Ege Çevre ve Kültür Platformu

İzmir, Türkiye
Joined August 2015
Pinned Tweet
Acele Kamulaştırmada karar sırası DİDDK’de Av. Arif Ali Cangı 16 Eylül 2026 tarihli yazımda Milas Acele Kamulaştırmaları davasının duruşmasını yazmıştım. O duruşmadan sonra Danıştay 6. Dairesi, daha önce verdiği yürütmeyi durdurma kararından döndü, oy çokluğuyla davaları esastan reddetti. Bu olağan bir süreç ve sonuç değil. Zira aynı Daire davalı idarelerin ve katılan şirketin savunmalarını aldıktan sonra “açıkça hukuka aykırı ve uygulanması giderimi çok zor zararlar doğuracağından” acele kamulaştırma kararının yürütülmesini durdurmuştu. Yürütmeyi durdurma kararından sonra ne değişti de Danıştay kendi kararından döndü? Aslında hukuken ve bilimsel olarak bir şey değişmedi. Davalı taraf İstanbul Teknik Üniversitesi’nin adını kullanan hocalardan özel raporlar alarak dosyaya sundu. Duruşmaya özel hazırlık yapılmıştı, davalı idarelerin ve lehine kamulaştırılma yapılan şirketin avukatının yanı sıra Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürü duruşmaya bizzat katıldı. Davalı idarelerin temsilcileri Limak-IC İçtaş ortaklığındaki Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. (YK Enerji)’nin menfaatlerini şirket avukatından daha ısrarcı savundular. Israrla ülkenin başta elektrik olmak üzere enerji arzına muhtaç olduğunu, Yenköy ve Kemerköy Termik Santrallerinin baz yük sağlayan santraller olduğunu iddia ettiler. Bu gerçeği yansıtmayan söylemler ikna etmiş olsa gerek Dairenin 5 üyesinden dördü aynı gerekçeyle davanın reddi yönünde oy kullandılar. Oysa dosyada davacı Milas köylülerinin kendi mülkiyet haklarının yanı sıra kamunun haklarını gösteren ciddi delilleri vardı. Muğla’daki termik santrallerin tamamen devreden çıkması halinde ülke ve Ege Bölgesi’ne enerji arzı güvenliğinin olumsuz etkilenmeyeceğine dair TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ile TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın raporu dosyaya sunulmuştu. Bu rapor, devletin ilgili kurumlarının verilerine dayanmaktaydı. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 2005 tarihli “Milas-Çamköy-Suçıktı Kaynağı Karst Havzası Hidrojeolojik Etüt Raporu”, kömür işletme faaliyetlerinin gerçekleştirileceği acele kamulaştırılan havzanın son derece önemli ve hassas bir yeraltısuyu sistemi içerisinde bulunduğunu ortaya koymaktaydı. Raporun sonuç kısmında Suçıktı-Çamköy sahasının güneyinde bulunan Karacahisar Kömür İşletme Sahası'nın, bu sahadaki yeraltısuyu sistemini olumsuz etkileyeceği, belirlenen yeraltısuyu rezervinin kullanılabilmesi için kömür işletme sahasının kuzey sınırının güneye çekilmesi gerektiği ifade edilmekteydi.. DSİ’nin bu raporuna göre, acele kamulaştırmaya devam edilir, saha kömür ocağı haline getirilirse Bodrum, Güllük ve bölge susuz kalacak. Bu rapor da dosyaya sunuldu. Dosyada ayrıca termik santrallerin yarattığı sağlık maliyetlerine ilişkin raporlar da sunuldu. Bu bilimsel raporlar dikkate alınmadan davalar reddedildi. Bu kararla Danıştay 6. Dairesi, özellikle acelecilik hali konusundaki yerleşik içtihadından dönmüş oldu. Şimdi karar sırası Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nda. Yürütmeyi durdurma ve kararın bozulması istemli temyiz başvuruları devam ediyor. Acele kamulaştırma işleminin amacı olan Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerine kömür sağlanması meselesi, yalnızca elektrik üretiminin devamlılığı üzerinden ele alınamaz. Bu üretimin yol açacağı çevresel, insan sağlığı ve gezegenin sağlığına etkilerinin da ele alınıp kamu yararı denetimi yapılmalıdır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’ndan, bu değerlendirmeyi yapmasını, yerleşik içtihatları doğrultusunda yaşamdan yana bir karar vermesini bekliyoruz. Bu dava aynı zamanda, Kasım ayında Antalya’da toplanacak COP 31 Konferansında Türkiye’nin sunacağı iklim kriziyle mücadele söylemindeki samimiyetini de gösterecektir. Yazar Av. Arif Ali Cangı gazeteyenigun.com.tr/makale/…
2
142
Çevreciler de isyana katıldı: EGEÇEP Sözcüsü Süleyman Eryılmaz, “Büyükşehir Belediyesi yakma tesisini Bornova’ya yapmaktan vazgeçmeli” dedi. Büyükşehir bu işten vazgeç! İzmir Mahalli Çevre Kurulu, Bornova’da kurulması planlanan Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi için yer seçimine onay verdi. Projeye çevrecilerden tepki gelirken EGEÇEP Sözcüsü Süleyman Eryılmaz, “Büyükşehir Belediyesi yakma tesisini Bornova’ya yapmaktan vazgeçmeli” dedi. İzmir’de katı atık bertaraf tesisi krizi çözüme kavuşuyor. Atık yönetimine ilişkin iki yeni proje için yer seçimi uygun bulundu. İzmir Mahalli Çevre Kurulu, Bornova’da kurulması planlanan Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi ile Bergama Entegre Katı Atık Yönetim Tesisi’nin yanında yapılması planlanan iki yeni düzenli depolama tesisinin yer seçimine onay verdi. Bornova’nın Naldöken Mahallesi’ndeki 23337 ada 1 parsel ile Yaka Mahallesi’ndeki 192 ada 19 parseli kapsayan yaklaşık 22,25 hektarlık alanda kurulması planlanan Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi, bölgedeki mahalle muhtarlarını harekete geçirirken çevrecilerden de tepkiler gelmeye başladı. Karabağlar’da 29 Ekim hazırlığı: Kutlamalar dört gün sürecek! Karabağlar’da 29 Ekim hazırlığı: Kutlamalar dört gün sürecek! Kapasite artışına çevrecilerden tepki: Kozak'ta yeni İliç faciası kapıda! - İzmir Haber - İzmir Son Dakika Haberleri METAN GAZINI NE YAPACAKLAR? Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) Sözcüsü Süleyman Eryılmaz, “Çöp yakma tesisleri dengeyi, tarım topraklarını, suyu etkiliyor hem de insanları doğrudan etkiliyor. Çöp yakma tesislerinden ciddi şekilde metan gazı çıkıyor. İklim değişikliğiyle de doğrudan ilişkili. Belediyeler bu işi tesis açarak kurtulduk olarak görüyor. Ancak öyle değil. Ayrıştırılmadan yakılan çöpler kimyasalları ortaya çıkarıyor. Bu da tüm çevreyi doğrudan etkiliyor ve ciddi boyutlarda tehlikelere neden oluyor. Metan gazını ne yapacaklar? Havaya salacaklarsa büyük bir sorun. Belediyeler bunu bir çözüm olarak görüyor ama değil. Oradaki halkın tepkisi çok doğal” dedi. BÜYÜKŞEHİR VAZGEÇMELİ! Eryılmaz açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi: “Büyükşehir Belediyesi’nin yakma tesisi yapmaktan vazgeçmeli. Çöplerin toplanması ve depolanması bir kadim mesele oldu. Harmandalı’da yaşananları biliyoruz. Ümraniye’de neler yaşandığını da biliyoruz. Harmandalı ise pimi çekilmiş bomba gibi duruyor. Bu meseleyi halkla, bilim insanlarıyla ve çevrecilerle bir araya gelerek çözmeliler. Çöp ayrıştırması yapmaktansa yığınla iş yapıyorlar ve bundan ucuz olarak kurtulmak istiyorlar. Bu yöntem ciddi şekilde sağlık sorunlarıyla ve ekonomik sorun olarak halkın ve devletin başına kalıyor. Büyükşehir Belediyesi bunu iş yapıyor gibi göstermesi çok kötü, bundan vazgeçmeli.” egedesonsoz.com/cevreciler-d…
5
12
344
Kendi kararını bozup topraklarımızı bir şirkete veren Danıştay 6. Dairesinin kararını temyiz edeceğiz. Adaletin bize gelmesini beklemeyecek, adalet için mücadele edeceğiz. Avukatlarımızdan Arif Ali Cangı'nın (Arif Ali Cangı) açıklaması ⤵️
Kendi kararını bozup topraklarımızı bir şirkete veren Danıştay 6. Dairesinin kararını temyiz edeceğiz. Adaletin bize gelmesini beklemeyecek, adalet için mücadele edeceğiz. Avukatlarımızdan Arif Ali Cangı'nın (@ARIFCANGI) açıklaması ⤵️
3
125
Antalya'da 14-18 Kasım'da Halkların İklim Zirvesi'ne 32 ülkeden konuşmacı katılacak COP31'e ev sahipliği yapacak Antalya, 14-18 Kasım'da Halkların İklim Zirvesi'ni Mimar Sinan Kongre Merkezi'nde ağırlayacak. 32 ülkeden konuşmacının katılacağı zirvede yaklaşık 150 etkinlik düzenlenecek; fosil yakıtlardan çıkış ve iklim adaleti gibi başlıklar ele alınacak. COP31'e ev sahipliği yapacak Antalya, resmi iklim müzakerelerinin yanı sıra dünyanın farklı bölgelerinden sivil toplum örgütleri, sendikalar ve toplumsal hareketleri bir araya getirecek Halkların İklim Zirvesi'ne de ev sahipliği yapacak. 14-18 Kasım'da düzenlenecek zirvede, 32 ülkeden konuşmacıların katılımıyla yaklaşık 150 etkinlik gerçekleştirilecek.Organizatörlerden yapılan açıklamaya göre, 2021'de Glasgow'da ve 2025'te Belem'de düzenlenen Halkların İklim Zirvesi (Peoples' Climate Summit), bu yıl Antalya'daki Mimar Sinan Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek. Zirveye 300'e yakın uluslararası ve 200'ü aşkın yerel kurum destek verecek, 130'dan fazla kurum etkinlik düzenleyecek. ABD, Arjantin, Brezilya, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, İngiltere, Kanada, Kenya, Kolombiya, Mısır, Pakistan, Rusya, Ukrayna ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 32 ülkeden konuşmacının katılacağı programda, yaklaşık 150 tematik oturum ile kültür ve sanat etkinliği yer alacak. İKLİM FINANSMANI VE FOSİL YAKITLARDAN ÇIKIŞ GÜNDEMDE COP31'e alternatif ve tamamlayıcı bir sivil toplum platformu olarak düzenlenen zirvede fosil yakıtlardan çıkış, enerji demokrasisi, gıda egemenliği, iklim adaleti, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, plastik kirliliği ve nükleer enerji gibi başlıklar ele alınacak.İklim krizinde tarihsel sorumluluk, iklim borcu, kayıp ve zararlar ile iklim tazminatı da zirvenin gündeminde olacak. Program kapsamında 15 Kasım'da "Ekolojik Yıkımlara Karşı Doğanın Hakları", 16 Kasım'da "Fosil Yakıtlardan Çıkış ve Enerji Demokrasisi", 17 Kasım'da "Demokrasi, Anti-Militarizm ve Barış", 18 Kasım'da ise "Gıda Egemenliği ve Agroekoloji" başlıklı ortak oturumlar düzenlenecek. COP31 MÜZAKERELERİ DE İZLENECEK Zirve kapsamında COP31'de yürütülen resmi müzakereler de takip edilecek. COP31 izleme ve değerlendirme toplantılarında karbon piyasaları, iklim finansmanı, uluslararası iklim taahhütleri ve müzakerelerde alınan kararların ele alınması planlanıyor. Halkların İklim Zirvesi, 14 Kasım Küresel Eylem Günü kapsamında Antalya'da düzenlenecek yürüyüş ve mitingle başlayacak. Organizatörler, etkinliğe Türkiye'den ve farklı ülkelerden toplumsal hareketlerin katılacağını bildirdi. 15-18 Kasım tarihlerinde ise Mimar Sinan Kongre Merkezi'nde her sabah ortak oturumların ardından eş zamanlı paneller, atölyeler, forumlar ve söyleşiler gerçekleştirilecek. Kaynak: ANKA sondakika.com/amp/haber-anta… sondakika.com/amp/haber-anta…
6
11
626
Mor Oda sohbetlerimiz devam ediyor. 🌿 Yarın saat 21.00’de “Neden Halkların İklim Zirvesi?” başlığıyla @hiz_2026 hesabında buluşuyoruz. Sohbetimize katılmak isteyen tüm dostlarımızı bekliyoruz. 💚 Odaya katılım için 👇 xitter.cf/i/spaces/1pKdR…
Mor Oda sohbetlerimiz devam ediyor. 🌿 Yarın saat 21.00’de “Neden Halkların İklim Zirvesi?” başlığıyla @hiz_2026 hesabında buluşuyoruz. Sohbetimize katılmak isteyen tüm dostlarımızı bekliyoruz. 💚 Odaya katılım için 👇 xitter.cf/i/spaces/1pKdRDkZndRJW
5
177
BASINA VE KAMUOYUNA “DOĞAʼNIN” DA HAKLARINI SAVUNMAK İÇİN İLİÇ DAVASINA MÜDAHİL BAŞVURUSUNDA BULUNDUK ! Bilindiği gibi, 13 Şubat 2024'te Erzincan'ın İliç ilçesinde, Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni işletmesinde yığın liçi sahasında meydana gelen kayma/çökme sonucunda büyük bir ekolojik yıkım yaşanmıştır. Resmi açıklamalara göre; maden çalışanı 9 kişi, kayan siyanürlü ve ağır metalli kütlenin altında kalmıştır. Can kaybına yol açmasının yanı sıra yığın liçi sahasının kayması aynı zamanda şimdiden sonucu kestirilemeyecek büyük bir çevre felaketine yol açmıştır. Konunun uzmanları tarafından, zehirli, ağır metalli atığın Fırat Nehri'ne karışma riski uyarısı yapılmaktadır. Sınır aşan suların kirlenmesi halinde, Türkiye açısından uluslararası boyutta sorumluluklar doğuracaktır. EGEÇEP olarak, meydana gelen suça konu olayın maktulleri ve mağdurlarının yanı sıra geri dönüşü çok zor olacak yıkıma uğrayan "Doğa"nın da haklarının savunulması gerektiğini belirterek, zarar gören insanlar ve diğer canlıların haklarını savunmak amacıyla davaya müdahil olarak katılmak için Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına başvuru yaptık. İŞLENEN İLK SUÇ DEĞİL! 13 Şubat 2024'te işlenen suç, Çöpler Altın Madeninde işlenen ilk suç değildir. Söz konusu altın madeni işletmesindeki sürekli yükselen yığın liçi sahası ve atık barajı konusunda uzmanlar, uzun zamandır uyarıda bulunmaktadır. Yaşanan; göz göre göre işlenen bir ekokırım suçudur ve kaza ya da doğal felaket şeklinde geçiştirilemez. Yığın liçi sahasında 27 Mart 2022 tarihinde de kayma meydana gelmişti. 21 Haziran 2022 tarihinde şimdi yıkılan liç sahasına siyanür taşıyan boru çatlamış ve 3 saat boyunca, yaklaşık 20 metreküp siyanürlü solüsyon açık alana boşalmıştı. Ekolojik bir yıkıma yol açacak olan bu olay üzerine çok sayıda kurum ve kuruluş ile yaşam savunucusu yurttaş, suçun faillerinin tespit edilerek yargılanmaları için İliç Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu. İliç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından işlenen suç "Çevrenin taksirle kirletilmesi sonucu toprakta, suda, havada kalıcı etki bırakması" suçu olarak nitelendirilmiş, bu kapsamda "... şüphelilerden Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, Adnan Keklik, Ethem Keklik, Burhanettin Şahin, Muharrem Keklik, Soysal Doğan, Alpaslan İskender, Mehmet Koray Şimşek, Kaan Toker, Özgür Kaya, Ahmet İlker Doğan, Dursun Oktay Özdemir'e" ön ödeme emri çıkarılmış, ön ödeme emirlerinin yerine getirilmesi üzerine haklarında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişti. Adli soruşturmanın yanı sıra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından altın madeni işletmesine, "en üst sınır" olan 16 Milyon 441 bin 440 Türk Lirası idari para cezası kesilmiş, çevre izin ve lisansı iptal edilerek 27 Haziran 2022 tarihinde madenin faaliyeti durdurulmuşsa da 23 Eylül 2022 tarihinde yeniden faaliyetine izin verilmiş ve doğaya karşı işlenen suçlar bu şekilde kapatılmıştı. İki yıl önce kayan yığın liç sahası çöktü ve olay sonucu, 9 emekçinin yaşam hakkı elinden alınırken, aynı zamanda geri dönüşü olmayacak şekilde ekolojik bir yıkıma yok açtı. İşlenen suç, tipik bir ekokırım suçudur! Devamı için Karekot'u okut 👇
8
12
523
Japonya'da nükleer santralde radyoaktif sızıntı: Reaktör kapatılıyor Japonya'da "az miktarda radyoaktif madde sızıntısı" tespit edilen reaktörün faaliyetlerinin geçici olarak durdurulacağı bildirildi. Kyodo ajansının haberine göre, santralin işletmecisi Tohoku Electric Power Co. şirketinden yapılan açıklamada, Miyagi eyaletindeki Onagawa Nükleer Santrali’nin 2 numaralı reaktöründe su sızıntısı tespit edildiği belirtildi. Açıklamada, tahliye çukurundaki su seviyesinin temmuz ayından bu yana yükselmesi üzerine başlatılan incelemede bir vanadaki arızanın sızıntıya yol açtığının görüldüğü kaydedildi. Sızan suda "az miktarda" radyoaktif madde tespit edildiğine işaret edilen açıklamada, çevrede ise anormal bir radyasyon seviyesinin ölçülmediği ifade edildi. Açıklamada, Onagawa Nükleer Santrali’nin 2 numaralı reaktöründeki arıza nedeniyle saatte yaklaşık 200 litre su sızdığının tahmin edildiği ve parçaların incelenip değiştirilmesi için reaktörün kapatılacağı vurgulandı. Ayrıca, açıklamada, inceleme, onarım ve reaktörün yeniden devreye alınmasına yönelik hazırlıkların yaklaşık 10 gün süreceği bilgisi paylaşıldı. Japonya'da 11 Mart 2011'de meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında oluşan tsunami, Fukuşima Dai-içi Nükleer Santrali'nde radyoaktif sızıntıya neden olmuştu. Bölgede yaşayan on binlerce kişi, sızıntı sonrası evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Fukuşima Dai-içi Nükleer Santrali'nin kuzeyindeki Onagawa Nükleer Santrali de güvenlik nedeniyle kapatılmıştı. Japon hükümeti tarafından nükleer santral işletmeciliği konusunda getirilen güvenlik tedbirleri kapsamında Şubat 2020'de çalışma izni alan santralin 2 numaralı reaktörü 2024'te faaliyete başlamıştı. İlgili Konular: #japonya #radyoaktif cumhuriyet.com.tr/dunya/japo…
2
154
Efes'in binlerce yıllık mirası tehlikede! Efes Karşılama Merkezi projesine ilişkin bilirkişi raporu, koruma mevzuatına aykırılıkları ortaya koydu. Efes'in tarihini ve kültürel mirasını savunmaya devam ediyoruz! Detaylar için kaydırın ➡️
2
6
139
İklim krizini ciddiye almamanın sonuçlarını yaşıyoruz. İklim krizine yol açan fosil yakıta dayalı endüstriden derhal çıkılsın, kentler bu tür afetlere göre planlansın
Başakşehir'de dere taştı: Yağmur suyu nehir gibi aktı İstanbul'da etkili olan kuvvetli sağanak yağış nedeniyle Atatürk Olimpiyat Stadı yakınında bulunan dere taştı. Birçok kişi iş yerlerinde mahsur kaldı. cumhuriyet.com.tr/turkiye/ba…
1
3
12
348
Batıçim’in tesisine karşı dava: Gözler mahkemede! Batıçim’in Aliağa’da kurmayı planladığı klinker öğütme ve paketleme tesisi için verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararının iptali istemiyle açılan davanın duruşması görüldü. Bilirkişi raporundaki eksikliklere dikkat çeken EGEÇEP avukatları, Aliağa’nın yeni bir çevresel yükü kaldıramayacağını belirterek davanın kabul edilmesini istedi. Batıçim’in İzmir’in Aliağa ilçesinde kurmayı planladığı yıllık 3,5 milyon ton kapasiteli klinker öğütme ve paketleme tesisi için verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararının iptali istemiyle açılan davanın duruşması İzmir 5. İdare Mahkemesi’nde görüldü. EGEÇEP avukatları, bilirkişi heyetinin kararın bilimsel dayanağını sorgulayan raporuna dikkat çekerek davanın kabul edilmesini istedi. Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) tarafından açılan davanın duruşmasına avukatlar Çağrı İpek Sarıca ve Arif Ali Cangı ile ekoloji aktivistleri katıldı. Duruşmanın ardından açıklama yapan avukat Arif Ali Cangı, bilirkişi heyetinin proje hakkında hazırladığı raporda, “ÇED Gerekli Değildir” kararının bilimsel temelden yoksun olduğuna yönelik değerlendirmeler bulunduğunu belirtti. İstanbul İddianamesi ile gündeme gelmişti… Batıçim'in milyarlık projesine onay! “ALİAĞA’NIN BAŞKA BİR TESİSİ KALDIRMA GÜCÜ YOK” Aliağa’daki mevcut kirlilik yüküne dikkat çeken Cangı, “Bugün bir kez daha Aliağa’daki kirliliği artıracak bir tesisin ÇED Gerekli Değildir kararının iptali davasının duruşmasındaydık. Batıçim’in klinker öğütme ve paketleme tesisi projesine ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiş. Bilirkişilerin tamamı, bu kararın bilimsel olmadığına dair rapor verdi. Duruşmada da bunu destekleyen sözler söyledik” dedi. Aliağa’nın yeni bir sanayi tesisinin yaratacağı çevresel yükü taşıyamayacağını savunan Cangı, bölgede bundan sonra yapılacak başvuruların hassasiyetle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Cangı, davanın kabul edilmesini beklediklerini söyledi. BİLİRKİŞİ RAPORUNDA TEKNİK EKSİKLİKLERE DİKKAT ÇEKİLMİŞTİ EGEÇEP ve yaşam savunucularının açtığı davada hazırlanan bilirkişi raporunda, proje tanıtım dosyasının çeşitli başlıklarda bilimsel ve teknik açıdan yetersiz olduğu belirtilmişti. Raporda; jeolojik haritanın hazırlanışına, diri fay haritasının heyelan haritası olarak sunulmasına, proje alanının hidrojeolojik özelliklerine ve Hayıtlı Deresi’ne ilişkin değerlendirmelere yönelik eksikliklere dikkat çekilmişti. EGEÇEP, bilirkişi heyetinin oybirliğiyle verdiği değerlendirmelerin ardından “ÇED Gerekli Değildir” kararının mevzuata uygun olmadığı görüşünü savunarak kararın iptalini talep etmişti. Dava kapsamında mahkemenin vereceği karar bekleniyor. PROJE HAKKINDA Aliağa ilçesi Horozgediği Mahallesi’nde Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayii A.Ş. tarafından kurulması planlanan 3 milyon 500 bin ton/yıl kapasiteli Klinker Öğütme ve Paketleme Tesisi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı aldı. Tesis, 103 ada 15 parsel üzerinde yer alacak. 65 bin metrekare büyüklüğündeki sanayi alanına kurulacak tesisin arazisi Batı Anadolu Grup bünyesindeki Batıliman Liman İşletmeleri A.Ş.’ye ait bulunuyor. Batıçim, söz konusu alanda kiracı olarak faaliyet gösterecek. Tesisin hammaddesi olan klinker, Batıçim’in Söke tesislerinden ve diğer fabrikalardan tren ve karayolu ile Aliağa’ya taşınacak. Üretilen çimentonun bir bölümü iç piyasada satılacak, bir bölümü ise tesise 1,5 kilometre uzaklıktaki liman üzerinden ihraç edilecek. Proje için toplam 871 milyon 930 bin 773 TL bütçe ayrıldı. egedesonsoz.com/baticimin-te…
6
11
374
Türkiye: COP31 Ev Sahibi Çevre Savunucularına Kısıtlamalar Getiriyor İklim Zirvesi Öncesinde Kamusal Alanlar Kapatılmak İçin Kullanıldı Perşembe Platosu sakinleri ve çevre örgütlerinin temsilcileri, 19 Temmuz 2026 tarihinde bölgedeki altın madenciliği faaliyetlerine karşı protesto gösterisi düzenledi. © 2026 Özel (İstanbul, 13 Ekim 2026) – İnsan Hakları İzleme Örgütü bugün yaptığı açıklamada, 2026 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapacak olan Türkiye'deki yetkililerin, zirve yaklaşırken bile çevre protestolarına katılan aktivistleri ve diğer kişileri keyfi olarak tutuklayıp yargıladığını belirtti. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Avrupa ve Orta Asya araştırmacısı Deniz Bayram , “Türkiye'nin yıllık BM iklim değişikliği zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, çevreye yönelik baskısı, muhalif görüşlere tahammülsüzlüğünün çarpıcı bir hatırlatıcısıdır” dedi . “Türk yetkililer, protestocuları tutuklayıp yargılamak yerine, bölgelerindeki madencilik gibi faaliyetlerin çevresel etkileriyle ilgili insanların endişelerini dinlemeli ve bunlara çözüm bulmalıdır.” Ağustos 2026'da İnsan Hakları İzleme Örgütü, çevre protestolarına katılan 23 kişiyle görüşme yaptı ve ilgili medya haberlerini, belgeleri ve yargı süreçlerini inceledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, şu anda etkilenen iki bölgedeki çevre protestocularına yönelik muameleyi de belgeledi. Türkiye'nin güneybatısındaki Muğla ilinde bulunan Akbelen Ormanı'ndaki kömür madenciliğine karşı protestolar 2023'ten beri devam ederken, Doğu Karadeniz bölgesindeki Perşembe Platosu ve çevresindeki altın madenciliği çalışmaları 2026 boyunca protestolara yol açtı. Her iki bölgedeki yetkililer de şiddet içermeyen protestocuları göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve biber gazı kullanarak zorla dağıttı . Polis, protestocuları tutuklayıp para cezası verdi ve keyfi kimlik kontrolleriyle yerel halkı korkuttu. Türkiye: COP31’in Ev Sahibinden Çevre Savunucularına Baskı DEVAMI 👇👇👇 hrw.org/tr/news/2026/10/13/t…
11
7
452
Aliağa'nın ağır sanayi ve kirlilik yüküne bir yenisinin daha eklenmesine karşı mücadelemiz sürüyor! Batıçim projesine verilen "ÇED Gerekli Değildir" kararının iptali için açtığımız davanın duruşması Pazartesi günü görülecek. 17 12 Ekim Pazartesi | 14.55 İzmir 5. İdare Mahkemesi
3
5
312
COP31’e giderken Aliağa Av. Arif Ali Cangı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Taraflar Konferansı COP31 öncesi iklim krizine yol açan kirleticilerin ve mahallerin gündeme getirilmesi gerekiyor. Bunlardan birisi de Aliağa. Hava Durumu Bölgemizi ve tüm gezegeni kirleten, iklim krizine ciddi katkısı olan dünyanın çöpünü işleyen Aliağa’daki kirletici endüstri tesisleri bu köşede defalarca konu edildi. Aliağa’nın COP31 öncesi tekrar yazılması, konuşulması, tartışılmasında yarar var. Bu düşünceyle Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ile Halkların İklim Zirvesi (HİZ) İzmir Meclisi, Aliağa’dan emektar sendikacı ve Yeni Parti’den Aliağa Belediyesi Meclis Üyesi İbrahim Doğangül ve DEM Parti İlçe Başkanı Suat Turan’ın ciddi emek ve çabalarıyla geçtiğimiz Pazar günü Aliağa’da bir toplantı düzenledi. “Ekokırım Mahalli Aliağa, Adil Dönüşüm” başlığı ile düzenlenen toplantıda, “Kirletici Endüstri Tesislerin Kıskacında Çevre ve Halk Sağlığı” ve “Adil Dönüşüm” başlıklı söyleşilerin yanı sıra katılanların söz aldığı Forum gerçekleştirildi. Söyleşilere, alanında uzman ve aktivist olan Bihter Çolak Esetlili, Aslı Odman, Ali Osman Karababa, Ramis Sağlam, İbrahim Doğangül, Ecehan Balta ve Kıvanç Eliaçık katıldı. Toplantıda Aliağa’nın çevre ve halk sağlığı ile işçi sağlığını bozan kirliliği ve yapılması gerekenler konuşuldu. Konuşmalarda iki yıl önce kaybettiğimiz Ümit Erdem hoca anıldı ve “Artık Aliağa’da bir demirci dükkanına dahi izin verilmemelidir” sözü defalarca hatırlatıldı. Soruna geniş pencereden bakan, somut bilimsel verilerin sunulduğu toplantıyı keşke İzmir’in ve Aliağa’nın yerel yöneticileri ve kanaat önderleri de izleselerdi. Hava Durumu Toplantıdaki sunumlar dört yıl önce sonuçlandırılan Aliağa Çevre Kirliliği Raporları’nı bir kez daha hatırlattı. Sunum yapan Prof.Dr. Bihter Çolak Esetlili, bu raporları hazırlayanlardan birisi, o raporları özetledi. Bu raporlarla ilgili olarak üç yıl önceki bir yazıma “Aliağa Çevre Kirliliği Raporları' ne oldu?” başlığını atmıştım.[1] Bu soruyu bir kez daha yinelemek istiyorum. Şehir Turu Bul Tunç Soyer’in Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği 2019 yerel seçimlerinden sonra oluşan Belediye Meclisi kararıyla kurulan çalışma komiyonu tarafından iki önemli rapor çıkartıldı. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinin sahada yaptığı araştırma sonucunda 'Aliağa Bölgesi Toprak ve Bitki Kirliliği Sonuç Raporu’nu, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi (TÜBİTAK MAM) de “İzmir İli Aliağa İlçesi Çevre Durum Tespiti Raporu”nu hazırlamıştı. Raporlar vahim sonuçlar içeriyordu. Örneğin “Demir-çelik,gemi söküm tesisleri ve diğer endüstriyel faaliyetlerin yoğun olduğu Horozgediği, Çakmaklı ve Bozköy çevresinden alınan toprak ve bitki örneklerinin Pb,Cd,As,Ni, Fe, Mn,Cr,Cu,Co,Mo,Al ve Sn element konsantrasyonlarının çok yüksek olduğu”, “Gemi Söküm noktasında PM10 ölçüm sonuçlarının Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’ndeki sınır değerlerden, PM2,5 sonuçlarının da Dünya Sağlık Örgütü tarafından verilmiş sınır değerlerin üzerinde olduğu” tespit edilmişti. Bu raporlar üzerine İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı Aliağa Çevre Kirliliği Raporu’nu hazırlamıştı. Bu raporda da özet olarak “Aliağa ve yakın çevresinde özellikle havadaki partikül madde ve ağır metal kirliliğinin gemi söküm faaliyetlerinin yürütüldüğü bölgede en yoğun olduğu, bunu demir-çelik sanayinin takip ettiği, özellikle petrokimya ve gemi söküm faaliyetlerinin yürütüldüğü bölgelerde, yeraltı ve yerüstü sularında ağır metal kirkikiğinin yüksek olduğunun tespit edildiği, gelinen aşama çevre ve insan sağlığı yönünden Aliağa ve yakın çevresi için sürdürülemez boyuta ulaşmış ve bu yönüyle halk sağlığını tehdit altına almıştır” değerlendirmesi yapılmıştı. Aliğa Çevre Kirliliği Raporu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin 16.09.2022 tarihli toplantısında kabul edildi. Devamı 👇 👇 👇 👇 gazeteyenigun.com.tr/makale/…
4
435
Sanayi yükünün çevre ve halk sağlığına etkileri tartışıldı: 'Aliağa gözden çıkarılmış ıskarta alanlar içinde' Aliağa’da düzenlenen panelde, Aliağa’daki çevre kirliliği masaya yatırıldı. Yapılan sunumlarda, Bakırçay ve Gediz havzalarının kirliliğe teslim edildiği vurgusu öne çıktı. Sanayi yükünün çevre ve halk sağlığına etkileri tartışıldı: 'Aliağa gözden çıkarılmış ıskarta alanlar içinde' İzmir — EGEÇEP tarafından, petrokimya ve demir-çelik sanayisinin yarattığı çevre kirliliğinin yalnızca ilçeyi değil İzmir ve Manisa’yı da etkilediği Aliağa’da “Ekokırım Mahalli Aliağa, Adil Dönüşüm” başlıklı panel düzenlendi. Panelde bölgedeki çevre sorunları ve yaşam üzerindeki etkileri ele alındı. Panelin açılış konuşmasını yapan EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi İsmail Karademirci, Soma’daki maden faciasında yaşamını yitiren madencileri andı. Aliağa’daki ekolojik yıkıma ilişkin bir dosya hazırladıklarını belirten Karademirci, dosyayı 14-18 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek “Halkların İklim Zirvesi 2026”ya taşımayı planladıklarını söyledi. İki oturumdan oluşan programın “Kirletici Endüstri Tesislerinin Kıskacında Çevre ve Halk Sağlığı” başlıklı ilk oturumunu Avukat Arif Ali Cangı yönetti. Oturumda Doç. Dr. Bihter Esetlili, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Gönüllüsü Dr. Aslı Odman, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa ile Foça Doğa Tarih Talanına Hayır Platformu Sözcüsü ve Gazeteci Ramis Sağlam konuştu. Kirlilik her yerde gözleniyor Oturumda ilk sözü alan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinden Doç. Dr. Bihter Esetlili, 2021-2022 yıllarında gerçekleştirilen “Aliağa’da Endüstriyel Baskının Toprak ve Bitki Ekosistemi Üzerine Etkisi” başlıklı araştırmanın sonuçlarını aktardı. Aliağa’nın kendine özgü bir coğrafyaya sahip olduğunu belirten Esetlili, toprağın çevresindeki baskıyı kaydeden bir unsur olduğuna dikkat çekti. Esetlili, araştırma kapsamında Horozgediği, Aliağa merkez ve Şakran’daki verilerin karşılaştırıldığını söyledi. Yağışlar da dikkate alınarak kasım-aralık ve mayıs-haziran dönemlerinde sekiz ayrı istasyondan örnekler aldıklarını belirten Esetlili, Aliağa’nın volkanik yapısından kaynaklanan mineralleri de araştırmada ayırt ettiklerini söyledi. Bozköy ve Horozgediği’nde kurşun kirliliğinin görüldüğünü ifade eden Esetlili, “Mevzuata göre olmasa da dönemsel olarak kurşunun arttığını görüyoruz” dedi. OSB yerine artık “endüstriyel bölge” Aliağa’da 11 yıldır gözlemler yaptığını belirten Dr. Aslı Odman, ilçenin Dilovası gibi “ıskartaya çıkarılmış, gözden çıkarılmış” bölgeler arasında yer aldığını söyledi. Sanayi yatırımlarında İzmir ve İstanbul gibi merkezlere lojistik yakınlığın dikkate alındığını belirten Odman, sürecin Ankara’da alınan kararlarla şekillendiğini ifade etti. Sunumunda Aliağa’da yıllar içinde artan sanayi faaliyetleri ve kirliliği gösteren haritalara da değinen Odman, haritalardaki mor alanları “nekroz” olarak tanımladı. Durumu, canlı bir bedende kan gitmeyen bölgelerin önce morarmasına, ardından çürümesine benzeten Odman, hükümetin artık OSB yerine “endüstriyel bölge” üzerinden sanayileşme politikasını sürdürdüğünü söyledi. Meslek hastalıklarına da değinen Odman, “Türkiye’de resmen kimse meslek hastalığından ölmüyor. 2013’ten beri yılda 15-20 bin kişi meslek hastalığından öldüğü halde resmen meslek hastalığı ölümü yok” dedi. “Aliağa’nın şanslı coğrafyası şanssızlığa dönmüş” Panelin ilk bölümünün üçüncü konuşmacısı Prof. Dr. Ali Osman Karababa, “Aliağa’nın şanslı coğrafyası şanssızlığa dönmüş durumda. Sanayileşmeyle hayat kabusa dönmüş durumda” dedi. “Aliağa’da kanserden kaç kişi ölüyor, biliyor muyuz?” diye soran Karababa, Sağlık Bakanlığının bu verileri paylaşmadığını söyledi. İzmir’deki hava kirliliğinin önemli ölçüde Aliağa’dan kaynaklandığını ortaya koyan çalışmaları hatırlatan Karababa, hava kirliliğinin yol açabileceği hastalıklara ilişkin bilgiler verdi. Solunum yolu hastalıklarının yanı sıra kalp-damar, cilt ve sinir sistemi hastalıklarına dikkat çekti. Devamı 👇👇👇👇
EGEÇEP düzenlenen “Ekokırım Mahalli Aliağa, Adil Dönüşüm” başlıklı panelde, Aliağa’daki çevre kirliliği masaya yatırıldı Yapılan sunumlarda, Bakırçay ve Gediz havzalarının kirliliğe teslim edildiği vurgusu öne çıktı evrensel.net/haber/6003505/s…
8
7
712
EGEÇEP düzenlenen “Ekokırım Mahalli Aliağa, Adil Dönüşüm” başlıklı panelde, Aliağa’daki çevre kirliliği masaya yatırıldı Yapılan sunumlarda, Bakırçay ve Gediz havzalarının kirliliğe teslim edildiği vurgusu öne çıktı evrensel.net/haber/6003505/s…
6
2
6
3,229
Ekolojik Yıkım ve Sağlık Tehditlerine Karşı Halkların İklim Zirvesi’ndeyiz! Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak, hekimlik değerlerimiz ve yaşamı savunma sorumluluğumuzla, 14–18 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesi'ne tüm meslektaşlarımızı, emek ve demokrasi güçlerini, yaşam savunucularını ve halkımızı katılmaya ve bu sesi birlikte büyütmeye davet ediyoruz. Bugün etkilerini yalnızca doğada değil, doğrudan insan sağlığı üzerinde de en ağır şekilde yaşadığımız iklim krizi; tartışmasız bir bilimsel gerçekliktir. Artan hava sıcaklıkları, aşırı hava olayları, salgın hastalıkların yayılım alanlarının genişlemesi ve gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi, başta dezavantajlı gruplar olmak üzere tüm halkın sağlığını tehdit etmektedir. Ancak biliyoruz ki; Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 30 yıldır düzenlenen ve 190’ın üzerinde devletin katıldığı iklim zirveleri (COP), fosil yakıtlardan çıkış için bağlayıcı kararların alınmadığı, şirketlerin ve devletlerin dar çıkarlarına sıkışmış pazarlık masalarından ibaret kalmıştır. Kapitalist üretim tarzı, sömürgeci ilişkiler, patriyarka ve doğayı metalaştıran birikim rejimi, bu gezegeni ve insan yaşamını geri dönüşü olmayan bir yıkımın eşiğine getirmiştir. Bu küresel kriz; sahte piyasa çözümleriyle, karbon ticaretiyle veya finansallaştırılmış iklim politikalarıyla çözülemez. Gerçek çözüm halkların ortak mücadelesindedir. Ülkemizde düzenlenecek olan COP31 ile eş zamanlı olarak hayata geçirilecek Halkların İklim Zirvesi; sermayenin değil, halkların ihtiyaçlarını ve iklim adaletini merkeze alan tarihi bir alternatiftir. Doğayı kaynak deposu olarak görmeyen, ekolojik yıkımın son bulduğu bir yaşamı ancak birlikte örerek gerçek çözüm yolları bulabiliriz. TTB olarak; ekolojik yıkımın önlenmesinin, toplum sağlığının korunmasının ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmanın en temel ön koşulunun iklim adaleti olduğuna inanıyoruz. Sağlık hakkı savunucuları olarak bu mücadelenin en ön safında yer alıyor, halkın sağlığı ve gezegenin geleceği için ses yükseltiyoruz. İklim krizinin çözümü ertelenemez; herkesi Halkların İklim Zirvesi'nde buluşmaya çağırıyoruz. Birleşen halklar kazanacak, yaşam sürecek! Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi 👇 ttb.org.tr/385ylba
Ekolojik Yıkım ve Sağlık Tehditlerine Karşı Halkların İklim Zirvesi’ndeyiz! Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak, hekimlik değerlerimiz ve yaşamı savunma sorumluluğumuzla, 14–18 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesi'ne tüm meslektaşlarımızı, emek ve demokrasi güçlerini, yaşam savunucularını ve halkımızı katılmaya ve bu sesi birlikte büyütmeye davet ediyoruz. Bugün etkilerini yalnızca doğada değil, doğrudan insan sağlığı üzerinde de en ağır şekilde yaşadığımız iklim krizi; tartışmasız bir bilimsel gerçekliktir. Artan hava sıcaklıkları, aşırı hava olayları, salgın hastalıkların yayılım alanlarının genişlemesi ve gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi, başta dezavantajlı gruplar olmak üzere tüm halkın sağlığını tehdit etmektedir. Ancak biliyoruz ki; Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 30 yıldır düzenlenen ve 190’ın üzerinde devletin katıldığı iklim zirveleri (COP), fosil yakıtlardan çıkış için bağlayıcı kararların alınmadığı, şirketlerin ve devletlerin dar çıkarlarına sıkışmış pazarlık masalarından ibaret kalmıştır. Kapitalist üretim tarzı, sömürgeci ilişkiler, patriyarka ve doğayı metalaştıran birikim rejimi, bu gezegeni ve insan yaşamını geri dönüşü olmayan bir yıkımın eşiğine getirmiştir. Bu küresel kriz; sahte piyasa çözümleriyle, karbon ticaretiyle veya finansallaştırılmış iklim politikalarıyla çözülemez. Gerçek çözüm halkların ortak mücadelesindedir. Ülkemizde düzenlenecek olan COP31 ile eş zamanlı olarak hayata geçirilecek Halkların İklim Zirvesi; sermayenin değil, halkların ihtiyaçlarını ve iklim adaletini merkeze alan tarihi bir alternatiftir. Doğayı kaynak deposu olarak görmeyen, ekolojik yıkımın son bulduğu bir yaşamı ancak birlikte örerek gerçek çözüm yolları bulabiliriz. TTB olarak; ekolojik yıkımın önlenmesinin, toplum sağlığının korunmasının ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmanın en temel ön koşulunun iklim adaleti olduğuna inanıyoruz. Sağlık hakkı savunucuları olarak bu mücadelenin en ön safında yer alıyor, halkın sağlığı ve gezegenin geleceği için ses yükseltiyoruz. İklim krizinin çözümü ertelenemez; herkesi Halkların İklim Zirvesi'nde buluşmaya çağırıyoruz. Birleşen halklar kazanacak, yaşam sürecek! Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi 👇 ttb.org.tr/385ylba
8
11
560
İzmir Barosu'nun düzenlediği ekoloji ve çevre mücadelesi panelinde "Av. Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Ödülü" EGEÇEP'E verildi . Ödülü Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) adına eş sözcüler Seher Gacar ve Süleyman Eryılmaz aldılar. NOYAN ÖZKAN’DAN EGEÇEP’E UZANAN BİR MÜCADELE Av. Noyan Özkan, hukuku yalnızca mahkeme salonlarının değil; doğanın, yaşamın ve toplumun savunulduğu bir mücadele alanı olarak gören öncü bir çevre hukukçusuydu. Ege Çevre ve Kültür Platformu’nun (EGEÇEP) kurucularından biri olarak, yaşam alanlarının korunması, doğanın yağmalanmasına karşı mücadele ve çevre hakkının savunulmasında önemli bir iz bıraktı. Onun için çevre mücadelesi, gelecek kuşakların yaşam hakkını savunmanın da bir yoluydu. Bugün EGEÇEP’e verilen Av. Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Ödülü, yalnızca geçmişte verilmiş emeğin bir hatırlanması değil; Noyan Özkan’ın açtığı yolda sürdürülen mücadelenin de anlamlı bir ifadesidir. Noyan Özkan’ın bıraktığı miras, doğayı ve yaşamı savunanların mücadelesinde yaşamaya devam ediyor. #noyanözkan #egeçep #hizizmirmeclisi
4
7
311
"Yaşamı savunanlara Noyan Özkan onuru 🌿 Türkiye Barolar Birliği'nin, İzmir Barosu'nun eski başkanı avukat Noyan Özkan anısına verdiği Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülü bu yıl üç mücadeleye verildi: — Azize Alan: Diyarbakır Lice'de bakır madenine karşı, iş makinelerinin önüne geçerek suyunu ve toprağını savunuyor. "Türkiye'nin dört bir yanında da olsa madenciye karşı giderim." — Hatice Kocalar: Denizli Tavas Avdan'da yaklaşık 50 bin zeytin ağacı ve tarım arazileri için kömür madenine karşı direniyor. Yaşına ve açılan davalara rağmen vazgeçmedi. — EGEÇEP: 2005'ten bu yana Ege'de ve ülkenin dört bir yanında bilimsel, demokratik ve katılımcı çevre mücadelesinin ortak zeminini oluşturuyor. 23 aday arasından seçim yapan jüri, bu yıl bireysel ödüllerin iki kadına gitmesine dikkat çekti: Kadınlar toprağını ve suyunu savunduğunda mesele artık yalnızca çevre değil, kendi yurdunda var olma hakkı. EGEÇEP adına konuşan eşsözcüler Seher Gacar ve Süleyman Eryılmaz: "Doğa üzerinde tasarruf edilecek bir kaynak değil, yaşam da maliyet hesabında bir kalem değildir." EGEÇEP eşsözcüleri ödülü Bergama'dan Kaz Dağlarına, Çeşme'den Akbelen'e kadar yaşam alanına sahip çıkan herkes adına aldıklarını söyledi. Noyan Özkan'ın eşi Beynun Özkan: "Yüreğim sevgi, cesaret ve umutla doldu." #NoyanÖzkan #EGEÇEP #ekoloji #yaşamsavunucuları
3
7
392
Ekokırım Mahallı Aliağa, Adil Dönüşüm Panel ve Forumu Aliağa’da yıllardır üst üste binen endüstriyel yükün yarattığı kümülatif kirlilik, bölgeyi açık bir ekokırım sahasına dönüştürmüş durumda. Tekil çevresel etki değerlendirmeleriyle üstü örtülemeyecek bu bütüncül yıkıma ve halk sağlığı krizine karşı adil bir dönüşümü tartışmak üzere buluşuyoruz.
13
12
388
BASINA VE KAMUOYUNA MİLAS’TA ACELE KAMULAŞTIRMA DEĞİL, YAŞAMIN KORUNMASI GEREKİYOR Akbelen Ormanı ile simgeleşen İkizköy ve çevresindeki yaşam mücadelesi bugün yeni ve son derece önemli bir hukuki aşamadadır. Milas’ın 7 köyünde toplam 679 parseli kapsayan acele kamulaştırma kararının iptali istemiyle açılan davaların duruşmaları, 16 Eylül Çarşamba günü saat 09.30’dan itibaren Danıştay 6. Dairesi’nde görülecektir. İkizköy, Karacahisar ve Çamköy’de yaklaşık 200 parsel yönünden açılan 96 davada Danıştay 6. Dairesi, 28 Nisan 2026 tarihinde acelecilik koşulunun bulunmadığı gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Bu karar son derece önemlidir. Çünkü burada tartışılan yalnızca taşınmazların mülkiyeti ya da bir kamulaştırma işlemi değildir. Tartışılan; zeytinliklerin, tarım alanlarının, su kaynaklarının, köylerin ve bütün bir yaşam alanının geleceğidir. Acele kamulaştırmaya izin verilmesi halinde 627,98 hektarlık alanda, 7 köyü kapsayan 679 parseldeki zeytinlikler, tarım arazileri, evler ve yaşam alanları linyit madeni sahasına dönüşecektir. İnsanlar yaşadıkları topraklardan koparılacak; ağaçlar, endemik bitkiler ve bölgedeki tüm canlı yaşamı ağır ve geri dönüşü mümkün olmayan bir tehditle karşı karşıya kalacaktır. Üstelik bunun enerji arz güvenliği için zorunlu olduğu iddiası da bilimsel ve teknik verilerle doğrulanmamaktadır. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası tarafından yayımlanan raporda; yaklaşık 40 yılı aşkın süredir çalışan, teknolojisi eskimiş ve ekonomik verimliliğini kaybetmiş Yatağan, Kemerköy ve Yeniköy Termik Santrallarının tamamen devreden çıkarılmasının dahi Türkiye'nin ve Ege Bölgesi'nin enerji arz güvenliği üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağı ortaya konulmaktadır. Bölgenin madenciliğe açılmasının yaratacağı tehlike yalnızca bugüne ilişkin de değildir. Devlet Su İşleri'nin 2005 tarihli hidrojeolojik etüt raporu, kömür işletmesinin bölgedeki yeraltı suyu sistemini olumsuz etkileyeceğini yıllar önce ortaya koymuş ve kömür işletme sahasının sınırının geri çekilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla karşımızda açık bir tercih vardır: Kömür mü, yaşam mı? Şirketlerin çıkarı mı, kamu yararı mı? Yoksa zeytinliklerimiz, suyumuz, toprağımız ve gelecek kuşakların yaşam hakkı mı? Türkiye bir taraftan COP31'e ev sahipliği yapmaya ve fosil yakıtlara dayalı enerji üretimini azaltma taahhüdünde bulunmaya hazırlanırken, diğer taraftan zeytinliklerin ve köylerin kömür madenciliğine açılması kabul edilemez bir çelişkidir. Bizler bir kez daha söylüyoruz: Akbelen yalnızca Akbelen değildir. İkizköy yalnızca İkizköy değildir. Burada savunulan; su, toprak, zeytin, yaşam ve gelecek kuşakların hakkıdır. Danıştay 6. Dairesi’nin daha önce verdiği yürütmenin durdurulması kararında ortaya koyduğu hukuki yaklaşımın devam ettirilmesini ve Milas’ın 7 köyünü kapsayan acele kamulaştırma kararının iptal edilmesini bekliyoruz. Kömür için köylerden, zeytinliklerden, sudan ve yaşamdan vazgeçilemez. Milas’ın köyleri maden sahası değildir. Akbelen’den vazgeçmiyoruz. Zeytinimizden, suyumuzdan, toprağımızdan vazgeçmiyoruz. Yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. EGEÇEP YÜRÜTME KURULU ADINA EŞ SÖZCÜLER Seher GACAR​ & Süleyman ERYILMAZ
3
8
394