benzetiyorum. Aynı yöntem, aynı menfaat anlayışı, aynı güç zehirlenmesi, aynı ihanet zihniyeti. Onlar da Cumhurbaşkanımıza yakın görünerek güven kazandılar. Makamları elde ettiler, devletin en önemli noktalarına yerleştiler, servet biriktirdiler. Sayın Cumhurbaşkanımızın sayesinde ulaştıkları makamları kendi menfaatlerinin aracına dönüştürdüler. Şimdi amaçlarına ulaştılar. Paralarını topladılar, makamlarını elde ettiler, güç sahibi oldular. Geriye tek hamleleri kaldı: FETÖ gibi kendilerine güvenen sayın Cumhurbaşkanımızı arkadan hançerlemek. FETÖ de aynı hesabı yaptı. Ama 15 Temmuz’da milletin iradesine çarptı. Sayın Cumhurbaşkanımıza vurmak istediği hançer dönüp kendisini vurdu. Bugün de aynı zihniyetin aynı akıbeti yaşadığına inanıyorum. Çünkü bu millet ihaneti de vefasızlığı da unutmaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın gerçek dostları, onun sayesinde zenginleşenler, makam sahibi olanlar, koltuklarını korumak için etrafında dolaşanlar değildir. Gerçek dostları,bizim gibi vatanını, milletini, devletini seven, kardeşlikten, birlikten ve beraberlikten başka hesabı olmayan insanlardır. Sayın Cumhurbaşkanımız bu ülkenin umududur. Tecrübelidir, ustadır. Bu ülkenin yüzyılda bir yetiştirebileceği liderlerden biridir. Ülkemizin geleceği, milletimizin huzuru, kardeşliği, birliği ve beraberliği için kendisine destek vermemiz gerekir. Bizim anlayışımızda dost görünüp arkadan hançerlemek yoktur. Bu ne asaletimize ne delikanlılığımıza ne inancımıza ne vicdanımıza ne de insanlığımıza sığar. Biz bir insana dost dedik mi arkasında dururuz. Yol arkadaşı dedik mi yarı yolda bırakmayız. Menfaatimiz bitti diye ihanet etmeyiz. Makamımızı, paramızı, koltuğumuzu şerefimizin önüne koymayız. Başka niyetleri olanlar kendi niyetlerinde boğulsunlar. Bizim niyetimiz salihtir. Biz kendimizi biliyoruz, Allah da bizi biliyor. Allah, Sayın Cumhurbaşkanımızın yolunu açık etsin. Onu dost görünümlü düşmanlardan, menfaatini, parasını ve koltuğunu sayın Cumhurbaşkanımızdan daha çok seven insanlardan korusun. Allah,vatanını, milletini seven, ihaneti aklından geçirmeyen, ülkesinin kardeşliği, birliği, beraberliği ve ilerlemesi için mücadele eden samimi insanlara fırsat versin. Bizlere de Sayın sayın Cumhurbaşkanımızla şerefle, sadakatle, samimiyetle yol arkadaşlığı yapmayı nasip etsin. Bizim yolumuz menfaat yolu değil, vefa yoludur. Bizim davamız koltuk davası değil, memleket davasıdır. Dün FETÖ’nün maskesi düştü. Bugün de aynı zihniyetin maskesi düşüyor/düşecektir. 📌📌📌📌ACİL NOT:📌📌📌📌 SAYIN CUMHURBAŞKANIM, ELİNİZİ ÇABUK TUTUN. Fon skandalının çözülmesini istemeyen ihanet şebekesi süreci bilerek geciktiriyor. Amaçları paraları geri vermemek, zaman kazanmak ve delilleri karartmak. Bu şebekeye fırsat vermeyin. Çözüm belli: Parayı kim götürdüyse ondan alınsın, fon mağdurlarına kuruşu kuruşuna dağıtılsın. Sayın Cumhurbaşkanım, mağdurlar sizden acil çözüm bekliyor. Bu millet size çok güveniyor.
1,864
2,325
154
8,206
347,090
Videoyu defalarca izledim, ablanın her anlattığı acı ama en son söylediği (Beni tutuklamasınlar) en acısıydı…. Söyleyecek söz bulamıyorum
45
329
18
1,379
46,545
Konuşmacı: Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Tarih: 5 Aralık 2025 Yer: TOBB Müşterek Konsey Toplantısı Konu: Yastık altındaki döviz ve altınların finansal sisteme kazandırılması. Yılmaz'ın kullandığı ifade: "Milletimizin yastık altı döviz ve altınını sisteme sokabilsek risk göstergemiz çok daha aşağılara gelecek." Bu söz Bloomberg HT ve Ekonomim tarafından da aynı tarihte haberleştirilmiş. Vatandaşın kendi tasarrufunu yastık altında tutması, ülkenin risk primini yükselten bir unsur olarak mı görülmeli? Yoksa vatandaşın finansal sisteme güven duymamasının bir sonucu mu? Bence asıl tartışılması gereken soru şu: Vatandaştan parasını sisteme sokmasını isteyenler, önce vatandaşın parasını emanet edebileceği güvenilir bir finansal sistem oluşturmak zorunda değil mi? Özellikle Türkiye'de yaşanan sermaye piyasası ve yatırım fonu krizleri düşünüldüğünde....
79
283
5
1,055
41,349
Sizin Kanal retweeted
Ablacığım yüreğine gönlüne sağlık… Türk milleti celladına aşık.
85
808
65
3,737
98,776
Sizin Kanal retweeted
#SONDAKİKA 1 Kasım itibariyle memur emeklisinin 42 aylık seyyanen zam alacağı faiz hariç 674 bin lira oldu.2,5 milyon memur emeklisi aileleriyle birlikte en az 11 milyonu geçik memur emeklisi aileleri seyyanen zam haklarının güncellenerek verilmesini istiyor. #MemurEmeklisineAdalet #EmekliMemur @TBMMGenelKurulu @AYMBASKANLIGI Ek madde iptal edilsin Verilen söz tutulsun
12
182
2
451
3,123
Sizin Kanal retweeted
⚠️ HALEP ORADAYSA ARŞIN BURADA! GERÇEKÇİ BİR EMEKLİ AYLIĞI HEDEFİ! 🔴 Emekli aylıklarının tabanı 60 BİN LİRAYA yükseltilebilir! SOSYAL YARDIMI, SADAKAYI BIRAKIN EMEKLİNİN HAKKINI VERİN! Kafalar karışık, soranlar oluyor: Emekli aylığı ne olmalı? Enflasyona göre mi, açlık sınırına göre mi? Başka bir ölçü mü? Bence esas olan bölüşümdür! Devletin resmi verilerini esas alarak olması gerekeni söyleyeyim. 📌 Dün neydi, bugün ne? 📊 2002 YILINDA DURUM Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) verilerine göre 2002 yılında: 🔹 Kişi başına aylık GSYH (pasta): 457 TL 🔹 En düşük işçi emekli aylığı: 257 TL (Kişi başına gelirin %56,2'si) 🔹 En düşük memur emekli aylığı: 376 TL (Kişi başına gelirin %82,3'ü) 📈 PEKİ, 2027'DE DURUM NE? 2027 yılı için kişi başına aylık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) tahmini 106 bin 800 TL. 🧮 HESAP BASİT! 2002 yılındaki bölüşüm oranları korunsaydı emekli aylıklarının alt sınırı ne olurdu? 🔵 İŞÇİ EMEKLİSİ İÇİN: 106.800 TL × %56,2 = 60.021,60 TL ✅ En düşük işçi emekli aylığı yaklaşık 60 BİN TL olmalı! 🔴 MEMUR EMEKLİSİ İÇİN: 106.800 TL × %82,3 = 87.896,40 TL ✅ En düşük memur emekli aylığı yaklaşık 88 BİN TL olmalı! 📌 Diğer emekli aylıkları da bu artışlara paralel olarak ADİL VE DENGELİ biçimde artırılmalıdır. ❗ BUNLAR AFİKÎ DEĞİL, RESMÎ VERİLERE DAYANAN MİKTARLAR! Bu rakamlar rastgele belirlenmiş tutarlar değil. 2002 yılındaki bölüşüm oranlarının korunması durumunda, 2027 yılı kişi başına gelir tahmininden hareketle hesaplanan emekli aylığı düzeyleri. Ekonomide bunun kaynağı var. Mesele, yaratılan gelirin nasıl bölüşüleceğidir! 🔴 SONUÇ: 2002'de, AKP iktidara geldiğinde en düşük işçi emekli aylığının kişi başına gelir karşısındaki düzeyi, 2027 yılı tahminiyle yaklaşık 60 bin liraya denk geliyor. O gün mümkün olan bir bölüşüm oranı bugün neden mümkün olmasın? 📚 Kaynak: Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB) verileri.
45
536
37
1,044
21,549