‘Türk TIR sürücüleri Schengen Bölgesinde “180 günde 90 gün kalma” kuralının mağduru (basın).
Bu kural Türk göç hukukunda da var. Ancak sürücüler çok girişli vize sistemiyle istisna kapsamına alınmıştır (6458 Uygulama Yön.Md. 10/2-ğ) Schengen buna engel değil.
Kesinlikle; uluslararası hukukun kaynakları arasında ilk sıradadır; ikili ve çok taraflı anlaşma ve sözleşmezler.
Birisi Ursula von der Leyen’e anlatsın.
Uluslararası hukukun kaynağı devletler arası anlaşmalardır.
Türkiye ve Libya egemen haklarını kullanarak bir anlaşma imzalamıştır.
Bu anlaşmanın üzerinde de herhangi bir üçüncü aktörün söz söyleme hakkı yoktur.
Von der Leyen’in ilgisi olmayan bir konuda “boştur, hükümsüzdür” gibi ifadeler kullanması boş ve hükümsüzdür.
Akdeniz ve düzensiz göç AB’nin sürgit dilinde iken, gelişmeye
Akdeniz’deki düzensiz göçle mücadeleye katkısı yönünden de bakmak gerekmez mi?
We deeply regret the ratification today by the Libyan Parliament of the so-called Libyan-Türkiye Memorandum of Understanding on the delimitation of maritime jurisdictions in the Mediterranean Sea.
We recall that the EU’s position on this matter was clearly stated by the European Council in 2019 and remains unchanged.
This agreement infringes upon the sovereign rights of third states, it does not comply with the Law of the Sea, and is null and void.
We reaffirm our solidarity with Greece and Cyprus.
We reiterate the EU's well known position against any outside interference in Libya.
Göç bir mobilitedir.
Göçün bu karakteri, göç yönetiminin durağan değil, dinamik bir anlayışla ele alınmasını gerektirir.
Dinamik göç yönetimi, göçmenleri salt sınırlardan uzak tutmak anlayışına indirgenemez.
AB göç yönetiminde bugün statik dönemini yaşıyor.
Uluslararası toplum göç gerçeği karşısında ‘yarılmadan’ kurtulamadı.
Çözüm olmadığını gördüğü halde ezberleri tekrar ediyor, ya da yeni çözüm arayışı ihtiyacına rağmen harekete geçmiyor.
‘Müslüman dünyasını ve bilhassa Arap dünyasını uluslararası mülteci politikasının tartışılması, formülasyonu ve uygulanması konusunda daha fazla rol almaya çağırıyorum’ (Guterres).
Cibuti’den göçmenlerle ilgili acı haber geldi.
Küresel göç hukuku ve yönetimi, dekolonyal bir perspektifle yeniden ele alınmalı; normlar, kavramlar ve kabuller sorgulanarak yeni bir göç yönetimi inşa süreci başlatılmalıdır.
Sığınmak, başlıbaşına yardım talep etmektir. İlk yardım hukuki niteliktedir; o da sığınma hakkının tanınmasıdır ki haklar kataloğu kapısını açar.
‘Sığınmacılar sadece yardıma muhtaç insanlar değildir’ deyip genel haklar bağlamına kaymak, bu noktayı kaçırmaktır.
Göç yönetiminde dışsallaştırmayı mutlak bir ilke haline getirme çabaları sürerken iltica hakkının askıya alınması en üst perdeden dillendirilebiliyor.
AB, Göç ve İltica Paktı’dan sonra göç yönetiminde ‘yönelim vertigosu’ yaşıyor.
Avrupa Birliği Avrupa Konseyine rest mi çekiyor?
AB kurumu olan Komisyonun başkanı sn Leyen, sınır dışı, geri gönderme yasağı ve geri itmeye ilişkin pek çok AHİM kararına rağmen, AB’de iltica hakkının askıya alınması için harekete geçti.
tr.euronews.com/2026/09/26/c…?
Dünya, göç yönetiminde yeniden inşa sürecine ihtiyaç duyuyorsa, bunu iki dünya savaşı sonrasındaki dönemden miras kalan kavramsal araçlarla yapması çok zor.
Kitlesel ve bireysel göçe dair engin deneyimi ve küresel külfet karşısındaki özverisi, Türkiye’nin jeogöç gücünü daha stratejik bir noktaya getirmiştir.
Batı, entegrasyon kavramının içini boşalta boşalta ilerledi bugüne kadar ve göçe ve göçmene yönelik samimi olmayan tutumları, kabul edilemeyecek şu talihsiz cümleyi tedavüle sürmeleriyle sonuçlandı:
‘En iyi entegrasyon, asimilasyondur.’
Beyni, taşıyanın önüne geçirip “beyin göçü” dedik. Doğrudan maksat bu olmasa da göçmene yönelik potansiyel tepkileri yumuşatan bir söylem aslında.
Artık beyin, bireyle birlikte göç etmek zorunda değil bu çağda. Bunun için beyin göçü yerine “beyin dolaşımı” var.
Bugün küresel göç yönetiminde arzu edilen etkin ve sürdürülebilir işbirliği mümkün olamamışsa, bunun temel nedenlerinden biri kavram birliğinin tesis edilememesidir.
1951 Sözleşmesinin ortaya koyduğu mülteci hukukunun bugünün ihtiyaçlarını karşılamada zorlandığı aşikar.
1. ve 2. Dünya Savaşı şartlarında oluşan bu hukukun revize edilmesiyle ilgili gerekliliğin BM Genel Kurulunda dile getirilmesi beklenir.
“Mülteci kimdir?” in cevabını 1951 Sözleşmesi’nde bulmak mümkün ise de kavramsal kapalılık kronikleşmiş, bunun yanı sıra yepyeni mağduriyet alanları ortaya çıkmıştır.
Sözleşme’nin bugünün şartlarına göre revize edilmesi gereğinin BM Genel Kurulu’nda dile getirilmesi beklenir.
“Jeogöç” kavramını tanımlama denemesi:
‘Göçmenlerin sınır aşarak ulaştığı coğrafyada doğurduğu etkiler ile coğrafyanın bu yer değiştirmelere verdiği yanıt.’



