Bir zamanlar gençtik… Şimdi bu fotoğrafa bakıp o günkü kendime söyleyecek çok şey buluyorum. Oysa onun bana tek sözü var: “Biraz da yaşa.”
Göz göze gelince gülümseyen insanları seviyorum. Yüzümde unuttuğum gülümsemeyi bulup bana geri veriyorlar.
Çiçeği koparan, elinde açan bir güzellik görür; kökünde bıraktığı ölümü görmez. Sevenin inceliği şuradadır: Her gün su taşır, bir gün olsun “Benimsin” demez.
Meltem Babaoğlu retweeted
İnsan, kaybettiği serveti yeniden kazanabilir. Fakat kaybettiği güveni, sahip olduğu hiçbir servetle geri satın alamaz. Çünkü itibar, insanın cebinde taşıdığı değil, başkalarının gönlünde bıraktığı değerdir.
Bugün bir müşterim mağazada 50 tane kıyafet deneyip hiçbir şey almadan çıktı. “Hiçbir şey bulamadım,” dedi. Biz de hâlâ 38 beden siyah pantolonu bulamadık. Ülkede tüketici hakları var, katlayıcı hakları yok.
Erkeğin nefretini aptallık, kadının nefretini zekâ sayınca aynı önyargıya iki ayrı diploma vermiş oluyorsun. Zekâ, bir cinsiyeti suçlayabilmekte değil; insanı cinsiyetine indirgemeden değerlendirebilmekte.
“Savaşta bir kez ölürsün; evlilikte her gün ölürsün.”
— Rus atasözü
Savaşta en azından karşı taraf “Neye kızdığımı sen bul” demiyor, değil mi? 😂
Esaretin en sessiz hâli, insanın bir zamanlar kaçmak istediği hayatı başkalarına tavsiye etmeye başlamasıdır.
Bazılarının eşitlik mücadelesi, kendilerine özel bir kapı açılınca biter. Sonra yıllarca yumrukladıkları kapının bekçisi olurlar.
Aptallığın soyu tükenmiyor; çünkü her çağ, düşünmenin ayıp, itaatin erdem sayıldığı bir beşik kuruyor.
Başkasının günahlarından kendine beyaz bir elbise dikme. Herkes kendi gecesini giyecek o son sabah. Tanrı sana başkasını sormadığında, sözü nereye çevireceksin?
Kadınlara kırılgan olmayı yakıştıran bir dünyada, bazı erkeklerin bütün özgüvenini tek bir “hayır” yerle bir edebiliyor. Meğer en ince camdan yapılan şey, kimi zaman bir erkeğin kendine biçtiği büyüklükmüş.
İnsanın yanında yürüyenlerin çokluğu değil, yol karardığında yanında kalanların varlığı kıymetlidir. Çünkü sadakat, güzel günlerde verilen sözlerde değil, zor zamanlarda terk edilmeyen insanlarda kendini gösterir.
İnsanlar çoğu zaman yalandan değil, huzurlarını bozan doğrulardan rahatsız olur. Bu yüzden gerçeği söyleyenin suçu, yanlış konuşması değil, başkalarının yüzleşmek istemediği şeyleri dile getirmesidir.





