Pinned Tweet
Kaz Dağlarında günbatımı. (Fotoğraf sonbaharda çekilmiştir. Güneş kışın biraz daha güneybatıdan veda ediyor.)
Homeros'un "bin pınarlı İda" diye anlattığı bu güzelim dağlara bir avuç altın için kıymayın ağalar, beyler!
"S.A.E. ne iş göreceği belli olmadan kurulmuş, yeni yeni kadrolarla şubeler açıp gittikçe genişleyen öylesine saçma bir kurumdur ki, Tanpınar bu enstitüyü ele alarak birçok konuyla alay etme olanağını bulur: politikacılar, üstyapıda yapılan köksüz devrimler, bürokrasi..." (229)
"Kısa ömrümde [hürriyetin] yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul, zurna, sokaklara fırladık.
Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi +
"İnsanın bazen, acaba en ciddisi dâhil bütün kurumlar aslında birer Saatleri Ayarlama Enstitüsü müdür, diye sorası geliyor."
Ömer Ural, Cumhuriyet, 3 Eylül 2000
Güzel soru! Bir düşünün abiler, ablalar.
"Sahnenin Dışındakiler, yer yer dağınıklığına ve savrukluğuna rağmen, Türkçede yazılmış romanların en güzellerinden. Tanpınar'ın bu gücü, anlattığı 'insan'ı, hiçbir zaman yalınkatlığa düşmeden, bütün karmaşıklığıyla, bütün derinliğiyle vermesinden geliyor."
Fethi Naci, s.228
"Türkçede okuduğum en güzel aşk romanı. Üstelik sadece tek bir aşkın, bir erkeğin bir kadına olan aşkının romanı da değil, iç içe iki aşkın romanı, birbirini besleyen, geliştiren iki aşkın: Mümtaz, Nuran'a olduğu kadar, İstanbul'a da âşıktır."
Fethi Naci, s.207
"Tanpınar için Müslümanlık temelde estetik bir sorun. Onu ilgilendiren, bütün Müslüman uluslar için akideleri ortak olan soyut bir Müslümanlık değil, sanat eserleri ve hayat şekilleri haline gelmiş, bize özgü, taklit olmayan, somut bir Müslümanlık."
Berna Moran, s.218
"Tabii şekilde ihtilal, halkın veya hayatın, devleti geride bırakmasıyla olur. Bizde ise hayat ve halk yani asıl kütle, devlete yetişmek mecburiyetinde. Hattâ, çok defa münevver ve devlet adamı bile... En aşağı 1839'dan beri bu böyle..." (308)
Yazarın sözcüsü İhsan konuşur.
Tanpınar'da farklı ırklara karşı bir çeşit alerji var. (James Baldwin hakkında dediklerini hatırlayacaksınız. Burada paylaşmıştım.)
Paris'ten İstanbul'daki dostlarına Mayıs 1953 tarihli mektuptan:
"... etrafımda bir yığın Çinli, Japon zevat. Meğer ben ne kadar beyaz ırk +
Tanpınar, CHP milletvekili Cevat Dursunoğlu'ya yazdığı 19.01.1943 tarihli mektupta (Mektuplar, s.56) milletvekili olmak için destek ve tavassutunu rica eder. Muradına erer de. Hiç tanımadığı, görmediği Maraş'tan mebus olur.
Sefa Kaplan bu konuda şöyle diyor (s.410): "Cevat +
Poyrazlı ve üşüten bir günbatımı. Sıcacık akşamlarınız, geceleriniz olsun. Doğal gaz, elektrik, odun, kömür... fiyatları müsaade ettiği ölçüde tabii ki.
- Bırak sosyal mesaj vermeyi, eve dönelim. Hem acıktım, hem de üşüdüm.
+ Tamam.
Tanpınar'da çok gereksiz bir malumatfuruşluk da var. Bir kahvede oturan insanlardan bahsediyor: "...akşam güneşine Niobe'nin kırk çocuğu gibi göğüslerini germişler..." (s.331). Ne alâka? Üstelik, Niobe'nin 40 değil 14 çocuğu vardı. (Örnekleri çoğaltabilirim.)
"Çeviri ve baskı/dizgi berbat. Korkunç atlamalar var," diye yazdım.
Msl., Faust'un Mefisto ile girdiği bahis atlanmış!
"Apışmak" (hayran olmak anlamında), "apıştırmak" (hayran bırakmak anlamında), "nakavut" ("knock-out" anlamında) gibi acayip sözler. Sayısız yazım/basım hatası.
Güzel bir roman. Ama aksayan yerleri var. En çok aksayan yeri: "Ne yapalım Mümtaz; kader istemiyor! Aramızda bir ölü var. Bundan sonra beni bekleme artık! Her şey bitmiştir." (Nuran'ın sözleri, 316)
Suad intihar etti diye Nuran'ın Mümtaz'la evlenmekten cayması inandırıcı değil.
Kitabın alt-başlığı yanlış
Beşerî Bilimlerinin ❌️
Beşerî Bilimlerin ❎️
"Beşerî" (sıfat) + "Bilimler" (isim, ad). Böylece bir sıfat tamlaması oluyor: Beşerî Bilimler. (Yayıncılık standartlarımız beni ağlatıyor!)
























