Pinned Tweet
Dijital Üniversite: linktr.ee/icanadvisory
Burada ders veya tavsiye verilmez; bilgi, finansal değere dönüştürülür.
Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim. (Atatürk) 🇹🇷
Dr. İbrahim Can, CPA retweeted
Sermaye piyasasında organize mali suçlar olduğunu patronlar, kamu görevlileri, siyasetçiler ve yabancı finans kuruluşlarının tamamı ve yatırımcıların birçoğu zaten yıllardır biliyordu.
Kısa vadeli yüksek kazanç amacıyla kişisel menfaatlerini milletin ortak menfaatlerinin üzerinde gören zihniyet herkes için felakete yol açtı.
Kariyerim boyunca finans, yönetim ve sürdürülebilirlik konularının uygulamalı bilimler olduğunu vurguladım. Bunların bütünsel uygulaması olan finansal yönetim danışmanlığının gelişmiş ülkelerde çok saygın ve en değerli mesleklerin başında yer aldığını açıkladım. Bunun bir ego veya reklam olmadığını ve bunda tüm ülkenin uzun vadeli ortak menfaatinin olduğunu açıkladım.
Bütün bunları Türkiye veya gelişmiş ülkelerde 25 yılı aşan uluslararası mesleki deneyimlerimle açıkladım. Marmara Üniversitesi, Sürdürülebilir Büyüme MBA ve Yönetim Bilimleri Ph.D. tezlerimde finansal sürdürülebilirlik ve yönetim danışmanlığında değer yaratma konularında gerçek piyasa koşullarında uygulamalı araştırmalarla finansal değer yaratan çözümler şeklinde milletime hediye ettim.
Türkiye'deki küçük veya büyük tüm şirketlerin çok acil bir şekilde liyakat ve etik tercihlerde bulunduğu uzmanlarla birlikte bilimsel yönetim ilkelerini dosdoğru uygulamaya başlaması lazım.
Bu açıkladıklarımı daha iyi anlamak için şirket sahipleri, yöneticiler veya ilgili diğer kişiler Danışman isimli kitabımı mutlaka okumalıdır. Çünkü bu eser ders kitaplarında yazan sıradan bilgiler değil, zararın gerçekte neden kaynaklığını, bunun nasıl önlenerek finansal kazanç sağlanabileceğini ve bunun uygulamalı bilimlerin yanı sıra hukuk ve etik değerlendirmelerini açıklayan özgün bir kaynaktır.
📚linktr.ee/icanadvisory
Manipülasyon Gerçekte Ne Kadar Zarara Yol Açtı?
Tera, Pusula ve Atlas’ın toplam fon büyüklüğü bir yılda yaklaşık 8,5 kat artarak 28,8 milyar dolara çıktı. 15 Eylül’den bugüne Borsa İstanbul’da #bist100 yaklaşık %23 geriledi; toplam piyasa değeri kaybı 173 milyar dolara ulaştı. Dünya finans piyasalarının en büyük sekizinci kaybı olarak kayda geçti.
Yönetilen fon büyüklüğü ile ilişkilendirilen piyasa kaybı arasında yaklaşık 6 katlık bir oran var. SPKn 105/2 uyarınca, tekrarlanan kabahatlerde menfaat veya zarar söz konusuysa idari para cezası bunun üç katından az olamaz.
Zararların bu şirketlerin eylemleriyle hukuken ilişkilendirilebildiği varsayımıyla, yalnızca idari yaptırım tutarı bile Borsa İstanbul’un düşüş öncesi piyasa değerinin yaklaşık %108'ini aşabilir. Yatırımcıların diğer maddi ve manevi kayıpları bu hesabın dışında.
Asıl mesele rakamların ötesinde.
MSCI, Fitch ve S&P gibi kuruluşların Türkiye değerlendirmelerinde finansal sürdürülebilirlik riskleri belirleyici. Oysa bütün bu riskleri Finansal Sürdürülebilirlik Derecelendirmesi (FSR) tez çalışmamla da ortaya koymuş ve hem halka açık şirketlerin patronlarını hem de bazı kamu görevlilerini uyarmıştım. Bu riskler bugün somut bir bedelle karşımızda.
Yıllardır olduğu gibi bugün de yeterince anlaşılabileceğim veya destekleneceğim konusunda endişelerim var. Bugün de uyardığım bu sorunların bir bölümünün büyük olasılıkla yıllar sonra anlaşılmasını ve yeni kayıplar yaşanmasını istemediğim için yine uyarıyorum:
Borsa İstanbul şirketlerinin yönetim kurulları ve komiteleri, risk yönetimi, iç kontrol, denetim ve finansal sürdürülebilirlik yükümlülüklerini bu kez ihmal etmesinler. Bu şirketlerin denetimleri yalnız muhasebe ve vergi ile sınırlı kalmayarak çok daha kapsamlı ve bütüncül bir şekilde yürütülmelidir. Bunların tümünün karşılığı finansal yönetim danışmanlığıdır.
Eğer şirketlerin patronları ve yöneticileri bu desteği herkesin ortak iyiliği için alırsa hem öngörülebilir tüm sorunlar önlenebilir hem de daha yüksek ve adil bir kazanç tüm paydaşlara sunulabilir. Bunlar gerçek piyasa koşullarında bilimsel yöntemlerle de kanıtlanmıştır. Gelişmiş ülkelerde bu nedenle finansal yönetim danışmanlığı büyük itibar görmektedir.
Deneyim kazanmanın en iyi yolu zaten deneyimli olan uzmanlardan destek almaktır. Deneyimin en kötü yolu ise telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açarak yaşayarak öğrendiğini sanmak, aynı hataları defalarca tekrarlamak ama hataları asla kabul etmemek, sorumluluk almamak ve zararı yatırımcılara ödetmektir.
Fon ve Hisse Yatırım Zararı
1) Öncelikle yatırım aracı ihraççıları sorumludur (7596 s. Kanun m.5)*
2) SPK tarafından sorumluluğu belirlenen gerçek ve tüzel kişiler ile bu kişilerle birlikte hareket ettiği tespit edilenler de şahsen sorumludur.*
3) İdarenin (düzenleyici ve denetleyici kamu mali kurumları) her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır (Anayasa m.125)
Yatırımcılar, sınırlı tutardaki ödemelerin belirsiz bir süreye yayılarak gerçekleştirilmesini beklemek zorunda bırakılarak cezalandırılamaz!
Yatırımcıların; sermaye piyasalarında organize mali suçları gerçekleştiren, bu suçlara yardım eden veya şirket yöneticisi ya da kamu görevlisi sıfatıyla gerekli işlemleri yerine getirmeyen gerçek ve tüzel kişilere karşı yargı yoluna başvurma hakkı vardır. Bu kapsamda yatırımcılar, yıllar öncesinden bugüne kadar fon veya hisse yatırımlarında gerçekleştirdikleri alım, satım ve elde tutma işlemlerinden kaynaklanan zararlarının tazminini talep edebilirler.
Bugün itibarıyla, yetiştirdiğim uzman avukatların hukuki yetkisi ve temsil sorumluluğu çerçevesinde yürüttüğü, benim de uzman görüşü olarak sunduğum nitelikli teknik raporumla destek verdiğim yargı süreçlerini başlatmış bulunuyoruz.
Bu nitelikli çalışmalarla desteklenen yargı süreci, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması ve uğradıkları zararların tazmin edilmesi için geçerli ve güvenilir bir yoldur. Bunun dışındaki yöntemler ya da yetkili ve uzman olmayanların kişisel fikirleri veya yönlendirmeleri zararların giderilmesini sağlamadığı gibi ilave hak kayıplarına ve maddi ya da manevi başka mağduriyetlere de yol açabilir.
İlk hedefim, yatırımcıların finansal varlıklarının adil değer üzerinden hesaplanarak nakden iadesini sağlamaktır. İkinci olarak da sorumluların en ağır cezaları almasını amaçlıyorum. Son olarak da şirketlerin yönetiminde bilim, hukuk, etik ve liyakat tercihinin öne çıkmasıdır. Bu sayede gelecekte benzer olayların yaşanmasının önüne geçilebilir. Bunun için şirketlere de finansal yönetim danışmanlığı sunuyorum.
Bu doğrultuda hazırladığım uzman görüşü ve bilirkişi raporlarında, yatırımcıların yalnızca ana para alacaklarını veya enflasyon farkını değil, yatırım araçlarının adil değerini de nitelikli finansal hesaplamalarla ortaya koyuyor; bu hesaplamaları ilgili mevzuat hükümleriyle desteklenen somut delil ve kanıtlarla birlikte ilgili yargı mensuplarına sunuyorum.
Bunu özellikle vurguluyorum. Çünkü bazı yatırımcılar, bilgi eksikliği veya dezenformasyonun yarattığı psikolojik baskılar nedeniyle yanlış değerlendirmelerde bulunarak yalnızca anapara üzerinden düşünerek hatalı hareket ediyor. Yargı süreçlerinin maliyetini ve süresini de göz önünde bulundurarak haklarını aramaktan vazgeçiyor ve mevcut durumu kabullenmek zorunda olduklarını düşünüyorlar. Bazen de yargı sürecini yapay zekaya dilekçe yazdırarak başlatma şeklinde yanlış yollara sapıyorlar. Bazıları da başka kestirme çözümlere başvuruyorlar. Oysa bu yaklaşımlar doğru değil!
Örneğin, 14-17 Eylül tarihleri arasında PBLK durumunda kalan ve 3 milyon TL anaparası bulunan bir yatırımcı ve 10 Eylül'de 2,5 kat kazançla fonu satıp nakde dönen bir diğer yatırımcıyı ele alalım. Bu durumda ilk yatırımcının 3 milyon TL anapara yerine 7,5 milyon TL kazancının yasal hakkı olduğunun bilinciyle yargı sürecini sonuna kadar yürütmesi lazım. Bunun ve diğer çeşitli hususların ilgili mevzuatla desteklenen kanıtlara dayanması nitelikli uzman görüşü (bilirkişi raporu) ile sağlanır. Ve tabii sürecin bir avukat marifetiyle takip edilmesi de önemlidir.
Bunun için hızlı hareket edilmesi de önemlidir. Çünkü sorumluların finansal varlıklarını yurt dışına kaçırması veya özellikli durumlara ilişkin alacaklı sırasına erken girenlerin diğerlerine tahsil edilecek bir varlık bırakmaması gibi riskler olasılık dahilinde olabilir.
Salı akşamı 20:00'de profilimin başında açıkladığım Dijital Üniversite abonelerime özel bir yayınla daha ayrıntılı bilgiler sunacağım.
Devletin kaynakları millete aittir. Devletin idaresinde görevli olanlar da milletin varlıklarını korumak ve geliştirmekle mükelleftir.
Anayasa bunu güvence altına alır. Bunun için çok sayıda kurumda milletin vergisiyle maaş alan binlerce kamu görevlisi var. Bu kamu görevlileri işlerini doğru yapsa yeter.
Yoksa kimsenin devletten sadaka beklediği yok! Sadakaya muhtaç bırakılanlar varsa bu da yine milletin değil, görevini yerine getirmeyen liyakat ve etik sorunu olanların ayıbıdır.
Sermaye piyasasında organize mali suçlar olduğunu patronlar, kamu görevlileri, siyasetçiler ve yabancı finans kuruluşlarının tamamı ve yatırımcıların birçoğu zaten yıllardır biliyordu.
Kısa vadeli yüksek kazanç amacıyla kişisel menfaatlerini milletin ortak menfaatlerinin üzerinde gören zihniyet herkes için felakete yol açtı.
Kariyerim boyunca finans, yönetim ve sürdürülebilirlik konularının uygulamalı bilimler olduğunu vurguladım. Bunların bütünsel uygulaması olan finansal yönetim danışmanlığının gelişmiş ülkelerde çok saygın ve en değerli mesleklerin başında yer aldığını açıkladım. Bunun bir ego veya reklam olmadığını ve bunda tüm ülkenin uzun vadeli ortak menfaatinin olduğunu açıkladım.
Bütün bunları Türkiye veya gelişmiş ülkelerde 25 yılı aşan uluslararası mesleki deneyimlerimle açıkladım. Marmara Üniversitesi, Sürdürülebilir Büyüme MBA ve Yönetim Bilimleri Ph.D. tezlerimde finansal sürdürülebilirlik ve yönetim danışmanlığında değer yaratma konularında gerçek piyasa koşullarında uygulamalı araştırmalarla finansal değer yaratan çözümler şeklinde milletime hediye ettim.
Türkiye'deki küçük veya büyük tüm şirketlerin çok acil bir şekilde liyakat ve etik tercihlerde bulunduğu uzmanlarla birlikte bilimsel yönetim ilkelerini dosdoğru uygulamaya başlaması lazım.
Bu açıkladıklarımı daha iyi anlamak için şirket sahipleri, yöneticiler veya ilgili diğer kişiler Danışman isimli kitabımı mutlaka okumalıdır. Çünkü bu eser ders kitaplarında yazan sıradan bilgiler değil, zararın gerçekte neden kaynaklığını, bunun nasıl önlenerek finansal kazanç sağlanabileceğini ve bunun uygulamalı bilimlerin yanı sıra hukuk ve etik değerlendirmelerini açıklayan özgün bir kaynaktır.
📚linktr.ee/icanadvisory
Dr. İbrahim Can, CPA retweeted
Fon kriziyle ilgili yıllarca gündemi meşgul edecek sayısız dava hazırlığı var.
Yatırımcıların ve halka açık şirketlerin, şahsen veya avukatları aracılığıyla uzman görüşü (nitelikli adli bilirkişi raporu) taleplerine yetişmeye çalışıyorum. Bu sayede ilgili mali mevzuatın portföy yönetimi veya şirket yönetimi bağlamında finansal yönetim ilişkileri tüm boyutlarıyla yargı makamının bilgisine sunulacaktır.
Davacılar yalnız fon mağdurları değil; bu manipülasyondan zarar gören yatırımcılar veya (fonlarda olsun ya da olmasın) halka açık şirketler de olabilir. Davalar ceza, hukuk veya idare; taraflar (davalı veya sanık) ise düzenleyici ve denetleyici kamu mali kurumları, halka açık şirketler, portföy yönetim şirketleri ve bunların yöneticileri olabilir.
📧 [email protected]
Dr. İbrahim Can, CPA retweeted
Fon Vurgunu Maliyeti:
Borsa İstanbul tarihinde ilk kez 7 hafta üst üste düşerek tüm piyasa değerinin yaklaşık %35’ini değer kaybetti. 278 milyar Dolar! Birçok büyük şirket %28 ila %65 arasında değer kaybetti.
Bu kriz dünyanın en büyük 8. ekonomik krizi olmadan önce patronları, siyasetçileri, kamu mali kurumlarının başkanlarını ve yatırımcıları defalarca uyardım. Ancak sadece abonelerim doğrudan fon nedeniyle veya batırılan şirketlerden zarar görmedi.
Şimdi yargı sürecini başlatıp sonuna kadar gitmek lazım. Ve asla öğrenilmiş çaresizliğe geçit yok!
Bu kez rasyonel karar alın; kanmayın ve kandırılmayın!
Dr. İbrahim Can, CPA retweeted
Devlet yönetiminde yetki sahibi olsam ilk işim Borsa İstanbul'da işlem gören 587 şirketi muhasebe, finans, yönetim, organizasyon, hukuk ve sürdürülebilirlik konularında denetlemek olur.
Denetim sonucunda uygunsuz olanlara hem idari para cezası uygular hem de yatırımcının zararının tazmin edilmesi sonrasında borsa kotundan çıkarılması tedbirini uygularım.
Borsa İstanbul sonrasında ISO500 şirketlerine de aynısını uygularım. Bunu mikro ölçekteki işletmelere kadar genişletirim. Bu sayede işletmelerde etkinlik ve verimlilik sağlanırken usulsüzlükler önlenir ve halkın refahı her anlamda yükselir. #bist100 @simgefstk
Fon ve Hisse Senedi Mağdurlarının Dikkatine!
19 Ekim 2025 tarihli aşağıdaki yayında, Borsa İstanbul'da organize mali suçlar kapsamında değerlendirilmesi gereken gelişmelere dikkat çekerek yatırımcıları uyardım ve bütüncül bir denetim mekanizmasının gerekliliğini kamuoyuyla paylaştım.
4 Kasım 2025 tarihinde düzenlenen Sermaye Piyasaları Kongresi'nde, öğrencilerimin ricasıyla birlikte fotoğraf da çektirdiğimiz SPK Başkanına olası piyasa manipülasyonlarına ilişkin uyarılarımı ilettim ve yapay zekâ destekli çözüm modelimi sundum. Aynı kongrede Sn. Mehmet Şimşek de konuşmasında, "Bazı fonlarda manipülasyon yapıldığını biliyoruz." ifadesini kullandı.
Halka arz süreçlerinde fiyat tespit raporlarından bağımsız denetim raporlarına, izahnamelerden kurumsal yönetim yapılarına kadar uzanan süreçlerdeki usulsüzlük iddialarına, çıkar çatışmalarına ve olası manipülasyon yöntemlerine ilişkin önemli bilgi ve belgelere sahibim. Özellikle bu süreçlerde danışman, bağımsız yönetim kurulu üyesi veya farklı sıfatlarla görev alan kişilerin siyasi ilişkilerinin, eski kamu görevlisi olduğu dönemdeki resmi işlemlerin ve tüm sorumluluklarının incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Uzman görüşüme teknik çerçevede yasal dayanak olarak ifade edebilirim ki, ilgili mevzuat açıkça gösteriyor ki, zarara uğrayan fon veya hisse yatırımcılarının sermaye piyasasında işlenen suçlarla ilgili sorumlulukları tespit edilenlerden fon mal varlığı veya tasfiye bakiyesi ile sınırlı olmadan da zararlarının tazminini talep etme hakkı vardır. Bu yasal hak üzerine, fonun temerrüdü ve/veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedenleriyle gerçekleştirilemeyen talimatların dışında kalan hususlar var. Bu hususlar Fon Tasfiye Kanunu'nun eksik kaldığı alanlardır. Bu eksiklikler de yalnızca uzman görüşünde açıklanan teknik ayrıntıların mahkemede hüküm bulmasıyla açıklığa kavuşacaktır. Bunlardan yalnızca birisi olarak fonlarını satış emri veren takasın kesinliği ve fon mal varlığının ayrılığı maddelerine aykırı düzenlemedir. Ayrıca, fon satış emri verildiğinde fonun MKK kayıtlarından çıkışı ve paranın yatırımcı hesabına girişi ile sonuçlanan yedi aşamalı fon satış işleminin her aşamasında 14 Eylül - 17 Eylül aralığında aynı tarih, saat ve dakika olmasına karşın farklı sonuçlarla karşılaşarak parasını alan ya da alamayan yatırımcıların durumu da Fon Tasfiye Yasası ile açıklanmamıştır. Bu nedenle bu ayrımlar yalnızca uzman görüşü ile her yatırımcı ve her fon özelinde ayrı ayrı aktüerya çalışmasıyla tespit edilebilir. Bu süreçler yalnızca kanun maddeleri ileri sürülerek hak talebiyle hakimin kesin hüküm kurmasına yeterli olamayacak kadar karmaşık ve teknik uzmanlık gerektiren bir yargı sürecidir.
Bugüne kadar halka açık şirketlerin sahiplerini ve yönetim kurulu üyelerini, kamu mali kurumlarının yöneticilerini ve hukuk birimlerini uyardığım gibi, adli bilirkişilik görevim kapsamında hâkim ve savcılara da çeşitli açıklamalar yaptım; bilgi ve belgeleri sözlü olarak aktardım ve resmî raporlarımla sundum.
Şimdi bu çalışmaların yargısal sürece taşınması için yeni bir aşamaya geçiyorum.
Yarından itibaren, sahip olduğum bilgi ve takdiri delil niteliğindeki uzman görüşüm ile birlikte ilgili adli mercilere sunarak gerekli suç duyurularının yapılması ve hukuki süreçlerin başlatılması için avukat arkadaşlarımla birlikte harekete geçeceğim. Bu süreçte bilim, liyakat ve etik çerçevesinde uzmanlığıma başvuran hatırı sayılır bir kitle ile birlikte ilerleyeceğim.
Amacım yalnızca geçmişte yaşananları ortaya koymak değil; sorumlulukların hukuken tespit edilmesine, mağduriyetlerin giderilmesine ve benzer olayların yeniden yaşanmasını önleyecek yapısal çözümlerin geliştirilmesine katkıda bulunmak. Bu bağlamda kamu yararını amaçılıyorum.
Geçmişte uyarılarımı dikkate almayan, beni yeterince tanımadığı veya organize mali suçlarla ilgili olan manipülatörlerin hakkımdaki itibarsızlaştırma girişimlerinden etkilendiği için destek vermeyen yatırımcıların da artık hak arama mücadelesine katılmasını diliyorum. Yargının bağımsızlığına güvenmenizi; hakim ve savcıların basiret, vicdan ve hakkaniyetine güvenmenizi diliyorum. Bunun aksine inanmanız yalnız suçluların faydasına olur ve herkes daha fazla mağdur olur.
Kimseye kızgın veya kırgın değilim. Benim meselem kişilerle değil, adaletin tesis edilmesiyle ilgilidir.
Tek isteğim, 🇹🇷Türk Milletinin emeğiyle biriktirdiği tasarrufların korunması, sermaye piyasalarına duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi ve mağdur yatırımcıların haklarının en kısa sürede, adil ve hakkaniyetli biçimde iade edilmesidir.
Bir insanın yıllarca çalışarak ev sahibi olmak için biriktirdiği tasarruflar, hiç kimsenin kişisel çıkarına veya organize suç düzenine kurban edilemez.
Kamuoyunun bilgisine sunarım.
Notlar:
(1) Yargı süreciyle ilgili gelişmeleri abonelerime Salı günü 20:00'de açıklayacağım.
(2) Bu süreçte finansal yönetim danışmanlığı (yatırım tavsiyesi değil) kapsamında uzman görüşü talepleri olanlar DM ile değil, [email protected] adresine eposta gönderebilirler.
Devletin yönetiminde yetkim olduğunda ilk işim Borsa İstanbul’da işlem gören 587 şirketin yalnız muhasebe ve vergi değil, yönetim kurulu, sürdürülebilirlik, hukuk ve daha fazlasıyla tüm yönleri kapsayan bir denetime alırım dedim. Gereken ceza ve borsadan çıkışı veririm dedim. Bana itiraz edenler “zaten bağımsız denetim var” dedi ama bu bütünsel bir denetim değil!
Daha da önemlisi şu ki birkaç gün sonra SPK idari para cezaları Borsa İstanbul disiplin kurulu üyesi veya aracı kuruluş yöneticisine verildi. Bana itiraz edenlerden bun haberlere hiç ses çıkmadı. Hani bağımsız denetim vardı? Bu yeterliydi? Bunların dışında daha kimler ve neler var ama dokunulmuyor. Belki yıllar yıllar sonra açıklanır. #bist100
Bugüne kadar hangi uyarıda bulunduysam uzman olmayanların tüm itirazlarına veya kötü niyetli kişilerin tüm itibarsızlaştırma çabalarına karşın uyarılarım gerçekleşti. Ülkemiz çok büyük kayıp yaşadı. Bu kayıpların büyüklüğü birkaç yıl sonra anlaşılabilecek.
Herkes kendisi veya çocuğu için en iyi eğitim ve deneyime sahip olunması için çabalarken neden bunu başarmış uzmanlara itibar edilmiyor, dolandırırlar ilgi görüyor ve bilim insanlarına düşman gibi saldırılıyor?!
Lütfen artık ders alın!
Söz konusu finans, yönetim ve sürdürülebilirlik olduğunda bunların uygulamalı bilimler olduğu ve mali mevzuatın da özel bir uzmanlık olduğu artık anlaşılsın. Bunların liyakat, etik be bağımsızlıklar uygulandığı meslek finansal yönetim danışmanlığı anlaşılsın.
Ülkemiz daha önceki krizlerde de mesleğime büyük ilgi gösterip sonra kısa sürede aynı rutine döndü. Bunu yapmayın! Dolandırıcılardan uzak durun! Uzman olanla olmayanı ayırt etme yetkinliği kazanın! Psikolojik zayıflıklarınızı aşın!
Ben dostum; bilim insanıyım! Bana kızmaktan vazgeçin.
Daha nasıl anlatabilirim?
14 yıldır sosyal medyada her gün bunları anlattım. Başka hangi meslek böyle bir amme hizmeti yapıyor?
Ben hala “bunları kim bilebilirdi” diyenlerin sanki uzmanmış gibi halka seslenmesinden bıktım. Yukarıda saydığım dalların bilim olduğundan bile habersizler.
Uzman görüşü (bilirkişi raporu) sunduğum yatırımcılara avukat arkadaşlarımla birlikte yatırımcıların ne hakkı varsa kariyerimin sonuna kadar takipçisi olacağım. Ve emin olun çok genç, çok sağlıklı ve çok güçlüyüm. Emekli olmaya da niyetim yok. Çalışmayı çok seviyorum. Bu nedenle 10 yıl da olsa peşini bırakmayacağım.
Çünkü hakim ve savcılara da bilirkişi olarak açıkladığım gibi hepsini ve her şeyi biliyorum! Bağımsız yargıya güvenin. Yargıya güven konusunda bana itiraz etmenizin mağdurlara değil ama suçlulara fayda sağlıyor. Yapmayın!!!
Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun, fon soruşturması kapsamında "rüşvet almak" ile "örgüt üyeliği" iddiasıyla gözaltına alındı. (Anadolu Ajansı)
Fon Vurgunu Maliyeti:
Borsa İstanbul tarihinde ilk kez 7 hafta üst üste düşerek tüm piyasa değerinin yaklaşık %35’ini değer kaybetti. 278 milyar Dolar! Birçok büyük şirket %28 ila %65 arasında değer kaybetti.
Bu kriz dünyanın en büyük 8. ekonomik krizi olmadan önce patronları, siyasetçileri, kamu mali kurumlarının başkanlarını ve yatırımcıları defalarca uyardım. Ancak sadece abonelerim doğrudan fon nedeniyle veya batırılan şirketlerden zarar görmedi.
Şimdi yargı sürecini başlatıp sonuna kadar gitmek lazım. Ve asla öğrenilmiş çaresizliğe geçit yok!
Bu kez rasyonel karar alın; kanmayın ve kandırılmayın!
Dr. İbrahim Can, CPA retweeted
Fon Tasfiye Yasası ile bugün olağanüstü fon tasfiyesi sürecinde ilk ara ödemeler başladı. Atlas, Pusula ve Tera kapsamında 7 fonda 235.705 yatırımcı için 29,3 milyar TL yatırımcıların hesabına yatacak.
Ancak, bugün 1 milyon TL'ye kadar ödeme yapılacağının açıklanmasına karşın Fon Tasfiye Yasası m.4(2)'ye aykırı şekilde azami 250 bin TL ve kime neye göre ödeme yapıldığı anlaşılamayan şekilde ödeme yapıldığı için piyasada yine güven tartışması yaşandı.
Bu ara ödeme, #PBLK durumundaki yatırımcıların yalnızca %51,17’sine ulaşmıştır. Ancak yatırımcıların yarıdan fazlasının ödeme almış sanki çoğu kişinin mağduriyeti giderilmiş gibi yanıltıcı bir tablo oluşturabilir. Çünkü tasfiye sürecinde öncelikle en küçük sermaye tutarına, 1 milyon TL’ye kadar olan yatırımlara ve PPF’lere öncelik verilmektedir.
Dolayısıyla, kısmen de olsa parasını geri alabilen yatırımcıların oranının %50’yi aşması, mağduriyetin boyutunu tek başına ortaya koymaz. Gerçek tabloyu değerlendirebilmek için yatırımcı sayısının yanı sıra sermaye büyüklüklerini de dikkate almak ve ödemeleri bu ölçütlere göre incelemek gerekir.
Bana göre en önemlisi şu ki, hisse yoğun fonların tasfiye sürecinde hisselerin adil değerle piyasa nasıl karşılık bulacağıdır. Çünkü #BIST1OO özellikle 17 Eylül'den beri #FonVurgunu tartışmaları, soruşturma haberleri ve yabancı finans kuruluşlarının uyarılarıyla çok ciddi değer kaybetmeye devam ederken hisselerin nakde dönüşmesi için gerekli alıcılar nasıl bulunacak ve hangi fiyat gerçekten adil değer olacak?
Zira, Fon Tasfiye Yasası "fon pay sahiplerinin ortak menfaatini gözeterek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi amacıyla gerekli özeni gösterir" diyor. Tabii bu özen gösterilmediğinde bu kez yine sorumlular hakkında nasıl bir yargı sürecinin söz konusu olacağı en azından bu yeni kanuna eklenmedi. Belki önümüzdeki yıllarda yargı süreçlerinde yeni yeni kanunlarla yamalar yapılmaya devam edilir.
Ancak kesin olan şu: Son birkaç haftadır uzman görüşü talebiyle tarafıma ulaşan kıymetli avukatlar ve nitelikli yatırımcı statüsündeki fon mağdurları, yargı süreçlerini sonuna kadar takip etme ve haklarını arama konusundaki kararlılıklarını son derece net bir biçimde ortaya koyuyorlar.
Yatırımcılardan fon veya hisse yatırımlarına ilişkin usulsüzlüklerle ilgili yargıya başvurmak üzere uzman görüşü desteği almak isteyenler DM ile değil, [email protected] adresine e-posta gönderebilirler.
Fon meselesinde yapılması gereken, teknik uzmanlık temelinde ortaya konulan değerlendirmeleri dikkate almak ve mağdurların hak arama süreçlerini doğru teknik bilgi ve hukuki yöntemlerle yürütmelerine katkı sağlamaktır. Ne var ki mesele, bazı sanıklar hakkındaki iddialar ve kişiler üzerinden yürütülen tartışmalarla magazinleştirilerek asıl amacından uzaklaştırılıyor.
Oysa yanlış bir yaklaşımda ısrar etmek, mevcut zararı gidermediği gibi daha da derinleştirir. Çünkü kamuoyunda fon meselesi tartışılıyor gibi görünse de tartışmanın odağı giderek teknik ve hukuki gerçeklerden uzaklaşıyor. Böylece mağdurların dikkatleri hak arama süreçlerinde ihtiyaç duydukları bilgi, delil ve hukuki stratejilerden başka yönlere çekiliyor. Bunun sonucunda belirsizlik, bilgi kirliliği ve psikolojik yıpranma artarken, sermaye piyasalarında yaşanan organize mali suçların aydınlatılması ve sorumluların hesap vermesi de güçleşiyor.
Unutulmamalıdır ki doğru gündemin yanlış bir bağlamda tartışılması, yalnızca psikolojik bozukluk, genel sağlık riskinin yanı sıra zaman, para ve enerji kaybına neden olmaz; hak arama mücadelesinin etkinliğini de zayıflatabilir.
Bu nedenle uyarımın doğru anlaşılmasını özellikle rica ediyorum: Meseleyi kişiselleştirmek ya da dezenformasyon değil, teknik ve hukuki zeminde tutmak; tartışmayı büyütmek değil, mağdurların haklarını koruyacak doğru sonuçlara ulaşmasını sağlamak zorundayız.
Bazıları konunun uzmanı olmadığı gibi en hızlı, en çok, en yeni haber akışı sağlamak konusunu aşırı zorlayarak ciddi bir kirliliğe yol açıyor. Oysa meselenin ilk gününden itibaren yapılması gerekenleri defalarca anlattım. Öngörülerim ve uyarılarım şu ana kadar gerçekleşti. Sonrasına ilişkin söylediklerim de öyle olacaktır.
Kamuoyunun bilgisine önemle sunarım.
Fon Tasfiye Yasası tartışılırken konuyla doğrudan bağlantılı olmasa da geçmişten bir olay aklıma geldi.
1986 yılında işçi, memur ve askerlere konut edindirme desteği sağlamak amacıyla Konut Edindirme Yardımı (KEY) uygulaması hayata geçirildi. Bu kapsamda çalışanların ücretlerinden yapılan kesintiler ve işveren katkılarıyla bir fon oluşturuldu.
Yaklaşık 10 yıl boyunca çalışanların ve işverenlerin katkılarıyla biriken fonun uygulaması 1 Ocak 1996 tarihinde sona erdirildi. 1999 yılında tasfiye süreci başlatıldı. Nihayet 2008 yılında çıkarılan yeni bir kanunla hak sahiplerine nakit veya hisse senedi yoluyla ödeme yapılmasının önü açıldı.
KEY krizi, devlet eliyle toplanan fonların gayriresmî yollarla piyasaya ucuz kredi olarak dağıtılması ve hak sahibi kayıtlarının düzgün tutulmaması nedeniyle patlak vermiştir.
8 yıl boyunca maaşları zorunlu olarak kesilerek fona aktarılan çalışanların alacaklarının %81'i ödenmedi. Vatandaşın hakkı olan kendi parasının %19'u ise iki kamu bankasında faiz gelirine endeksli bloke edildi. Ancak bu bankaların faiz oranları diğerlerinden belirgin bir biçimde düşük tutuldu. Vatandaş bir kez daha zarara uğratıldı.
Tabii hemen sonra bu bankalardan birinin genel müdürünün dönemin en büyük siyasetçisiyle ilişkili şekilde 5 milyon Dolar rüşvet aldığı çok uzun süre gündem oldu.
Belki diyebilirsiniz ki, "Aman canım, kaç yıl önceki olayın şimdi paylaşılmasının ne önemi var?"
“Geçmişi hatırlamayanlar, onu yeniden yaşamaya mahkûmdur.” (George Santayana)
Ve ülkemizde tarihsel sosyoloji çok zayıftır. Çünkü kimse okumaz ve sadece başkalarından duyduğu ya da akıl aldığı kadarıyla bildiğini sanır ve bunu yeterli görür. Buna karşın asla uzmanlık satın almaz. Çünkü uzmana verilen para lüzumsuz olmanın ötesinde ahmaklıktır. Bu da kültür haline gelerek toplumsal davranış kalıplarını oluşturur ve yaşanan ekonomik krizlerin nesiller boyu devam etmesine neden olur.
Türkiye, ne yazık ki, finans ve yönetimin uygulamalı bilimler olduğunu; hem şirketlerin yönetiminde hem de devlet idaresinde bu alanların siyasi tercihlerden ziyade teknokratik bir yaklaşımla ele alınmasının kamu yararına hizmet edeceğini nesiller boyunca yeterince kavrayamadı.
Oysa bağımsız bilim insanları ve yönetim danışmanlarının liyakat, etik ve hukuk ilkeleri doğrultusunda karar alma süreçlerine katkı sunması, toplumsal fayda ve sürdürülebilir kalkınma amacıyla ekonomik değer yaratmanın temel koşullarındandır.
Bu anlayış yerleşmediği sürece dolandırıcılık, vurgun, yolsuzluk, ekonomik kriz ve yoksulluk; siyasi parti, şirket veya dönem değişse de varlığını sürdürmeye devam edecektir.
Danışman isimli kitabımdan Türkiye'deki ekonomik krizleri açıkladığım bölümde sunduğum görseli de ek bilgi olarak paylaşıyorum.
Fon Tasfiye Yasası ile bugün olağanüstü fon tasfiyesi sürecinde ilk ara ödemeler başladı. Atlas, Pusula ve Tera kapsamında 7 fonda 235.705 yatırımcı için 29,3 milyar TL yatırımcıların hesabına yatacak.
Ancak, bugün 1 milyon TL'ye kadar ödeme yapılacağının açıklanmasına karşın Fon Tasfiye Yasası m.4(2)'ye aykırı şekilde azami 250 bin TL ve kime neye göre ödeme yapıldığı anlaşılamayan şekilde ödeme yapıldığı için piyasada yine güven tartışması yaşandı.
Bu ara ödeme, #PBLK durumundaki yatırımcıların yalnızca %51,17’sine ulaşmıştır. Ancak yatırımcıların yarıdan fazlasının ödeme almış sanki çoğu kişinin mağduriyeti giderilmiş gibi yanıltıcı bir tablo oluşturabilir. Çünkü tasfiye sürecinde öncelikle en küçük sermaye tutarına, 1 milyon TL’ye kadar olan yatırımlara ve PPF’lere öncelik verilmektedir.
Dolayısıyla, kısmen de olsa parasını geri alabilen yatırımcıların oranının %50’yi aşması, mağduriyetin boyutunu tek başına ortaya koymaz. Gerçek tabloyu değerlendirebilmek için yatırımcı sayısının yanı sıra sermaye büyüklüklerini de dikkate almak ve ödemeleri bu ölçütlere göre incelemek gerekir.
Bana göre en önemlisi şu ki, hisse yoğun fonların tasfiye sürecinde hisselerin adil değerle piyasa nasıl karşılık bulacağıdır. Çünkü #BIST1OO özellikle 17 Eylül'den beri #FonVurgunu tartışmaları, soruşturma haberleri ve yabancı finans kuruluşlarının uyarılarıyla çok ciddi değer kaybetmeye devam ederken hisselerin nakde dönüşmesi için gerekli alıcılar nasıl bulunacak ve hangi fiyat gerçekten adil değer olacak?
Zira, Fon Tasfiye Yasası "fon pay sahiplerinin ortak menfaatini gözeterek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesi amacıyla gerekli özeni gösterir" diyor. Tabii bu özen gösterilmediğinde bu kez yine sorumlular hakkında nasıl bir yargı sürecinin söz konusu olacağı en azından bu yeni kanuna eklenmedi. Belki önümüzdeki yıllarda yargı süreçlerinde yeni yeni kanunlarla yamalar yapılmaya devam edilir.
Ancak kesin olan şu: Son birkaç haftadır uzman görüşü talebiyle tarafıma ulaşan kıymetli avukatlar ve nitelikli yatırımcı statüsündeki fon mağdurları, yargı süreçlerini sonuna kadar takip etme ve haklarını arama konusundaki kararlılıklarını son derece net bir biçimde ortaya koyuyorlar.
Yatırımcılardan fon veya hisse yatırımlarına ilişkin usulsüzlüklerle ilgili yargıya başvurmak üzere uzman görüşü desteği almak isteyenler DM ile değil, [email protected] adresine e-posta gönderebilirler.
#Binance'ın siber saldırı sonucu 6,3 milyar dolarlık kaybı doğruladı. Bu gelişme, yıllardır anlattığım önemli bir gerçeği yeniden gündeme getiriyor: Blockchain teknolojisi, tek başına güvenlik garantisi değildir.
2018'de Türkiye'de kripto paralar gündeme geldiğinde, blockchain teknolojisini kripto paralarla özdeşleştiren ve bunları "asla kırılamaz" diye tanıtan çok sayıda kişi vardı. Bitcoin'in fiyat artışlarının da sonsuza kadar süreceğini düşünenler az değildi.
Televizyon yayınlarında bu yaklaşımları sorguladığımda felaketleri yaşamadan anlayamayanlar yine ad hominem tercihinde olmuştu. Oysa anlatmaya çalıştığım gerçekler şunlardı:
▪️ Blockchain'in güvenliği, kripto para platformlarının ve kullanıcı hesaplarının da güvenli olduğu anlamına gelmez.
▪️ Platform yöneticileri veya kripto para projelerinin sahipleri güveni kötüye kullanarak yatırımcıları zarara uğratabilir; bunun örnekleri yaşandı.
▪️ Kuantum bilgisayarlar, Bitcoin'in dayandığı mevcut kriptografik güvenlik yöntemleri için gelecekte ciddi bir tehdit oluşturuyor. Henüz Bitcoin'in şifrelemesi kırılmış değil. Ancak bu konuda ciddi bir ilerleme var.
▪️Kripto varlıkların izinin sürülemeyeceği ve suç gelirlerinin uluslararası hukuk yoluyla takip edilemeyeceği düşüncesi de doğru değil. Bu konuda da resmi çalışmalarla kazandığım olumlu deneyimler var.
Finansal yönetim danışmanlığı, yalnızca yatırım tavsiyesi vermek veya fon yönetmek değildir. Finans; teknoloji, yapay zekâ, hukuk, strateji, muhasebe, denetim, yönetim bilimleri ve davranış bilimlerinin ve çok daha fazlasının birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bu sayede riskler yönetilir, krizler veya kayıplar yaşanmadan önlenebilir ve finansal değer yaratılabilir. Akılcı olan bunu anlamak ve liyakati tercih etmektir.










