Technologist, Mentor, Astronomer, Chess, Go, Photography, Science, Philosophy, Epistemology.

Ankara, Turkey
Joined July 2007
Algoritmayı Yürüyerek Geçtiler: Sırbistan'da Plenum Sandığı Nasıl Yendi? Lideri Olmayan Öğrenci Listesi Vučić'i Sandıkta Yendi bilgimusterekleri.org/blog/s… 25 Ekim 2026'da Sırbistan'da bir şey oldu ki, önümüzdeki yıllarda örgütlenme üzerine konuşan herkes ona dönüp bakacak. On dört yıldır ülkeyi yöneten Aleksandar Vučić'in Sırp İlerleme Partisi (SNS), lideri olmayan, parti olmayan, adaylarını üniversite amfilerinde el kaldırarak seçen bir öğrenci hareketine seçimi yitirdi. Danas'ın aktardığı RIK verilerine göre 26 Ekim sabahı, sandıkların yüzde 96'sı işlenmişken, "Öğrenci Listesi – Öğrenciler Kazanıyor" (Studentska lista – Studenti pobeđuju) oyların yüzde 52,5'ini, Vučić'in "Birleşik Sırbistan" listesi yüzde 39,3'ünü almıştı. Katılım yüzde 68,8; 4 milyon 212 bin seçmen sandığa gitti. Seçim izleme örgütü CeSID'in sandalye tahmini şuydu: 250 kişilik meclisin 140'ı Öğrenci Listesi'ne, 103'ü SNS bloğuna, geri kalanı azınlık listelerine. Bu sandalye sayıları kesin sonuç değil, tahmindir. Vučić aynı gece yenilgiyi kabul etti. Bu yazıda üç şeyi anlatmaya çalışacağım: Birincisi, örgütlenme modelini. Hareketin çekirdeği "plenum"dur: her fakültede, yalnızca öğrencilerin oy kullandığı, moderatörün ve kâtibin her toplantıda değiştiği, konuşma süresinin bir dakikayla sınırlandığı, kararların basit çoğunlukla alındığı açık meclis. Fakülte plenumları delege ve iki tanıkla üniversite düzeyindeki Yüksek Delegeler Konseyi'ne bağlandı; konseyin kararı her fakülte plenumuna geri döndü ve orada onaylandı. Bu yapı iki yıl boyunca yüz binlerce insanı yönetti, kendi aday listesini seçti, 300'den fazla aday adayının 99'unu sorguya çekip 38'ini listeden çıkardı, hatta Belgrad Üniversitesi rektörünü 85 meclisin 43'ünün oyuyla listeden sildi. Mahalleye inince adı "zbor" oldu: yüzden fazla mahalle meclisi kuruldu ve seçim günü sandıkları bu meclisler korudu. İkincisi, algoritmaya karşı ne yaptıklarını. Sırbistan'da 2.000 kadar medya kuruluşu var ama izlenmenin yüzde 80'i yirmiden az kişinin denetiminde. Rejimin bir "bot ordusu" var: X'te 32 binden fazla hesaplık bir ağ, bakanlıklardan ve kamu şirketlerinden işletilen fabrika. Kasım 2025'te öğrencilerin bir milyon takipçili Instagram hesabına "yüz binlerce sahte takipçi ve kitlesel şikâyet" saldırısı yapıldı; amaç Meta'nın otomatik sistemini tetikleyip hesabı kapattırmaktı. Öğrenciler buna üç katmanlı bir yanıt verdi: (a) tek merkez değil, elli fakülte hesabından örülü, birbirinin içeriğini paylaşan federatif bir ağ; (b) Telegram ve Signal üzerinden şifreli koordinasyon ve "IT Blokada" adlı teknik dayanışma kolektifi; (c) en önemlisi, algoritmanın ulaşmadığı yere yürüyerek gitmek. Novi Sad'a 80 kilometre, Kragujevac'a, Niş'e, Novi Pazar'a yüzlerce kilometre yürüdüler; köylerde "bir öğrenciye sor" masaları kurdular; seçim kampanyasında bisikletle ülkeyi dolaştılar. Televizyonun ve algoritmanın ekranı kapattığı yerde insan bedeni haber oldu. Üçüncüsü, sınıfsal değerlendirmeyi. Bu hareket bir işçi hareketi değil; bir öğrenci hareketi ve programı yolsuzluk, hukuk, medya, eğitim ekseninde demokratik bir program. Ama biçimi, plenum, delege, geri çağırma tartışması, lider yokluğu, kararların yayımlanması, işçi sınıfının tarihsel biçimlerinden, sovyetlerden ve konseylerden ödünç alınmış. İçerik liberal-demokratik, biçim konseyci. Bu gerilim hem hareketin gücü hem de zayıflığı. Yazının sonunda bu gerilimin ne anlama geldiğini ve bizim için hangi dersleri taşıdığını tartışacağız. Şimdi ayrıntılara geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/s… #Sırbistan #gençlik #seçim #örgütlenme @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
1
77
Algoritmaya karşı model: saatli görev Meta'nın resmî hesabı kısması, kampanyanın ekranı kaybettiği anlamına gelmedi. Kaybedilen, tek bir hesabın erişimiydi. İkinci turda buna karşı kurulan şey bir yazılım değil, bir WhatsApp yayın kanalıydı. Kanalın adı "Lula'nın Ordusu" (Exército do Lula). Minas Gerais milletvekili André Janones (Rede) nisan ayında açtı. Janones'in Folha'ya söylediğine göre ilk tura kadar yaklaşık 50 bin üyesi vardı. Agência Brasil'e göre 13 Ekim'de 3,7 milyona çıkmıştı. Folha ve O Globo'ya göre 24 Ekim gecesi 10,8 milyonu geçmişti. Bu bir grup değildir. Yazan tek kişi yöneticidir; kalanı paylaşır ya da emojiyle karşılık verir. O Globo'nun 22 Ekim tarihli haberinde kampanyaların bu kanalı bir "top" diye gördüğü yazılı: birkaç dakikada X'in gündemini değiştirebilir, kitlesel tekrar Instagram'ın öneri sistemine istenen iletiyi bastırabilir. Sağ bu biçimi zaten kullanıyordu. Flávio tarafı ekim ayında, milletvekili Nikolas Ferreira'nın yönettiği "Flávio'nun Birliği"ni (Tropa do Flávio) açtı. O Globo'ya göre 24 Ekim gecesi onun da 2,1 milyon üyesi vardı. Model, Janones'in kendi anlattığı tekniktir. 13 Ekim'de gazetecilere şunu söyledi: destekçi videoyu izlemeden beğensin, yorum yazsın, paylaşsın. Anında gelen etkileşim Meta'nın algoritmasına "bu ilgili" der ve organik dağıtım büyür. İkincisi saatlidir. Belirli saatte herkes aynı etiketi, hazır yorumu ya da arama sözünü yazar. Poder360, 17 Ekim öğleden sonra en az sekiz Lula yanlısı etiketin X'te aynı anda en çok konuşulanlara girdiğini yazdı. Folha, Janones'in dijital birliğe rakibe karşı aramaları yükseltme görevi verdiğini de aktardı. 22 Ekim'de Lula 109 paylaşım yaptı ve iki adayın aldığı yorumların %94'ü onda toplandı. Flávio aynı gün 14 paylaşım yaptı; beğeni ortalaması daha yüksekti, 175 bine karşı 125 bin. Görev yorumu ve tekrarı büyüttü. Beğeniyi tek başına çözmedi. Bunun bot olmadığı, platformların TSE'ye verdiği kâğıtta duruyor. Flávio kampanyasının başvurusu üzerine mahkeme başkanı Kassio Nunes Marques, Meta, Google ve X'ten 24 saatte rapor istedi. CNN Brasil'in aktardığı X raporuna göre incelenen 58 etiket yaklaşık 8,2 milyon gönderi ve yaklaşık 476 bin hesap tutuyordu. Hareket belirli saatlerde yoğunlaşmıştı. Hesapların yaklaşık %97'sinde otomasyon, sahte ağ ya da çoklu hesap izi yoktu. X, 12.454 hesabı askıya aldı, 398 hesabı telefonla yeniden doğrulamaya aldı ve gerçek kullanıcıların eşgüdümüne kendi kuralının izin verdiğini yazdı. Google otomatik trafik, kodla yapılan saldırı ya da botnet bulmadığını bildirdi. Meta 23 Ekim'de kanaldaki ve Janones'in Instagram'ındaki eşgüdümde kural ihlali görmediğini söyledi. Yasadışı saydığı şey şiddet ya da suç örgütlemekti; gerçek ve kimliği belli kişilerin siyasal seferberliğini TSE'nin kendi kararı da meşru sayıyordu. Aynı yazıda, delillerin bir kısmının o cuma eline geçen bir bellek olduğunu ve beş gün daha istediğini ekledi. "İhlal yok" cümlesi, inceleme bitmeden verilmiş bir ilk cevaptır. Mahkeme aynı kanalı kapatmaya da kalktı. Agência Brasil'in aktardığına göre Nunes Marques 11 Ekim'de kanalı tümüyle durdurdu; TSE'nin genel denetçisi hâkim Ricardo Villas Bôas Cueva kararı saatler içinde kaldırdı. 13 Ekim'de yeni ileti ve yeni üye yeniden durduruldu. Gerekçe içeriğin yalan olması değil, kanal adresinin seçim yargısına önceden bildirilmemesiydi. Dönüş, bu bildirime ve 48 saate bağlandı. Meta'ya, bu kanalı ve kampanyaların işaret ettiği diğer geniş kanalları izlemesi emredildi. Kanal sonraki günlerde yeniden işledi. Platform dağıtımı kısabiliyor, mahkeme mikrofonu kesebiliyor. "Ordu" bu ikisinin altındadır. Buradan iki sonuç çıkar. Birincisi, algoritma yenilmez bir kara kutu değildir. Öneri sistemi, aynı saatte aynı hareketi yapan gerçek hesapları ilgi diye okur. Resmî hesap kısılmışken bu sinyal dışarıdan, milyonlarca insanla üretildi. İkincisi, bu bir sınıf örgütü değildir. Kararı bir milletvekili verir. Dil askerîdir: görev, asker, ordu. "İzlemeden paylaş" komutu, insanın görmediği şeyi çoğaltmasını ister. Janones, muhalefetin WhatsApp'ta kurduğu seferberliği bildiğini ve aynı işi yaptığını saklamadı. Quaest'in dijital ilgi endeksinde Lula, ilk tur arifesinde 10 puandan fazla gerideyken 8–11 Ekim arasında 83,3 puana çıktı. Bu sandık değildir. 16 Ekim'de oy anketleri hâlâ Flávio'yu 52'ye 48 önde gösteriyordu. Ekrandaki çevirme, sandıktaki çevirmenin yerine geçmedi. Sandığı çeviren kapı kapı çalışma, Kuzeydoğu, 6x1 ve ikinci tura dönen seçmendi.
Umut Güneyden Geldi: Lula'nın Zaferi, Brezilya'nın Yüz Yılı ve Sınıfın Önündeki Yol Faşizm Sandıkta Durduruldu, Ama Yenilmedi bilgimusterekleri.org/blog/b… 25 Ekim 2026 Pazar günü Brezilya'da Luiz Inácio Lula da Silva dördüncü kez cumhurbaşkanı seçildi. Yüksek Seçim Mahkemesi'nin (TSE) verilerine göre sandıkların %98,3'ü açıldığında Lula geçerli oyların %51,75'ini (yaklaşık 63 milyon oy), Jair Bolsonaro'nun oğlu senatör Flávio Bolsonaro %48,25'ini (yaklaşık 58,8 milyon oy) aldı. Üç hafta önce, 4 Ekim'deki ilk turda Flávio %47,03 ile birinci, Lula %45,16 ile ikinci çıkmıştı ve bütün anketler Flávio'yu ikinci turda da önde gösteriyordu. Brezilya tarihinde ilk kez, ilk turu ikinci bitiren bir aday ikinci turu kazandı. Bu sonuç, dünyayı saran gerici ve faşist dalgaya karşı bir zaferdir. Washington'da Trump, Buenos Aires'te Milei, Santiago'da Kast, Roma'da Meloni, Budapeşte'de Orbán, Almanya'da yükselen AfD, Gazze'de süren soykırım ve Türkiye'de kayyumlarla, tutuklamalarla geçen bir dönemde, Latin Amerika'nın en büyük ülkesinde aşırı sağın adayı, ilk turu kazanmış olmasına rağmen ikinci turda durduruldu. Trump yönetiminin gümrük vergisi ve yaptırımla açıkça desteklediği aday yenildi. "Faşizm kaçınılmaz" diyenlere bir yanıt verildi: Kaçınılmaz değil; durdurulabilir. Bu zaferi bir adam kazanmadı. Kuzeydoğu'nun yoksulları, favelaların siyah gençleri, kadınlar, topraksız köylüler, evsiz işçiler, sendikalar, sosyalist partiler ve iki yıl önce bir perakende işçisinin videosuyla başlayıp haftada altı gün çalışmayı (6x1) anayasadan silen hareket kazandı. Seçimden dokuz gün önce yürürlüğe giren 40 saatlik çalışma haftası, bu seçimin en somut kazanımıydı. Ama gerçeği bütünüyle görmek de bizim görevimiz: Aynı seçimde Bolsonaro'nun partisi PL Temsilciler Meclisi'nde en büyük parti oldu, Senato'da en güçlü gruba dönüştü. Sonuç kesinleşir kesinleşmez dolar %10 fırladı. Lula sarayı tuttu; toprak, banka, maden, medya ve Kongre sağın elinde kaldı. Faşizm sandıkta durduruldu, ama yenilmedi. Bu yazıda önce o Pazar gecesini ve dünyadaki gerici dalganın haritasını anlatıyoruz. Sonra Lula'nın hayatını, geçmişiyle, uzlaşmalarıyla, hapis yıllarıyla birlikte ele alıyoruz. Ardından köleliğin en son kaldırıldığı ülkeden bir işçi partisinin iktidarına uzanan Brezilya tarihine, bugünün Brezilya'sının rakamlarına, zaferi asıl yaratanlara ve Brezilya sosyalist hareketine, CIPOML kayıtlarıyla birlikte bakıyoruz. Sonra dünyaya açılıyor, Nepal'den Kenya'ya, Sırbistan'dan Amerika'ya, Türkiye'den Fransa'ya hak arayan geniş kitlelerin hâlâ talepkâr olduğunu ve dünyayı dönüştürmek için bir yol aradığını gösteriyoruz. Sonunda her zamanki üç sorumuzla bir sınıf değerlendirmesi yapıyor ve somut görevleri sıralıyoruz: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına? bilgimusterekleri.org/blog/b… #Brezilya #sınıf #Secim @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @erolanar5
1
142
Umut Güneyden Geldi: Lula'nın Zaferi, Brezilya'nın Yüz Yılı ve Sınıfın Önündeki Yol Faşizm Sandıkta Durduruldu, Ama Yenilmedi bilgimusterekleri.org/blog/b… 25 Ekim 2026 Pazar günü Brezilya'da Luiz Inácio Lula da Silva dördüncü kez cumhurbaşkanı seçildi. Yüksek Seçim Mahkemesi'nin (TSE) verilerine göre sandıkların %98,3'ü açıldığında Lula geçerli oyların %51,75'ini (yaklaşık 63 milyon oy), Jair Bolsonaro'nun oğlu senatör Flávio Bolsonaro %48,25'ini (yaklaşık 58,8 milyon oy) aldı. Üç hafta önce, 4 Ekim'deki ilk turda Flávio %47,03 ile birinci, Lula %45,16 ile ikinci çıkmıştı ve bütün anketler Flávio'yu ikinci turda da önde gösteriyordu. Brezilya tarihinde ilk kez, ilk turu ikinci bitiren bir aday ikinci turu kazandı. Bu sonuç, dünyayı saran gerici ve faşist dalgaya karşı bir zaferdir. Washington'da Trump, Buenos Aires'te Milei, Santiago'da Kast, Roma'da Meloni, Budapeşte'de Orbán, Almanya'da yükselen AfD, Gazze'de süren soykırım ve Türkiye'de kayyumlarla, tutuklamalarla geçen bir dönemde, Latin Amerika'nın en büyük ülkesinde aşırı sağın adayı, ilk turu kazanmış olmasına rağmen ikinci turda durduruldu. Trump yönetiminin gümrük vergisi ve yaptırımla açıkça desteklediği aday yenildi. "Faşizm kaçınılmaz" diyenlere bir yanıt verildi: Kaçınılmaz değil; durdurulabilir. Bu zaferi bir adam kazanmadı. Kuzeydoğu'nun yoksulları, favelaların siyah gençleri, kadınlar, topraksız köylüler, evsiz işçiler, sendikalar, sosyalist partiler ve iki yıl önce bir perakende işçisinin videosuyla başlayıp haftada altı gün çalışmayı (6x1) anayasadan silen hareket kazandı. Seçimden dokuz gün önce yürürlüğe giren 40 saatlik çalışma haftası, bu seçimin en somut kazanımıydı. Ama gerçeği bütünüyle görmek de bizim görevimiz: Aynı seçimde Bolsonaro'nun partisi PL Temsilciler Meclisi'nde en büyük parti oldu, Senato'da en güçlü gruba dönüştü. Sonuç kesinleşir kesinleşmez dolar %10 fırladı. Lula sarayı tuttu; toprak, banka, maden, medya ve Kongre sağın elinde kaldı. Faşizm sandıkta durduruldu, ama yenilmedi. Bu yazıda önce o Pazar gecesini ve dünyadaki gerici dalganın haritasını anlatıyoruz. Sonra Lula'nın hayatını, geçmişiyle, uzlaşmalarıyla, hapis yıllarıyla birlikte ele alıyoruz. Ardından köleliğin en son kaldırıldığı ülkeden bir işçi partisinin iktidarına uzanan Brezilya tarihine, bugünün Brezilya'sının rakamlarına, zaferi asıl yaratanlara ve Brezilya sosyalist hareketine, CIPOML kayıtlarıyla birlikte bakıyoruz. Sonra dünyaya açılıyor, Nepal'den Kenya'ya, Sırbistan'dan Amerika'ya, Türkiye'den Fransa'ya hak arayan geniş kitlelerin hâlâ talepkâr olduğunu ve dünyayı dönüştürmek için bir yol aradığını gösteriyoruz. Sonunda her zamanki üç sorumuzla bir sınıf değerlendirmesi yapıyor ve somut görevleri sıralıyoruz: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına? bilgimusterekleri.org/blog/b… #Brezilya #sınıf #Secim @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @erolanar5
1
1
266
Etkileyici! :)
Esta victoria de Lula está 100% dedicada al setenta hijueputa de Neymar, a seguir promocionando a fascistas en Instagram pedazo de mierda #EleccionesBrasil2026
52
Hala #ACAB !
¡Histórico! En Francia, parte de la policía decidió dejar de reprimir y marchar con el pueblo. Game Over, Macron.
1
102
Teknolojide Haftanın Sınıfsal Gelişmeleri - 20–26 Ekim 2026 Kârı Yazdılar, Grevi Böldüler bilgimusterekleri.org/blog/t… Bu haftanın ortak cümlesi şu: Sermaye kârı yazdı, grevi böldü. Tayvan'da Micron, büyük fabrikasının sendikasıyla anlaştı ve küçük fabrikanın sendikasını kapıda bıraktı. Güney Kore'de mahkeme grevin üretim üzerindeki etkisini daraltınca Samsung Biologics sendikası 26 Ekim grevini erteledi. ABD'de Netflix bin kişiyi çıkardıktan altı gün sonra kârının büyüdüğünü açıkladı; aynı hafta eBay ve Electronic Arts da kadro kesti. Türkiye'de ise gözetim veri merkezinden çıkıp işçinin boynuna kart olarak indi ve sansür, kullanıcı adı değişince kanalın kimliğini hedef aldı. Geçen haftadan kalanlar Micron: 19 Ekim'deki Taipei mitinginden sonra şirket 21 Ekim'de Taichung sendikasıyla anlaştı. Taoyuan'da 22 Ekim'de 11 sendika yöneticisi 24 saatlik uyarı grevi yaptı. Üyeler şirketin teklifini reddetti: oy kullanan 1.637 kişiden 1.633'ü karşı çıktı. 23 Ekim görüşmesi tayfun nedeniyle 27 Ekim'e ertelendi. Samsung Biologics: 26 Ekim'de başlayacağı duyurulan üç haftalık grev, 20 Ekim'de ertelendi. Mahkeme 16 Ekim'de dokuz üretim sürecinin grevde de tam kadroyla sürmesine hükmetmişti. 19 Ekim itibarıyla 4.006 üyeden 1.515'i, yani %37,8'i greve katılacağını söylemişti. Netflix: 20 Ekim'de üçüncü çeyrek kârını açıkladı. Net kâr 3,66 milyar dolar, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %44 artış. Çıkarmaların dördüncü çeyrek faaliyet kâr marjını yaklaşık 120 baz puan aşağı çekeceğini de aynı açıklamada söyledi. Activision: 21–22 Ekim görüşmelerinin kamuoyuna yansıyan bir sonucu yok. 22 Ekim itibarıyla grev ilan edilmemişti. Call of Duty: Modern Warfare 4, 23 Ekim'de dünya çapında çıktı. AEMO: Şirket 21 Ekim'de, yaklaşık 110 Professionals Australia üyesinin korumalı eyleminin durdurulması için Fair Work Commission'a başvurdu. Komisyon, kontrol odası operatörlerinin bazı eylemlerini geçici olarak askıya aldı. ASU oylamasının 22 Ekim'de kapanması gerekiyordu; sonuç bu sayıda doğrulanamadı. Bu haftanın yeni başlıkları eBay (21 Ekim): Yaklaşık 1.000 kişiyi, kadronun %9'unu çıkarıyor. Bu yılki ikinci tur. Şubat'ta yaklaşık 800 kişi çıkarılmıştı. Electronic Arts (21 Ekim): Küresel kadronun yaklaşık %3'ünü çıkaracağını ve Edmonton'daki BioWare stüdyosunu kapatacağını duyurdu. Erken aşamadaki yeni Mass Effect geliştirilmesi de durduruldu. Bloomberg'in aktardığı sayı yaklaşık 400 kişi. Veri merkezleri: Nvidia, Microsoft ve Cisco'nun da bulunduğu bir grup, Britanya hükümetine veri merkezi protestolarını önlemek için 12 ayı olduğunu söyledi. Hindistan'da Amazon, Mumbai yakınındaki tesisinin soğutmada su kullanmayacağını ve yerel şebekeden elektrik çekmeyeceğini açıkladı. Washington DC çevresinde bir inşaat sendikası ise veri merkezi işlerinin üyelerinin yaklaşık yarısını oluşturduğunu söylüyor. Türkiye: Astor Enerji fabrikasında işçilerin boyunlarında taşıdığı takip kartını yazdık. Halk TV'nin YouTube kanalı, kullanıcı adı değiştikten sonra 23 Ekim'de kanal kimliği üzerinden yeniden engellendi. Yaş doğrulama yönetmeliğinin yürürlüğe girmesine 1 Kasım kaldı. Aşağıda önce bu hafta bizim yayımladığımız teknoloji yazılarını kısa özetleriyle hatırlatıyoruz, sonra her gelişmeyi ayrıntılı açıyoruz. bilgimusterekleri.org/blog/t… #teknoloji #sınıf #örgütlenme #bilişim @bilisimsenorg @TMMOB_BMO @TMMOB1954 @fusunnebil @serhatayan @hakki_ozdal @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
95
~70K avukatın olduğu bir yerde ~30K oy kullanılıyor ve sen sınıfının yanında olabilecek +5K avukatı bulup örgütleyemiyorsun! Bunun adı beceriksizliktir!
Cumhuriyetin Hukuku Kimin Hukuku? Avukat İşçi Sandığın Dışında Kaldı bilgimusterekleri.org/blog/c… Bu akşam İstanbul Barosu'nun yeni başkanı belli oldu: on yıl aradan sonra Ümit Kocasakal. Bir hafta önce İzmir'de de yönetim el değiştirmişti. Sosyal medyada iki yorum dolaşıyor. Biri "faşistler kazandı" diyor. Öteki, milliyetçiliği anlamaya çağırıp sınıfı sonraya bırakıyor. İkisi de avukat işçiyi yok sayıyor. Biz önce onu koyacağız. Avukat işçi, emek gücünü bir büroya, bir şirkete ya da devletin zorunlu müdafilik tarifesine satan avukattır. Meslek ona "işçi avukat" der. Büyük büronun ücretlisi, maaşsız stajyer ve geçimini geciken CMK görevinden sağlayan genç avukat bu ilişkinin üç halidir. Tepede büyük hukuk büroları ve şirket avukatlığı oturur. İstanbul Barosu'nun 68 bin üyesinin büyük çoğunluğu artık serbest meslek sahibi değildir. Seçim bu ilişkinin üstünde yapıldı; bu ilişki hakkında yapılmadı. Avukat işçinin ücretini, staj maaşını ve CMK tarifesini programının merkezine koyan listeler toplamda %18'de kaldı. Sandığı, egemen sınıfın iki ideolojik fraksiyonu böldü: "üniter devlet" ve "hak temelli demokrasi". Kaybeden, avukat işçinin gündemi oldu. Milliyetçilik bu kaybın adı değil, bu öfkenin yanlış adresidir. Faturayı patrona değil, millete ve yabancıya keser. Yazının sorusu şu: avukat işçinin öfkesini, onu ücretliye çeviren ilişkiye kim bağlayacak? Özet Bu sandığın öznesi avukat işçidir. Oy hakkı 68 bin avukata ait olan baro, artık bir serbest meslek locası değil; içinde ücret, staj ve CMK ile bölünmüş bir işyeridir. Seçim o işyerinin patronajını ve ideolojisini konuştu, emek gücünü konuşmadı. Kocasakal %34 ile birinci geldi. Aynı kemalist-cumhuriyetçi havzadan beslenen üç listenin toplamı sandığın %60'ını aştı. 2024'te bu havza dağınıkken koalisyonla seçilen Kaboğlu yönetimi oyunu korudu, büyütemedi. İzmir'de aynı kayma daha dar bir farkla yaşandı. Aykırı, Ankara'da TÜMAG adayı Doğukan Kozan'ın oyların yarısına yaklaştığını aktarıyor. Bu bizim sayımımız değil. Tam tutanak çıkmadan Ankara'yı yüzde olarak eklemeyiz. Yönelim ise aynıdır: üç büyük ilde milliyetçi havza, avukat işçinin gündemini örterek büyüdü. Bu kişisel bir zafer değil. Egemen sınıfın "Cumhuriyet" fraksiyonu meslek odasını geri aldı. İktidarın yargıyla düşüremediği yönetimi sandık düşürdü. Düşüren irade avukat işçinin iradesi değil, kimlik üzerinden toplanmış bir yönelimdi. O yönelimin öfkesi proleterleşmeden gelir: avukat, öğretmen ve mühendis birikimsiz ücretliye dönüşür, gencin önündeki eğitim-istihdam köprüsü yıkılır. Milliyetçilik bu öfkeyi sınıf çelişkisinden çıkarıp millet-yabancı çelişkisine yatırır. "Hepsi faşist" demek adresi okumaz. "Anlayalım" deyip sınıfı ertelemek, öfkeyi onu toplamış kadroya bırakır. Doğru soru, avukat işçinin öfkesini onu ücretliye çevirenin adına kimin çekeceğidir. bilgimusterekleri.org/blog/c… #baro #seçim #istanbulbarosu @ibrahimkaboglu @kamiltekinsurek @sinanturgut95 @avahmetergin @avtugaybek @hakki_ozdal @bahadir_ozgur1 @umitkocasakal_ @MGokhanAhi
1
109
Ülkede prof da kafayı yedi! Yazık!
1
189
Cumhuriyetin Hukuku Kimin Hukuku? Avukat İşçi Sandığın Dışında Kaldı bilgimusterekleri.org/blog/c… Bu akşam İstanbul Barosu'nun yeni başkanı belli oldu: on yıl aradan sonra Ümit Kocasakal. Bir hafta önce İzmir'de de yönetim el değiştirmişti. Sosyal medyada iki yorum dolaşıyor. Biri "faşistler kazandı" diyor. Öteki, milliyetçiliği anlamaya çağırıp sınıfı sonraya bırakıyor. İkisi de avukat işçiyi yok sayıyor. Biz önce onu koyacağız. Avukat işçi, emek gücünü bir büroya, bir şirkete ya da devletin zorunlu müdafilik tarifesine satan avukattır. Meslek ona "işçi avukat" der. Büyük büronun ücretlisi, maaşsız stajyer ve geçimini geciken CMK görevinden sağlayan genç avukat bu ilişkinin üç halidir. Tepede büyük hukuk büroları ve şirket avukatlığı oturur. İstanbul Barosu'nun 68 bin üyesinin büyük çoğunluğu artık serbest meslek sahibi değildir. Seçim bu ilişkinin üstünde yapıldı; bu ilişki hakkında yapılmadı. Avukat işçinin ücretini, staj maaşını ve CMK tarifesini programının merkezine koyan listeler toplamda %18'de kaldı. Sandığı, egemen sınıfın iki ideolojik fraksiyonu böldü: "üniter devlet" ve "hak temelli demokrasi". Kaybeden, avukat işçinin gündemi oldu. Milliyetçilik bu kaybın adı değil, bu öfkenin yanlış adresidir. Faturayı patrona değil, millete ve yabancıya keser. Yazının sorusu şu: avukat işçinin öfkesini, onu ücretliye çeviren ilişkiye kim bağlayacak? Özet Bu sandığın öznesi avukat işçidir. Oy hakkı 68 bin avukata ait olan baro, artık bir serbest meslek locası değil; içinde ücret, staj ve CMK ile bölünmüş bir işyeridir. Seçim o işyerinin patronajını ve ideolojisini konuştu, emek gücünü konuşmadı. Kocasakal %34 ile birinci geldi. Aynı kemalist-cumhuriyetçi havzadan beslenen üç listenin toplamı sandığın %60'ını aştı. 2024'te bu havza dağınıkken koalisyonla seçilen Kaboğlu yönetimi oyunu korudu, büyütemedi. İzmir'de aynı kayma daha dar bir farkla yaşandı. Aykırı, Ankara'da TÜMAG adayı Doğukan Kozan'ın oyların yarısına yaklaştığını aktarıyor. Bu bizim sayımımız değil. Tam tutanak çıkmadan Ankara'yı yüzde olarak eklemeyiz. Yönelim ise aynıdır: üç büyük ilde milliyetçi havza, avukat işçinin gündemini örterek büyüdü. Bu kişisel bir zafer değil. Egemen sınıfın "Cumhuriyet" fraksiyonu meslek odasını geri aldı. İktidarın yargıyla düşüremediği yönetimi sandık düşürdü. Düşüren irade avukat işçinin iradesi değil, kimlik üzerinden toplanmış bir yönelimdi. O yönelimin öfkesi proleterleşmeden gelir: avukat, öğretmen ve mühendis birikimsiz ücretliye dönüşür, gencin önündeki eğitim-istihdam köprüsü yıkılır. Milliyetçilik bu öfkeyi sınıf çelişkisinden çıkarıp millet-yabancı çelişkisine yatırır. "Hepsi faşist" demek adresi okumaz. "Anlayalım" deyip sınıfı ertelemek, öfkeyi onu toplamış kadroya bırakır. Doğru soru, avukat işçinin öfkesini onu ücretliye çevirenin adına kimin çekeceğidir. bilgimusterekleri.org/blog/c… #baro #seçim #istanbulbarosu @ibrahimkaboglu @kamiltekinsurek @sinanturgut95 @avahmetergin @avtugaybek @hakki_ozdal @bahadir_ozgur1 @umitkocasakal_ @MGokhanAhi
1
307
Boynumuzdaki Kart Astor'da Çipli Takip: Sistem Ne Görüyor, Kim Okuyor, Neye Dönüşüyor? bilgimusterekleri.org/blog/b… Evrensel'den Ahmet Berk Yakar'ın 25 Ekim 2026 tarihli haberi, Türkiye'de fabrika gözetiminin yeni bir eşiğini belgeliyor: Astor Enerji'nin Ankara'daki anahtarlama ürünleri fabrikasında işçiler, mesai boyunca boyunlarında taşımak zorunda oldukları kart biçiminde cihazlarla çalışıyor. İşçiler "çip" diyor; şirket "Entegre Güvenlik ve Süreç İyileştirme Sistemi" diyor. Bir işçi ise durumu tek cümleyle özetliyor: "İnsanlar artık daha az tuvalete gidiyor." Bu yazıda önce olanı kısaca özetleyeceğiz; sonra bu tür bir gözetim sisteminin teknik olarak nasıl çalıştığını, hangi veriyi nasıl ürettiğini, şirketin açıklamasıyla işçinin tanıklığı arasındaki boşluğun neresinde durduğunu, hukukun ne dediğini ve dünyadaki benzerlerini ayrıntısıyla anlatacağız. Amacımız şu: Bir sonraki fabrikada aynı kart dağıtıldığında işçinin elinde "bu nedir, ne yapar, ne isteyebilirim" sorularının yanıtı olsun. Önce Özet Olan şu: Transformatör ve anahtarlama ürünleri üreten Astor Enerji, Ankara'daki fabrikasında yaklaşık üç aydır, bölüm bölüm yaygınlaştırarak, mavi yakalı işçilere boyuna asılan bir takip kartı dağıtıyor. Şirketin Evrensel'e verdiği yanıta göre pilot kapsamında 840 çalışana kart verildi. Kartlar Ankara merkezli ENGES adlı şirketin ürünü. Konuyu ilk gündeme getiren Sincan İşçi Birliği oldu; "İnsan mıyız, robot mu?" bildirileriyle fabrikanın önüne gitti ve aynı sistemin daha önce Kalyon PV'de denendiğini söyledi. Şirket ne diyor: Kartlar kısa menzilli Bluetooth (BLE) ile çalışıyor; kamera, mikrofon ve GPS yok; yalnızca fabrika içindeki alıcıların olduğu alanlarda algılanıyor; amaç iş güvenliği ve "süreç iyileştirme"; veriler bölge düzeyinde ve "maskelenmiş" biçimde raporlanıyor; yöneticiler "yalnızca görevleri için gerekli sınırlı verilere" erişiyor; kartı taşımayana yaptırım yok; sistem KVKK ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'na uygun. (Petroturk'teki şirket açıklaması, 9 Ekim 2026.) İşçi ne yaşıyor: Kartı çıkarmak "mümkün değil, fabrikanın genel koyduğu bir prosedür." Bir yerde sabit kalınca "niye burada sabit kaldınız?" diye soruluyor. Kartı bıraktıkları anlaşılıyor. Tuvalette ve dinlenme alanında geçirilen süre görülebiliyor. Mavi yakalılara takılan kart beyaz yakalılara takılmadı. İşçiler zam döneminde bu verilerin performans değerlendirmesine dönüşmesinden korkuyor. Bir işçi baskıyı "evde de, sokakta da" hissettiğini söylüyor. Teknik gerçek: Bu sistem bir RTLS'dir, yani gerçek zamanlı konum belirleme sistemi. Kart saniyede birkaç kez kimlik sinyali yayar; tavana ve duvarlara yerleştirilen alıcılar bu sinyalin gücünü ölçer; yazılım, işçinin hangi bölgede olduğunu, orada ne kadar kaldığını, ne zaman hareket etmediğini kaydeder ve bunu günlük, haftalık, aylık raporlara dönüştürür. ENGES'in kendi tanıtımına göre sistem "çalışan verimliliğinin ölçülmesine yönelik raporlar" üretebiliyor, iş istasyonunda geçirilen süreyi takip edebiliyor ve konum-zaman verisi insan kaynakları süreçlerinde kullanılabiliyor. Yani "iş güvenliği" ürünün kapağı, "verimlilik" ürünün içi. Bağlam: Aynı şirketin yönetim kurulu başkanı Feridun Geçgel, Eylül ayında patlayan fon soruşturmasında adı geçen, mal varlığına tedbir konan ve yurt dışı yasağı getirilen isimlerden. Geçgel kardeşler 5 milyar lira "gönüllü iade" yaptıktan sonra tedbirler kaldırıldı. Aynı haftalarda fabrikadaki işçinin tuvalet süresi dakika dakika hesaplanıyordu. Bir dakikanın hesabını işçiye soran düzen, 5 milyar liranın hesabını "gönüllü iade"yle kapatıyor. Sınıfın sorusu: Mesele kartın kendisi değil, kartı kimin, hangi amaçla, hangi güç ilişkisi içinde taktığı. Rıza yoksa, çıkarma seçeneği yoksa, veriye kimin eriştiği belirsizse ve veri prim-zam-işten çıkarma kararlarına girebilecekse, ortada iş güvenliği değil dijital bir çavuş vardır. Yanıt da bireysel değildir: Birleşik Metal-İş'in BİSAM araştırmasının gösterdiği gibi işçinin ilk talebi şeffaflık, ikinci talebi bu verinin işten çıkarma gerekçesi yapılmasının yasaklanması. İkisi de ancak toplu sözleşmeyle güvenceye alınır. Şimdi ayrıntılara geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/b… #gözetim #panoptikon #dijitalgözetim @bilisimsenorg @TMMOB_BMO @TMMOB1954 @hakki_ozdal @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
1
1
234
Evrim Ağacı'nın AGI Videosundaki Felsefi Tuzak "Ne Yapacaksın?" Sorusu Kimin Sorusu? bilgimusterekleri.org/blog/e… Evrim Ağacı, "Yapay Genel Zeka Geldiğinde Ne Yapacaksın?" videosunda otuz kırk yıl sonrasının işçisiz fabrikalarını anlatıyor ve izleyiciye soruyor: o dünyada senin yerin ne? Soru samimi, kaygı gerçek. Ama soru, tekno-kapitalist şirketlerin kendi geleceğimizi onların diliyle düşünmemizi istediği biçimde kurulmuş. Bu yazıda o dili ayrıntılı biçimde değerlendirip içindeki zaafları gösteriyor, yerine sınıfın dilini koyuyoruz: önce özet, sonra safsataları tek tek. Sevgili Genç Yoldaşlar, Evrim Ağacı, 24 Ekim 2026'da yayımladığı videoda (Yapay Genel Zeka Geldiğinde Ne Yapacaksın?) bize bir sabah tarif ediyor: şehrin dışında işçisiz çalışan fabrikalar, veri merkezleri, biyoteknoloji laboratuvarları; kendi yazılımını kendi güncelleyen makineler; mutfakta yemek pişiren, musluğu tamir eden, alışverişi rafa yerleştiren robotlar. Sonra soruyor: "Senin yerin ne? Ne yapacaksın?" Resim yapacaksan makine senden iyi yapıyor; tatile çıkacaksan Mars'a bile gittin; kitap okuyacaksan yirmi bin kitabı bitirdin, peki ne işe yaradı? Bu yazı o soruya iki düzeyde yanıt veriyor. Birinci düzeyde, videonun felsefi tuzağını gösteriyoruz: video, kapitalizmin bugünkü toplumsal ilişkilerini doğa yasası gibi sabit tutup yalnızca teknolojiyi değiştiriyor; ortaya çıkan "gelecek", aslında bugünün mülkiyet düzeninin sonsuza dek uzatılmış hâlidir. İkinci düzeyde, videodaki iddiaları tek tek ele alıyoruz; çünkü videonun gücü bütününde değil, art arda dizilmiş ve her biri "makul" görünen küçük önermelerinde. Bunu yaparken bir şeyi baştan teslim edelim. Evrim Ağacı ekibi, Türkiye'de milyonlarca gencin düşünme biçimini etkileyen, bilimsel okuryazarlığa gerçekten emek veren bir ekip. Bu videoda da birkaç şeyi doğru görüyor: Acemoğlu'nun "yeni işler yaratılır" iyimserliğinin bu kez tutmayabileceğini; evrensel temel gelirin bir lütuf olarak sunulduğunda yeni bir kast düzeni yaratabileceğini; mülkiyet sorusunun asıl soru olduğunu. Bunlar az şey değil. Eylül'de aynı kanalın muhalefet videosu üzerine yazdığımız gibi (Evrim Ağacı'nın Sorusuna Sınıfın Yanıtı), bu içerikleri düşman değil muhatap olarak ele alıyoruz. Doğru gözlemi teslim edeceğiz, doğallaştırmayı göstereceğiz, sınıfı geri koyacağız. Özet: Videonun Tezi ve Bizim Yanıtımız Videonun omurgası şu: yapay genel zeka (AGI), tekerlek, dokuma tezgâhı ya da traktör gibi kas gücünü değil, insan zihnini bütünüyle ikame edebilecek ilk araçtır. Bu yüzden Acemoğlu ve Restrepo'nun "yerinden etme / geri yerleştirme" dengesi çöker; kaçılacak yeni beceri kalmaz. Emek geliri yok olur. Geriye mülkiyet sorusu kalır: üretim araçlarının tapusu kimde olacak? Üç seçenek var: Altman, Amodei, Musk gibi "efendilerin" özel mülkiyeti ve yaşamaya yetecek bir evrensel temel gelirle beslenen kast düzeni; ağır vergiler ve kamu servet fonlarıyla "yamalı" bir sosyal demokrasi; ya da Marx'ın hayal ettiğine yakın, bolluğun emek katkısına endekslenmeden dağıtıldığı bir düzen. Mülkiyet çözülse bile iş "psikolojik" bir ihtiyaçtır; işsiz insan anlamını yitirir; cennet bile sıkıcıdır. İnsanlık bu gerçeği kabul etmek için yasın beş aşamasından geçecektir ve henüz "inkâr" aşamasındadır. Bizim yanıtımız şu dokuz başlıkta özetlenebilir; ayrıntıları aşağıda tek tek açıyoruz. Birincisi, videonun "işçisiz fabrika" sahnesi kapitalizmin kendi mantığında imkânsızdır. Marx'ın yüz altmış yıl önce gösterdiği gibi, makine değer yaratmaz; yalnızca içinde kristalleşmiş geçmiş emeğin değerini ürüne aktarır. Kârın tek kaynağı canlı emeğin ödenmemiş kısmıdır. Emeği bütünüyle devreden çıkaran bir sermaye, kârını da devreden çıkarır. O yüzden önümüzde iki yol vardır: ya kapitalizm sürer ve "tam otomasyon" hiç gelmez, emek ucuzlatılmış, gözetlenmiş ve görünmez kılınmış olarak kalır; ya da üretim gerçekten toplumsallaşır ve o zaman kapitalizm kalmaz. Videonun anlattığı üçüncü durum, yani kapitalizmin işçisiz sürmesi, bir gelecek senaryosu değil, bir mantık hatasıdır. İkincisi, "ne yapacaksın?" sorusunun kendisi kapitalist iş etiğinin içselleştirilmiş hâlidir. İnsanı yalnızca piyasaya sattığı emekle tanımlayan bir toplumda yetiştik; o yüzden emek satılamaz hâle gelince "insan biter" sanıyoruz. Oysa Marx için zenginliğin gerçek ölçüsü emek zamanı değil, boş zamandır. İnsanın yerinin "iş" olduğunu söyleyen, Marx değil, patrondur. Üçüncüsü, video sermaye şirketlerinin kendi beyanlarını bilimsel veri yerine koyuyor. "Claude kendi kodunun yüzde doksanını yazıyor", "OpenAI 719 matematik makalesi yayımladı", "Fields madalyalı matematikçi ağladı" türünden ifadeler, pazarlama departmanlarının ve değerleme turlarının diliyle sahneye çıkıyor; videonun başka konularda titizlikle uyguladığı bilimsel şüphecilik burada askıya alınıyor. Oysa aynı matematik makalelerinin yarısı doğrulanmadan yayımlanmış, üçü ilk gün geri çekilmiş, yirmi sekiz Fields madalyalı matematikçi bu yöntemi "ciddi bir hizasızlık" diye kınamıştır. Dördüncüsü, video kas gücü ile zihin gücünü ayırıp "bu kez farklı" diyor. Kafa emeğinin makineleştirilmesi 1830'larda Babbage'la başladı, Taylorizm'le fabrikaya, 1970'lerde Braverman'ın gösterdiği gibi büroya girdi. Bugün olan şey nitelik değil ölçek değişimidir. Asıl ayrım kas/zihin değil, üretim aracının kimin elinde olduğudur; videonun kendisi de en sonunda bunu söylüyor, ama oraya varmak için gereksiz bir "tür" tartışmasından geçiyor. Beşincisi, video geleceğin sahiplerini isim isim sayıyor ve onlara "efendi", "lord" diyor. Bu, Eylül'de reddettiğimiz tekno-feodalizm dilidir. Altman ve Amodei lord değildir; arkasında BlackRock, Vanguard, SoftBank, Körfez fonları duran anonim şirketlerin yöneticileridir. İsimleri saymak kişiselleştirir; sınıfı söylemek örgütler. Altıncısı, video evrensel temel geliri doğru teşhis edip yanlış yere koyuyor. Kast tehlikesini görüyor; ama bu tehlikenin karşısına yalnızca "demokratik kurumların gücü"nü çıkarıyor ve o kurumları kimin ayakta tutacağını söylemiyor. Tarihte sosyal hakların hiçbiri sermayenin vicdanından gelmedi; örgütlü sınıfın gücünden ve Ekim'in korkusundan geldi. Yedincisi, video Marx'ı Jacques Fresco'nun Venüs Projesi'yle aynı rafa koyup "detayları çözülmemiş bir ütopya" diyor. Oysa Marx'ın söylediği şey bir ütopya değil, bir çelişkinin adıdır: üretici güçler toplumsallaştı, mülkiyet özel kaldı. Bu çelişkinin nasıl çözüleceğine dair bir yüzyıllık, zaferleriyle ve yenilgileriyle incelenebilir bir deneyim var. Deneyimi anmadan "detaylar belirsiz" demek, ütopyacılığın kendisidir. Sekizincisi, videonun "psikolojik" bölümü, işi yabancılaşmış emekle karıştırıyor. Öz-belirleme kuramının saydığı üç ihtiyaç, özerklik, yetkinlik ve ilişkililik, kapitalist işte zaten karşılanmıyor; videonun kendisi bunu söylüyor. O hâlde korunması gereken "iş" değil, insanın kendi etkinliği üzerindeki denetimidir. "Cennet paradoksu" ise insan ihtiyacını tarihsiz bir doğa sabiti sayan evrimsel-psikolojik bir indirgemedir; en sağlam deneysel çürütmesi bugünün milyarderleridir: her şeye sahipler ve doymuyorlar. Dokuzuncusu, yasın beş aşaması bir toplumsal mücadele kuramı değildir; insan davranışı alanında bile deneysel desteği zayıf, klinik bir şemadır. Toplumun yapay zeka karşısındaki tutumunu "inkâr, öfke, pazarlık, depresyon, kabul" diye sıralamak, direnişi patolojikleştirir ve "kabul"ü tek sağlıklı son durak yapar. Kurye robotunu tekmeleyen işçi öfke aşamasında bir hasta değildir; mülkiyet sorusuna bedeniyle yanıt veren bir yurttaştır. Bizim son durağımız kabul değil, örgütlenmedir. Bir de onuncu nokta var ve bu, videonun içeriğinden çok kaynağına dair: Evrim Ağacı'nın kendisi sınıfsal olarak nerede duruyor? Okurlarının desteğiyle yaşayan, bilimsel okuryazarlığa yıllarını vermiş bir ekip, yapay zeka konusunda neden şirketlerin anlatısına bu kadar yakın düşüyor? Yazının sonunda bu soruyu açıyor ve Çağrı Mert Bakırcı'ya, polemik için değil, ortak bir iş için açık bir çağrı yapıyoruz. Bu noktaları toplarsak: video, tekno-kapitalin kendi geleceğimizi onun diliyle düşünmemizi isteyen anlatısına, iyi niyetle ve eleştirel kaygıyla, ama en sonunda teslim oluyor. Çünkü anlatının ön varsayımını, yani AGI'nin sermayenin elinde ve sermayenin takvimiyle geleceğini, veri olarak alıyor. Biz o ön varsayımı tartışmaya açıyoruz. Gelecek bir hava durumu değildir; kimin yaptığına bağlıdır. Şimdi ayrıntılara geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/e… #yapayzeka #evrimagacı #AGI @evrimagaci @cagrimbakirci @BebarBilim @Cengiz_Caliskan @fusunnebil @say_cem @cicekcizmeci @rmncr @erhanmeydan @ozansihay @arif_kosar @DiyarSaracoglu @OzgurNarin2 @FilizlerFuat @bilisimsenorg @TMMOB_BMO @oydorgtr @lkdtr
2
6
354
Çağrı Mert Bakırcı'ya (@cagrimbakirci ) Açık Çağrı Sayın Bakırcı, Bu yazıyı videonuzla polemik yapmak için değil, videonuzun açtığı tartışmayı ciddiye aldığımız için yazdık. Türkiye'de yapay zekâ üzerine konuşan sesler ya şirketlerin pazarlama metinlerini çeviriyor ya da teknolojiyi bütünüyle reddediyor; siz, mülkiyet sorusunu soran nadir seslerden birisiniz. "Üretim araçlarının tapusu kimde olacak" sorusunu yüz binlerce gence siz sordunuz. Bu az şey değil ve biz bunu teslim ediyoruz. Ama o soruyu sorduktan sonra durduğunuz yer, bizce, yanlış bir yer. Şirketlerin "AGI geliyor" takvimini veri alıyorsunuz; şirketlerin yetenek iddialarını bağımsız doğrulamadan aktarıyorsunuz; mülkiyet sorusunun yanıtını "demokratik kurumlara" ve "farkındalığa" bırakıyorsunuz; ve direnişi, yasın bir aşaması olarak anlatıyorsunuz. Bunların her birinin nedenini anlatacağız. Burada yalnızca bir şey eklemek istiyoruz: bu konumdan çıkmak için Marksist olmanız gerekmiyor. Bilimsel şüpheciliğinizi, astrolojiye ve yaratılışçılığa uyguladığınız titizlikle, yapay zeka şirketlerinin beyanlarına da uygulamanız yeterli. Kaynak kim, çıkarı ne, kim doğruladı, tekrar edilebilir mi: bu sorular sizin sorularınız. Yalnızca OpenAI ve Anthropic'e de sorulmalarını istiyoruz. Ve bir çağrı yapıyoruz. Yapay zekanın insanlığın ortak bilgisinden yapılmış olduğunu siz de biliyorsunuz; Evrim Ağacı'nın on beş yıllık arşivi de o modellerin içinde. Bu ortak bilginin birkaç şirketin mülkü olmasına karşı, bilimin halka ait olduğunu savunan herkesin birlikte durabileceği bir zemin var: açık veri, açık model, kamusal hesaplama altyapısı, işyerinde algoritmik denetime karşı işçinin söz hakkı, verimlilik artışının çalışma süresinin kısaltılmasına dönüşmesi. Bu talepler bir partinin değil, bilgiyi müşterek sayan herkesin talepleridir. Sizi, bu talepleri birlikte tartışmaya, Evrim Ağacı'nın erişimiyle Bilgi Müşterekleri'nin sınıf çerçevesini yan yana koyup birbirimizin kör noktalarını görmeye davet ediyoruz. Ortak bir yayın, ortak bir tartışma, ortak bir çağrı; biçimi önemli değil. Videonuz "ne yapacaksın" diye bitiyor. Bizim önerimiz: bu soruyu birlikte, insanlığı ortak bir özne olarak değil, kendi geleceğine sahip çıkan ortak bir mücadele olarak düşünerek yanıtlamak. Kapımız açık; sorularımız da. Yoldaşça selamlarımızla, Bilgi Müşterekleri @evrimagaci @BebarBilim @Cengiz_Caliskan @fusunnebil @say_cem @bilisimsenorg @TMMOB_BMO @oydorgtr @lkdtr #yapayzeka
Evrim Ağacı (@evrimagaci ) ve Çağrı (@cagrimbakirci ) youtu.be/Ec9jyLqYpxg?si=8TIt… bu son videonuzda ciddi bir felsefik sefalet içindesiniz, bilesiniz. Çok ama çok üzüldüm, paylaşmak istedim. Yanıt da gelecek ...
1
145
Evrim Ağacı (@evrimagaci ) ve Çağrı (@cagrimbakirci ) youtu.be/Ec9jyLqYpxg?si=8TIt… bu son videonuzda ciddi bir felsefik sefalet içindesiniz, bilesiniz. Çok ama çok üzüldüm, paylaşmak istedim. Yanıt da gelecek ...
1
2
418
Balon mu, Borç mu? Meta'nın 145 Milyar Doları ve Yapay Zeka Balonunun Sınıfı Şişerken Kim Kazandı, Patlarsa Kim Öder? bilgimusterekleri.org/blog/y… Bu hafta Wall Street'te bir soru yeniden masaya geldi: Yapay zeka bir balon mu? Soru yeni değil; 2025 sonbaharından beri her üç ayda bir gündeme geliyor ve her seferinde bir sonraki bilanço dönemine kadar unutuluyor. Bu kez vesile Meta oldu. Şirket 21 Ekim akşamı rekor gelir açıkladı, ertesi gün hissesi yüzde 7 düştü ve Nasdaq Haziran'dan bu yana en sert günlük kaybını yaşadı. Gelir rekor kırıyor, hisse çöküyor. Bu çelişkiyi anlamak için "balon mu değil mi" sorusundan daha iyi bir soru gerekiyor. Biz bu yazıda o soruyu değiştirmeyi öneriyoruz: Balon şişerken kim kazandı, patlarsa kim öder? Çünkü balon tartışmasının ana akımda yürütülen hâli bir yatırımcı tartışmasıdır; "hisse alınır mı satılır mı" sorusunun etrafında döner. Oysa Meta'nın bu yıl harcayacağı 145 milyar dolar, bir hisse senedi meselesi değildir. O para somut bir yerden geliyor ve somut bir yere gidiyor: elektrik faturalarına, emeklilik fonlarına, Mayıs'ta işten çıkarılan binlerce çalışanın maaşına, veri merkezinin yanına düşen kasabaların suyuna. Bu yazı yatırım tavsiyesi değildir. Rakamlar 24 Ekim 2026 itibarıyla kamuya açık kaynaklardan derlenmiştir; kaynaklar metin içinde ve sonda bağlantılıdır. Önce Özet: Bu Yazı Ne Diyor? Acelesi olan için yazının tamamı dokuz maddede: Meta rekor gelir açıkladı, hisse yüzde 7 düştü. Üçüncü çeyrekte gelir yüzde 26 artıp 64,6 milyar dolara çıktı; ama şirket aynı çeyrekte 34,9 milyar dolar yatırım harcaması yaptı ve serbest nakit akışı ilk kez eksiye (−2,1 milyar dolar) döndü. 2026 yatırım hedefi üçüncü kez yükseltildi: 135–145 milyar dolar. Bu, 2025'in iki katı. Tartışma hisseden tahvile kaydı. Asıl sinyal borsadan değil borç piyasasından geldi. CoreWeave'in tahvil getirisi yüzde 16'ya dayandı, iflas sigortası maliyeti bir noktada beş yılda yüzde 60'ın üzerinde batma olasılığı fiyatladı; Oracle'ın kredi notu çöp sınırının bir basamak üstüne indi; Meta'nın bile iflas sigortası rekor kırdı. Yalnızca bu yıl yapay zeka için 466 milyar dolarlık borç çıkarıldı. Para kapalı devre dönüyor. Nvidia OpenAI'ye yatırıyor, OpenAI o parayla Nvidia çipi alıyor; Nvidia CoreWeave'e ortak oluyor, CoreWeave Nvidia çipi kiralıyor; Microsoft'un bulut sipariş defterinin yüzde 45'i OpenAI'den geliyor. Bir iktisatçının ifadesiyle gelirin ne kadarı "ekosistem dışından", ne kadarı "yatırım harcamasının geri dönüşümü"? Bu soru yanıtlanmadan büyüme rakamları okunamaz. Teknoloji yararsız olduğu için değil, sermaye aşırı biriktiği için balon var. Demiryolu da gerçekti, 1840'larda yine patladı. Marksist okumada sorun "işe yarıyor mu" değil, bu kadar sermayenin bu kadar hızla tek bir alana akıp kârını kimden çıkaracağıdır. Bugün beş şirketin bilançosunda 1,35 trilyon dolar borç, bilanço dışında 1,65 trilyon dolar taahhüt var. Amortisman tartışması bir sınıf tartışmasıdır. Bir GPU'nun ömrü üç yıl mı, altı yıl mı? Yanıt kâğıt üstündeki kârı belirliyor. Marx buna "manevi aşınma" diyordu: makine eskimeden değersizleşir. Bu değer kaybını hissedar mı, borç veren mi, yoksa işçi mi ödeyecek sorusu açık. Bedel şimdiden ödeniyor. Meta Mayıs'ta çalışanlarının yüzde 12'sini çıkarıp aynı yıl 145 milyar dolar yatırım yapıyor: yatırım, ücret fonundan karşılanıyor. ABD'de seçmenlerin yüzde 77'si veri merkezlerinin elektrik faturasını artıracağından endişeli; New York eyalet çapında moratoryum ilan etti. Yapay zeka borcu artık yatırım fonu derecesindeki tahvil fonlarının yüzde 10'unu oluşturuyor; yani emeklilik birikimleri de bu bahsin içinde. Patlarsa fatura aşağı iner. 2000'de de, 2008'de de böyle oldu. Kurucular hisselerini çoktan sattı (CoreWeave kurucuları halka arzdan bu yana 2,3 milyar dolar); kalan riskin adresi emeklilik fonu, küçük yatırımcı, işten çıkarılan işçi ve "kurtarılması gereken" altyapı için devreye girecek kamu kaynağı. Türkiye'den bakınca aynı film. Fon krizinde "aylık yüzde 20" vaadiyle 455 bin kişinin birikimini toplayan düzenle, "yıllık yüzde 16 getirili" veri merkezi tahvili arasında ölçek farkı var, mantık farkı yok: şişerken içeridekiler çıkar, patlarken dışarıdakiler kalır. Sınıfın tavrı: Balonun patlamasını ne dilemeli ne de ondan korkmalı. Patlasa da patlamasa da hesaplama gücü, veri ve model birkaç tekelin elinde kalıyor; sorun o mülkiyettir. Talep, veri merkezinin yapılmaması değil, kimin için ve kimin denetiminde yapıldığıdır. Şimdi ayrıntıya geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/y… #yapayzeka #meta #facebook #borsa @fusunnebil @say_cem @cicekcizmeci @erhanmeydan @rmncr
1
156
Bugün 10 kentte "Sansüre hayır, habere özgürlük" dedik. Alanda tutuklu meslektaşlarımızın adları tek tek okundu, her adın ardından "Burada!" diye yanıt verildi. 24 Ekim 2026 itibarıyla cezaevinde en az 33 gazeteci var: Hatice Duman, Mustafa Gök, Erol Zavar, Erdal Süsem, Miktat Algül, Sami Tunca, Hidayet Karaca, Mehmet Baransu, Semih Elitaş, Ziya Ataman, Ali Ünal, Ahmet Uzan, Özden Kınık, Osman Çalık, Devrim Ayık, Recai Morkoç, Kadir Koç, Merdan Yanardağ, Nadiye Gürbüz, İrem Delice, Ahmet Polad, Selahattin Günday, Tuğba Tekerek, Osman Arslan, Ali Tarakçı, Fatih Ergin, Derya Okatan, Hasan Güraksu, Mustafa Balcı, Şaban Sevinç, Mehmet Yılmaz, Murat Ağırel, İsmail Arı Gazetecilik suç değildir. #gazeteciliksuçdeğildir Örgütsüz gazetecilik ise savunmasızdır. Tam liste, kurumları ve cezaevinde geçirdikleri gün sayılarıyla: bilgimusterekleri.org/blog/b…
Basın Emekçilerine Sorular: Örgütlü Değilsen Yol Yok Yirmi Soru, Bir Yanıt: Sendika bilgimusterekleri.org/blog/b… Bugün on kentte aynı saatte aynı cümleyi kurduk: "Sansüre hayır, habere özgürlük." İstanbul'dan Van'a, Diyarbakır'dan İzmir'e, birbirini tanımayan binlerce insan aynı pankartın altında yürüdü. Bu küçük bir şey değil. Bir yıl önce TELE1'e kayyum atandığında herkes kendi köşesinde öfkelendi; bugün o öfke bir takvime, bir güzergâha, bir ortak metne dönüştü. Aradaki farkın adı örgüttür. Çünkü bu ülkede gazetecilerin kazandığı her şey örgütlü mücadeleyle kazanıldı. 1952'de 5953 sayılı yasayla özlük hakları, 1961'de 212 sayılı yasayla kıdem, yıpranma, basın kartı; Metin Göktepe davasında faillerin yargılanması; OHAL'de kapatılan gazetelerin çalışanlarına sahip çıkılması; bugün tutuklu gazetecilerin listesinin tutulması, davalara gözlemci gönderilmesi, uluslararası federasyonlara rapor yazılması. Bunların hiçbiri bir patronun lütfu, bir iktidarın insafı değildi; hepsi sendikalı gazetecilerin eseriydi. Ve kaybedilen her şey, 1990'larda büyük medya gruplarında sendikalı gazetecilerin toplu olarak kapı önüne konmasından sonra kaybedildi. Sendikasızlaştırma önce geldi; dezenformasyon yasası, kayyumlar ve kitlesel erişim engelleri sonra. Sıra tesadüf değil. Örgüt neden bu kadar belirleyici? Çünkü bir gazetecinin tek başına sahip olduğu şey cesarettir ve cesaret yenilenemeyen bir kaynaktır. Bedel ağırlaştıkça azalır, yalnızlaştıkça tükenir. Örgüt ise yenilenebilen bir kaynaktır: Biri yorulduğunda öteki devralır, bedel bölüşüldüğünde taşınabilir hâle gelir, bir meslektaşın tutuklanması bireysel bir trajedi olmaktan çıkıp ortak bir yanıta dönüşür. Tek bir gazeteci tutuklandığında kamuoyu üç gün hatırlar; sendika üç yıl takip eder. Tek bir muhabir "bu haberi yayımlayacağız" diyemez; örgütlü bir haber merkezi der. "Gazetecilik suç değildir" cümlesini tek başına söyleyen, bedelini tek başına öder ve bir süre sonra söylemez olur; aynı cümleyi bir sendika söylediğinde cümle sürer. Fransa'da bu hafta sokakları dolduran eylemlerde işyerlerinin işe geç kalana ihtar vermemesi bir incelik değil, bir sözleşme maddesidir; Avrupa'da "genel grev" cümlesinin kurulabilmesi ahlaki üstünlükten değil, üye sayısından gelir. Bizde kurulamıyorsa nedeni de aynı yerdedir: Basın sektöründe sendikalı gazeteci azınlıkta. Daha iyi bir açıklama metni bunu değiştirmez; açıklamayı imzalayanların arkasında duran üye sayısı değiştirir. Bu yüzden asıl soru bugün başlıyor: Yarın ne kalacak? Bir eylemin kalıcı sonucu, eylemden sonra dağılmayan bağlardır. Aşağıdaki sorular kimseyi sınamak için değil; herkesin, bizim de, kendi durumunu çıplak görmesi için. Soruların çoğuna "hayır" diyorsan bu bir suç değil, bir başlangıç noktasıdır. Bugün alanda yürüyen herkes zaten ilk adımı attı. Sorular, ikinci adım için. bilgimusterekleri.org/blog/b… #basın #basınözgürlüğü #örgütlenme #sendika @diskbasinis @TGS_org_tr @cgdgenelmerkez @BasinKonseyi @arti_gazete @gazetepencere @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @ilketvcomtr @hakki_ozdal @fpolat69 @ozer_sultan @unsalunlu @ErcmentAkdeniz @temcikterelelli @aydinsule1 @bahadir_ozgur1 @timursoykan @BasaranAksu_2 @mturkmenn27
2
212