Doğu Yücel retweeted
Angine de Poitrine bu gece Toronto konserinde üçüncü bir üyeyle çaldı, ama sadece bu şarkıda
Doğu Yücel retweeted
Bugünden itibaren internet sitelerinde ve kitapçılarda.
YENİ / Gaye Boralıoğlu’nun hazırladığı Özgürlüğü Kanadında, Hrant Dink’in sözünden, sesinden ve yok edilemeyen varlığından ilham alan edebiyatçıların öykülerini bir araya getiriyor.
iletisim.com.tr/kitap/ozgurl…
Doğu Yücel retweeted
Haberi aldıktan sonra sürekli Cem’i düşündüm. Onu kaybetmek gerçekten çok acı. Çünkü onun bende bir yeri vardı. Bundan onlarca yıl önce birileri yüzünden uzak kalmıştık, sonra yeniden yakınlaştık. Ve Cem sevdiğim bir arkadaşım oldu. O da ben de ortalarda pek görünmediğimiz için yazışarak haberleştik, bazen fikir alışverişi, bazen dertler, çokça da edebiyatla ve yayıncılıkla ilgili sorunlar.
Benden uzak romanlar, metinler yazıyordu. Ama onların bizim edebiyatımız içinde çok kendine özgü yerleri olduğunu, onları ondan başka pek kimselerin de yazmayacağını biliyordum, değerliydi.
Editörlük ve yayıncılık sorunları üstüne en çok düşünenlerimizdendi. Düşündüklerini hep yazarak paylaştı. Onun sefinsalatasi.blogspot.com’dayazdıklarını keşke her editör, her yayıncı okusa. Onunla Notos’un 88. sayısında bir söyleşi yapmıştım, orada söyledikleri de önemliydi.
Beş yıldır kanserle uğraşıyor. Kendi içinde, sızlanmadan, dışavurmadan, sessizce. İnsan öyle zamanlarda onun gibi olmalı.
Ve oğlundan hemen sonra, beklemeden, oğlunun acısına dayanamadan gitti.
Cem artık bu hayatta yok. Onun gibi düşünen birisinin yokluğuyla edebiyat ve yayıncılık dünyamız bir eksilmedi, çok eksildi.
Daha çok yeni, on iki gün önce Afiş dergimiz için onunla bir söyleşi yapacaktık, soruları göndermiştim, aynı gün yanıt vermişti, artık şu satırları, adeta son sözlerini saklayacağım:
“Okurken içimi büyük bir sıkıntı kapladı, belki iki gündür çektiğim ağrı yüzünden, belki de gerçekten motivasyonumu yitirdiğim için. Senin suçun değil hiçbir şekilde, ne olur yanlış anlama. İnsan bazen bıkıyor işte –postmodernden de, modernden de, türkünden de yabancısından da. Yılda 4-5 iyi kitap çıktığı sürece bence endişelenecek bir durum yok – daha doğrusu bütün dünya aynı durumda olduğu için ekstradan üzülmeye gerek yok. Ruhundan tırnağına bu kadar uzun süredir bu kadar sert bir cenderede tutulan bir halk ve onun sanatçıları ne yapsın. Senin söylediklerini belki. ‘Benden bu kadar’ noktasına geldiğimi hissediyorum, o da pek birşey değildi herhalde.”
Sonra da, “Bana arada yaz, habersiz bırakma!” diye bitirmişti.
Çok ama çok üzgünüm.
Doğu Yücel retweeted
19 yaşında hayata gözlerini yuman Can Akaş'ın babası Cem Akaş: Elektronik sigara ya da sıvı sigara denen mereti daha ciddiye alsaydım, oğlum hayattaydı
gazeteoksijen.com/turkiye/el…
Doğu Yücel retweeted
Ortada ciddi bir yargı baskısı ve cezaevini göze alamayıp partisine/seçmenine ihanet eden bir belediye başkanı varken, İzmir'in AKP'ye geçişini salt Özgür Özel'in aday seçimi üzerinden tartışmak bir algı oyunudur arkadaşlar. Özgür Özel yerel seçim öncesinde 19 Mart 2025'ten sonra CHP'li belediye başkanlarına yönelik tutuklama furyası başlayacağını tahmin edip ona göre mi aday belirleyecekti? Diyelim İzmir'de Cemil Tugay değil başka biri aday gösterildi, onun AKP'ye geçmeyeceğinin garantisi var mı? Burada ortadaki demokrasi ve hukuk dışı süreci görmeyip meseleyi Özgür Özel'in seçimleri üzerinden tartışmak tam da iktidarın istediği şey.
Doğu Yücel retweeted
gün bitti lambayı hazırla;
ışık kalmadı girecek odamıza
çek perdeleri sevdiceğim;
kanadı kırık bir akşam
zonkluyor durmadan dışarda.
sen bugünden yarına
birazcık umut sakla
yarın farklıdır bugünden,
adı değişir hiç olmazsa,
kara bir suyu
geçiyoruz şimdilerde
basarak yosunlu taşlara.
sen bugünden yarına
birazcık umut sakla
gün bitti sevdiceğim;
geriye kalan posa.
bu serin güz akşamında
geç otur karşıma sessizce,
devam et ördüğün hırkaya.
Metin Altıok
Gördüğüm lüzûm üzerine, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği görevimden istifa ediyorum.
Kamuoyuna duyurulur.
Doğu Yücel retweeted
Yüzü bize dönük olan, dayanışma duygularını ve dualarını gönderen tüm dostlara ve tüm kız kardeşlerime sevgilerimle...
Doğu Yücel retweeted
Türkiye’nin en büyük beş ilinin belediye başkanlıklarında son durum:
1. İstanbul (hapiste)
2. Ankara (bağımsız, sırasını bekliyor)
3. İzmir (transfer oldu)
4. Bursa (hapiste)
5. Antalya (hapiste)
Doğu Yücel retweeted
macaristan’da viktor orban döneminin yolsuzluk yapan bakanlarına çekilen muameleye bakın. bir tanesi 1 milyar 800 milyon liralık rüşvet suçlamasıyla kelepçeli biçimde ve suçlandığı dosyalar elinde mahkemeye çıkarılıyor. bizde ise paraları rica ederek iban hesabı veriliyor.
A second of @PM_ViktorOrban's ministers, Balázs Hankó, a Fidesz member of Parliament, has also arrived at the court.
Doğu Yücel retweeted
Şule Aydın, Akp’li fondaşların içinden geçmiş
*Nihat Zeybekçi, faiz hassasiyeti olduğundan parasını Fona yatırmış
*1 koyup 1.000 alırken günah olmuyor da faiz alırken günah oluyormuş
*Ekonomik abdesti bozulmamış hamdolsun
*İnanılmaz serveti ortaya çıkan Fatma Betül Sayan’ı da Whatsapp grubundan çıkarmışlar öf ya mağduriyete bak
Doğu Yücel retweeted
Whatever book you pick up, it’s likely to make you feel better—maybe even a whole lot better. “In a secular age, I suspect that reading fiction is one of the few remaining paths to transcendence, that elusive state in which the distance between the self and the universe shrinks,” Ceridwen Dovey writes, in “Can Reading Make You Happier?,” which was published in 2015. Dive into the research behind the therapeutic effect of books: newyorkermag.visitlink.me/Wv…
Doğu Yücel retweeted
👏🏻👏🏻 — Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alan Hazar Ergüçlü, madencilerin hayatttan koparıldığı ihmal düzenine tepki gösterdi:
“Uzun zamandır o kadar çok acıya maruz kaldık ki uyuştuk gibi hissediyorum. Ama dün, 37 yaşında Soma’da hayatını kaybeden madenci Kerim Ören’in oğlu Yaşar’ı görünce bittim.
Benim nenem, dedem kömür işçisi. Çocukluğum kömür ocaklarında geçti. Dedem bakır madenlerinde çalıştı. Her madenci öldüğünde gözümün önüne kendi dedem, kendi nenem geliyor. İnsanca yaşayabilmek için, çocuklarını okutabilmek için verdikleri emek geliyor.
Madenci çocuklarını ağlarken gördüğümde ben yaşamaktan, aldığım nefesten utanıyorum.
Bunu, vicdanımı rahatlatmak ya da bir şeyin sözcüsü olmak niyetiyle de yapmıyorum şu an. Sadece bu adaletsizlikler bana fazla geliyor ve ne yaparsam yapayım bu üzüntüyü içimden atamıyorum.
Biz adaletsizlikle mi yaşayacağız? Biz böyle nasıl devam edeceğiz? Hep beraber, beraberce, insanca yaşayamayacaksak nasıl bir toplum olacağız?
Yaşar’ın çektiği acı biraz da bizim sorumluluğumuz değil mi?
O yüzden bunları söylerken Yaşar’dan özür diliyorum; sadece burada onu anmaktan başka bir şey yapamadığım için.
Yine de elimizde bir tek umudumuz kaldı. Onu da “vermeyeceğiz” demek istiyorum.”
@ankahabera
Doğu Yücel retweeted
t24'e uygulanan sansürün de çok ötesinde. o kadar yıllık, binlerce haberin yazının olduğu internet sitesi, onlarca gazeteci arkadaşımızın çalıştığı yer tek bir kararla kapatıldı. diyecek bir şey bulamıyorum.
Doğu Yücel retweeted
Deniz Göktaş'ın savunmasının tamamı;
" 3 Temmuz'dan bugüne 88 gün geçti. Gösterimdeki cümle başına 22 gündür yüksek güvenlik cezaevinde bulunuyorum. Komedyen olarak sözlerimin böyle etki etmesi beni gururlandırıyor. Bu davayı bilmeyen birine 2027 yılında bir insanın hapse kapatılacak sözleri sorulsa cinsel taciz vs gibi bir sebep sanabilir.
Müzisyenlikten daha farklı işliyor bizde sistem. Onlar kayıtlarını daha önceden yapar, biz canlı olarak gösteri yaparız ve kaydını sonra yayınlarız. Daha önce yüzlerce kez yaptığım gösteride olduğu gibi yaptık. Ters köşeye dayanır stand-up gösterisi. Ben davaya konu olan dört cümleyi yüzbinden fazla seyirciye oynadım ve yüzbinlerce kişi bunda bir şikayet sebebi görmedi. Türkiye'nin dört bir yanında şehrin en bilinen salonlarında oynadım.
Gelen tek şikayet bilet bulunamasıydı. Bu gösteriyi ilk olarak Ekim 2022'de oynamıştım. Bu gösteriyi yayınlamadan önce Selam Selam isminde bir gösterim daha vardı, 6 milyona yakın izlendi. Bu gösterinin de ilgi görmesini bekliyordum, üç günde milyonlarca izlendi. Ben o sırada Hollanda'daydım, arkadaşlarım sokakta, toplu taşımada benim gösterimi izlediğini söylüyordu. Ama gündemi artık troller belirliyor. Takip ettiğim trollerden Şamil Tayyar ismini kullanan hesap bana cahil, zıpır dedi ama beklediği reaksiyonu alamadı.
Bu sırada gösteriyi 2 milyon kişi izlemişti. ‘Ekrem İmamoğlu kısmını yayınlayıp siz buna sahip çıkıyorsunuz ama bakın neler diyor’ diyorlardı. 'Arkadaşlar dinle ilgili olan kısmından gidelim' diyorlardı birbirlerine. CİMER'e şikayet kampanyası başlattılar.
Bu gösterinin yayınlanmasından rahatsız oldular. Cumhurbaşkanını eleştirdiğim kısımlara erişim engeli geldi, yurtdışına kaçtığım iddia edildi. İltica planımın bir parçası olduğunu söylediler. Ben gösteriyi 24 Haziran'da yayınladım. Yaklaşık yarım milyon değerinde bedelli askerlik parası ödedim, iltica edecek bir insan yarım milyon bedelli askerlik parası ödemez herhalde.
Bütün yakın arkadaşlarım burada bir gelecek görmedikleri için göçtüler, ben bu sebeple turnem bittikten sonra yanlarına gidip onları geri dönmeleri için ikna etmeye çalışırım. Kaçtı haberlerini onların yanında okumak çok trajik oldu.
Trollerin linç ve CİMER kampanyasından sonra hakkımda soruşturma başlatıldı. Avukatıma telefon edip döneyim mi dedim, o da yakalama yok ama geri dön dedi. Ben de döndüm. Pasaportta ekranda bir emniyet logosu belirdi. Polis yanlış pasaport okuttunuz herhalde dedi. Hakkımda yakalama kararı olduğunu söyledim. Polisler bile dönmemem gerektiğini teklif ettiler. Bu kadar bıkmış olmalarına üzüldüm.
Telefonumu bile almadılar, sonra amir kelepçelenmem gerektiğini söyledi. Ben de kendim döndüğümü söyledim ve kelepçeye karşı çıktım. Polis vazgeçti ama ben istediğim için vazgeçmediğini söyledi. Sonra bekletildiğim yerde tekrar kelepçe takmamı istediler. Kendi ayağıyla gelmiş birine ters kelepçe takıldı. Kamerayla çekerlerken hep başım dikti. Hatta kamera arkadayken bile dönüp güldüm, en son uzaktan çekilmiş bir görüntüyü servis ettiler. Sonra Vatan'ın pis uyuşturucu kokan nezaretinde tutuldum. Polisler orada da neden döndüğümü soruyordu.
Bir süre sonra beni adli tıbba götürdüler. Sebebini anlayamadım ama kan, idrar numunesi alındı. Uyuşturucu testi yaptılar, ne içtiysem hala çıkmadı sonucu.
Adliye koridorunda beklerken ailem ve avukatlarım Kılıçdaroğlu'nun geldiğini, görüşmek istediğini söylediler. Hepsinde de sert bir şekilde reddettim. En sonunda polis zoruyla görüştürdüler. Kılıçdaroğlu bile ‘niye döndün, imkanım olsa ben de giderim’ dedi.
Cezaevindeyken Deniz SEGBİS'in var dediler. Suçlama vahimdi. Daltonlar suç örgütünü övmekten tutuklandım. Ertesi gün tahliye edildiğim diğer suçlardan da tutuklandım. Masterchef izlerken tekrar tutuklandım yani.
Üstümde bütün suçlardan tahliye olmuş bir insanın rahatlığı ve tekrar tutuklanmış bir insanın tedirginliği var. ‘Utangaç bir diktatör’ sözü suçlamama gerekçe gösterildi. Diktatör ifadesi siyasi bir ifadedir. Cumhurbaşkanı aynı zamanda AKP genel başkanı. Hiciv sanatına alışık olmalıdır. Mezarlıkta gülme olayı ise gazeteci Musa'ya verdiği röportaj sırasındadır. Buradaki suçlamayı anlamadım. Görece sempatik bir videosudur Cumhurbaşkanının. Terapi ise rencide edici bulunmuş, oysa herkesin gitmesi gerekebilir, psikoloji okumuş biri olarak terapiye gitmek rencide edici bir şey değildir.
Sahneye çıkan biri yasaklanmamalı. Bu tüm vatandaşlar için endişe vericidir. Siyasiler bu eleştirilere göğüs germelidir. İddianamede Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğüyle ilgili kararlarından bahsedilmiş, buna göre benim sözlerim suç değil. Ben çocukken Levent Kırca ve Ferhan Şensoy izlerdim. Onlar beni izlese yumuşak bulurdu sözlerimi. Tutuklu yargılama gibi bir şey mümkün değildi. Levent Kırca televizyonda yapıp herkesin evine giriyordu. O yıllarda ifade özgürlüğünü koruyan yasalar değişmedi, ama şu an bir komedyen hapis yatıyor. Değişen şaka kaldıramayan, kırılgan siyasetçiler.
Bugün Ferhan Şensoy'u yasaklayan kişiler hatırlanmıyor ama Ferhan Şensoy’un oyunları ve sözleri hatırlanıyor. Politik mizahı yargının koruması gerekiyor çünkü komedyenler zaten yalnız insanlar. Ama diğer tarafın trolleri var. Politik mizah yasak değilse diktatör şakasında bir suç yok.
Erdoğan'ın en yakın ekibine seçtiği kişi sıradan vatandaşların hakkına girdiği için affını istedi. Özeleştiri vermiyor ama kendisi üst taraftan affını istiyor. Bu sadece diktatör eğilimli insanların yönettiği ülkede olur.
Diktatör olsam diktatör diyemezsiniz diyen birinin utangaç komedyen şakasından şikayetçi olması eleştirilecektir. Bunların hepsi politik mizahın bir parçasıdır.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlamasıyla ilgili suçlamaya üç cümlem gerekçe gösterildi. 100 bin beğeni ve milyonlarca izlenmenin karşısında 185 CİMER şikayeti bulunuyor. İlk şikayet Cumhurbaşkanı ile ilgili, dini değerlerle ilgili olan 184'ü ise 27 Haziran'da yapılmış.
Şikayetlerin çoğu operasyonel hesapların yaptığı paylaşımlardaki video kesitlerine dayanarak yapılmış. Video ile de sınırlı kalmamışlar. Kadir Mısıroğlu adına açılan bir sayfadan birçok şikayet gelmiş. Sayfanın yöneticisi paylaşmış, 'emniyeti etiketleyip durmayın CİMER'e şikayet edin' demiş. Bunu da eklemişler şikayete. Bunların hiçbiri organik şikayet değil.
Şikayet eden 185 kişi manipülasyondan etkilendi ama ben de şaşırdım çünkü öyle bir hava yaratıldı ki daha fazla şikayet bekliyordum. Sadece 185 kişiyi ikna edebilmişler. Türkiye'de tansiyon yaratan çok fazla kişi var gösteride ama 185 kişi bulabilmişler. Teletabilerden bile daha fazla kişi şikayetçi olmuştu.
Bunların hiçbiri sanat eseri övmüş veya eleştiri yapmış insanlar değil, sadece yasak çağrısı yapmış kişiler. Halkı temsil ettiklerini düşünmüyorum. Beni hedef gösteren gazetelerden en ünlüsü karma eğitim kaldırılsın diye kampanya yaptı.
Şikayetlerin hepsine baktım, üzücüydü. 185 kişiden biri Selçuklu devletini salataya benzettiğimi söylemiş. Başka biri Instagram takipçilerimin artıp azalmasını dış güçlere bağlamış. Başka birileri idam edilmemi veya sınır dışı edilmemi istemiş. Bir başkanı idam olan bir ülkede idam edilmemi istemiş. Nefret inovasyonu yapmış.
Videoyu izleyen milyonlarca insan halk değil mi? Hiçkimse bu cümlelerden alınmamalı demiyorum kendi tercihleri. Aşağılayıcı bir ifade olmasa da kulağı tırmalayabilir, o zaman da yapılacak şey izlememektir.
'Oruç tutan canlı bomba’ şakası yarım bir şekilde alınmış iddianameye. Oysa oruç tutan otobüs şoförlerinden de bahsettim. Oruç tutan insanların sinirleri malum. Bir imadan bahsetmiyorum, açlıktan gelen sinirden bahsediyorum.
Hiçbir polisten, infaz koruma memurundan, hastanede karşılaştığım insanlardan kötü bir şey duymadım, herkes yurt dışından neden döndüğümü soruyordu.
'Dördüncü kitap’ şakasıyla ilgili neye sinirlendiklerini anlamadım. Kutsal kitaba saygısızlık yaparak şehir şehir gezerek insanları güldürmem hayatın olağan akışına aykırıdır. Sanatsal bir üretimdir bu, dini bir üretim değildir. Saygısızlık ve aşağılama değildir.
'Dalgıçlar' şakasıyla ilgili söylemek istediğimin tam zıttıyla suçlanıyorum. Savcıya bununla ilgili ne savunma yapacağını anlamadığımı söyledim. O da izlememiş. Haşema giyilmesiyle ilgili suçlandığımı söyledi. Bunlardan suçlanmak üzücü.
Komedyen yargılaması Türkiye'ye özgü değil, New York'ta da 1936'te komedyen yargılaması olmuş. Ama sonra ondan özür dilenmiş. Dalgıç şakasını izleyen herkes anlamış ama iddianameyi hazırlayanlar anlamamış. Hadi buraya kadar niyetimden şüphelisiniz, şakanın devamında başörtü yasağının sembol isimlerinden Deniz Baykal'ı anıyorum. Bu durum fazlaca altı çizili.
Sosyal medyada bu şakadan dolayı bir dalgıç bana dava açacağını söylemişti. Bilmiyorum açtı mı ama sanırım şakayı anlamış.
Stand-up gösterilerini güçlü buluyorum çünkü gülmeyi kontrol edemezsiniz. 90 dakikalık gösteri boyunca tabularımı, çelişkilerimi anlatıyoruma ama sadece dört cümleyi konuşuyoruz.
Bu şakayı ilk olarak Ekim 2023'te yapmıştım, bir seyirci gelip 'Haşema demeyeceğinizi biliyordum' demişti. Bu anlama çıkarmak zoraki ve utanç verici. Bu suçlama canımı en çok sıkan. İddianameye bu cümlenin eklenmiş olması benim için büyük bir şans. Çünkü ben seküler kesime dair bir eleştiri getiriyorum. Suçlama kendi içinde eriyor aslında.
Her konuya dair şakalarım var ve sıradan insanlarla ilgili değil şakalarım çünkü onlar benim seyircim.
İddianamede 'şüpheli savcılık sorgusunda dalgıç derken haşemalıları kastetiğini ikrar etmiştir' yazılmış. Bu doğru değil, yanlış yazılmadıysa artniyetli bir durum. Nasıl böyle yazılabildi, şok içindeyim.
Erdoğan'ın isminin geçmediği bir politik mizahın bir anlamı yoktur. Otoriteden lafını esirgemeyen Nasrettin Hoca hayatta olsa Erdoğan'dan başka bir şaka yapmazdı.
Çıkıp reklam yapamasın diye sert konuştum. Avukatlarım bile benle görüştürülmüyorken neden Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm bilmiyorum. Kaçma ve delil karartma suçlamasıyla tutuklandım.
Mahkeme hakimi, “stand-up gösterin bile 1 buçuk saat sürdü” diyerek Göktaş'tan savunmasını toparlamasını istedi. Göktaş da 88 gündür cezaevinde olduğunu belirterek, “Daltonları övmek suçlamasıyla tekrar tutuklandım ve bu yüzden fazladan bir aydır cezaevindeyim. Kaçma şüphem yok, yurt dışından kendim döndüm. Hayatımdan 3 ay çalındı. Hayatımda en özgür ve kalabalık hissettiğim 3 aydı. Yüzlerce mektup geldi. Söylediğim hiçbir sözde suç içeren bir söz yok. Beraatımı ve tahliyemi talep ediyorum.
(Punto24 Dava Takip paylaşımlarını Thread ile birleştirerek hazırladım Teşekkürler @P24DavaTakip )































