Kurtuluş Savaşı'nda en yoğun asker yollayan ve şehit verilen iller içinde Konya var.
En işgüzar eşrafı olan Kayseri bile Nuh Naci Yazgan gibi Ankara Hükümeti destekçisi çıkarabilmiştir.
1840'lardan bu yana kıtlık yaşayan bir coğrafyaya demiryolu getirerek mahsul taşınan bir dönem dışında, belkide imparatorluğa en çok isyan eden bölgesi olabilir ki -en ağırı olan Celali İsyanları'nın çoğu Kızılırmak havzasında oldu.
Ayrıca hristiyan radikalizminin anavatanı olup Roma döneminde bile defaatle merkezi kiliseye karşı isyan eden güruhlarda yine Ihlara Vadisindeki Kapadokya İsevileriydi.
ic anadolu hicbir zaman turklugun mayasi olmadi, hic milliyetci de olmadi. o her zaman saltanatci ve adamcidir. irken diyecek olsak; ege, akdeniz, dogu ve bati karadeniz'de ic anadolu'da oldugundan cok daha fazla dogu avrasya geni var. yakup kadri'ye yaban'da "biz turk degil, islam'iz beyim" diyenler, yunan isgalina karsi kayitsiz kalanlar da burali olarak tasvir edilir, bu oyle havadan yazilma sey degil gercek bir sosyolojik tespittir. milli mucadeleye karsi yozgat'tan cikan, isgal altindaki istanbul hukumetinin taraftari saltanatci capanoglu isyanini da hatirlamak gerek.
MUSA the IV retweeted
Replying to @motheIV
Grundel kinayeli bir şekilde, 1860 sonrası padişah emriyle Anadolu'ya, bilumum yerlere yerleştirilen Cerkezler için "teşekkür için geniş bir haydutluk sanatı icra edip halka korku saldılar" der
MUSA the IV retweeted
Yirde gökde Haydar-ı Kerrār sensin yā 'Alī
Rūz-ı mahşer sāki-i ebrār sensin yā 'Alī
Hamsetü'l-eşbâh ohurlar aduñı yā Bu'l-Hasan
İbn-i 'amm-i Ahmed-i Muhtār sensin yā 'Alī
Çıhdı mi'rāca Muhammed didi doksan miñ kelām
Sırr-ı Hak hem mahrem-i esrār sensin yā 'Alī
MUSA the IV retweeted
“You have your freedom and I am a prisoner because you won, and we lost. Not because you’re morally superior!”
MUSA the IV retweeted
اتفاقا زمان شاه عباس هنوز قزلباش ها قدرت زیادی داشتند
بعدش که کنار رفتن و افول صفویه شروع شد و مملکت افتاد دست آخوند های فارس،
ترکها بعد از جنگ چالدران از مذهب گرایی فاصله گرفتن نمونش نادر شاه افشار قزلباش که از هرچی اخوند تاجیک بود نفرت داشت
Replying to @QashqaiTrib
و تو این جنگ هم صفویه مثل سگ شکست خورد. از وقتی شاه عباس قزلباش هارو سرکوب کرد و غلامان ارمنی و تفنگچی ها و توپچی های فارس رو اورد تو ارتش، صفوی دست بالا گرفت. پس نشون میده ترک ها جنگیدن بلد نیستن
Doğru, Çerkezler devlete(rum devletine) bağlıydı. Kah kolcu olarak, kah yağmacı eşkiya olarak korumasız Türk köylüsünü osmanlıyla birlikte soyup Milli Mücadele'de taraf değiştirerek Gönen'de açıkça devlet kurmaya yeltendiler ve Yunanlar'la işbirliğine giriştiler. Balıkesir-Çanakkale tarafındaki Alevi Çepniler dışında da kendilerine direnebilecek bir grupla da karşılaşmadılar.
Ayrıca Ege'de yerel ağa-eşraf zümresi dışında kitlesel olarak yunanla işbirliği yapan Hanefi Türk güruhu yoktu. 1820'lerden beridir zeybeklik-efelik mefhumuyla birlikte zalim urum devletine ve gavurlara karşı mücadele eden Akdeniz ve Ege Türklerinin şerefi hepinizi satın alır.
Zoofili amerikalılar ve pedofili amerikalılar arasındaki civil war olasılığını arttırmaya yönelik bir eylem olarak Albert Pike heykeli dikmek için Chicago'ya giderken:
>Musa sen niye ...... yılları arasında sık sık Ereğli, Pınarbaşı arasında dolaştın durdun?
Sünniler burada tongaya düşüyor.
Nadir Şah hedeflediği gibi Caferiliği "Ehli Sünnet" dairesine alsaydı Sünnilik kendi içinde kaçınılmaz tezatlıklar yaşayıp bölünecekti. Zaten mezhep ve tarikatlar dönemin siyasi ideoloji sahaları ve buna göre şekillenen kavramlar.
Nadir Şah küçük tavizlerle Hanefiliği ve yarı yarıya Şafiliği, Caferilikle buluşturup Müslüman Türk egemenlik sahasını koruma altına alabilmek için kuzeydeki Rus, güneydeki destabilize Hint-Arap coğrafyasından gelebilecek tehlikelere karşı Anadolu-Kafkasya-Türkistan şeridini siyasi birlik içinde tahkim edecekti.
Tabi ki bu bir ütopya...
Daha ilk denemesinde bunun olmayacağını net şekilde anlaşılıyor.
Replying to @QashqaiTrib
سعی کرد مذهب جعفری را به پنجمین مذهب اهل سنت تبدیل کند.
با رافضیها، مخصوصاً آخوندهای شیعه و طرفداران متعصب صفویه، برخورد کرد و آنها را سرکوب کرد. او به شدت از صفویان متنفر بود.
Birincisi yemek kültürü zayıf değil. İkincisi kültür sanat seviyesini şöyle söyleyim o çok dibinizin düştüğü İstanbul piyasasını bir ara Adana'yla beraber Eskişehir-Ankara domine ediyordu.
Diğerlerinde sorun yok.
MUSA the IV retweeted
DOĞAN AVCIOĞLU'NUN TÜRK SAĞI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Doğan Avcıoğlu’nun Türk sağı üzerindeki etkisini gösteren örnekler çok azdır. MHP’nin düzenlediği parti doktriner eğitim programının notlarından oluşan ve Kenan Eroğlu tarafından kaleme alınan Ülkücü Hareketin Doktriner Eğitimi isimli kitapta “Liderin Kitapları” başlığının altında Türkiye’nin Düzeni’nin yer alması dikkat çeker. 1974’te Milli Gazete’de İdris Esen, MSP’li Ticaret Bakanı Fehim Adak’ın “turist para getirir ama ahlak götürür” sözünün, sanayileşememiş ve azgelişmiş ülkeler için geçerlilik taşıdığını savunurken bu iddiasını, Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni isimli eserine referans vererek desteklemişti.
1960’larda ve 1970’lerde sağın ideolojik cephaneliğini doldurabilecek ve iddialarını modern düşünceye adapte edebilecek yerli isimlerin sayısı sınırlıydı. Mümtaz Turhan ve Erol Güngör gibi entelektüeller popülerleşmişti, ancak onların da düşünsel derinlikleri belirli sınırlar içindeydi. Gunnar Myrdal gibi modern isimler sağ cenahta da okunuyordu (bazen yanlış anlaşılsa da). Bununla birlikte, sağın mevcut tezlerini destekleyecek büyük tarihsel anlatılar, modern bir düşünce sistematiği içinde oluşturulmamıştı. Son iki yüzyılda Türkiye’de yapılanlar sağ yazında eleştiriliyor, ancak sağcılar bu eleştirileri somut delillerle desteklemeye çalışırken, genellikle “zamanında Osmanlı büyük devletti, şimdi büyük değiliz” veya “makine değil, şarap fabrikası açtık” demenin ötesine geçemiyordu. Bu noktada sağın genel tezleri ile Avcıoğlu’nun düşünceleri arasındaki bazı benzerlikler dikkat çeker.
Örneğin “geri bıraktırılmış Türkiye” tezinin ve bağımlılık okulunun etkisinin sağda da tesirlerinin görülmesinde Avcıoğlu ve Türk solunun tarihsel anlatısının etkili olduğu söylenebilir.
Yine sosyal-ekonomik program bağlamında görülen paralellikler de kayda değerdir. MHP 1977 Genel Seçimleri öncesinde bankaları ve sigortacılığı devletleştirerek milli sermayeyi sanayiye kaydırmayı ve bütün vatandaşları sosyal güvenliğe kavuşturmayı vaat etmişti. Türkiye’nin Düzeni’nde de Doğan Avcıoğlu bankaların ve sigortaların devletleştirilmesini savunmuştu. Türkiye’de İslami sağ ve aşırı sağ çevreler, sömürücü azınlıklar söylemini 1980 öncesinde sıklıkla tekrarlamıştı. Bu noktada Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni’nde de sağ yazındakine çok benzer bir sömüren azınlıklar analizinin varlığı dikkati çekiyordu. Yine Avcıoğlu’nun çeşitli yayınlarındaki Siyonizm ve Helenizm, Yunanistan’ın Oniki Ada’da tahkimat yaptığı vurgusu dikkat çekiciydi.
Türkeş, 1973'te MHP'nin 11. Kurultayı'nda yaptığı konuşmada, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da süregelen ve aile mülkiyetine dayalı olan, kendi ifadesiyle “feodal” tarım sisteminin, ülkenin demokratik düzenine ve insanlık onuruna aykırı olduğunu ifade etmişti. Bu ifadelerde sol jargonun belirgin etkileri görülüyordu. Türkeş, bu tür konuşma metinlerini ve yazılarını sıklıkla partili entelektüellere yazdırırdı. Örneğin, Taha Akyol'la gerçekleştirdiği bir röportajda Herbert Marcuse'den bahsetmişti; ancak Türkeş'in gerçekte Marcuse hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğu belirsizdir. Marcuse üzerine yapılan analizin doğrudan doğruya Enver Altaylı ve Taha Akyol gibi isimlere ait olması kuvvetle muhtemeldir. Aynı Taha Akyol'un da Türkiye’nin Düzeni’nden çok etkilendiği ve kitabın satırlarını ayrıntılı şekilde çizerek okuduğu bilinmektedir.
Doğan Avcıoğlu’nun Türkeş’e karşı tavrı da dikkat çekiciydi. Avcıoğlu, 1969’da Yaşar Tunagür ve Nurcuların Türkeş’in partisine cephe alıp Demirel’i desteklediğini, Cevdet Sunay’ın Atatürk düşmanı Tunagür’ün dosyasını hükümete ulaştırdığını ifade etmişti. Doğan Avcıoğlu, faşizm gelir korkusunun bazı sol çevreleri gerici güçler koalisyonunu ehveni şer saymaya yönelttiğini de belirtmişti. Burada dikkat çeken bir diğer nokta, Metin Toker’in, Yön’ün zamanında Türkeş’te dahi bir Nasır aradığını iddia etmiş olmasıydı (Toker, Doğan Avcıoğlu öldüğünde tüm eleştirilerine karşın “Doğan Avcıoğlularımız çok olsun. Milletler asıl onlarla yücelirler” demişti).
Benim sağ cenahta bulunan bazı tanıdıklarımdan işittiğim şeylerden biri, eski nesil bazı muhafazakar ve milliyetçilerin ev kütüphanelerinde Türkiye’nin Düzeni’nin bulunduğuydu. Türkiye’nin Düzeni’nin siyasal etki çemberi aslında görünenden daha genişti. Fakat Soğuk Savaş’ın politik ve kültürel kutuplaşma ortamında Avcıoğlu’na sol cenah dışında doğrudan referans vermek pek kolay değildi.
1950’lerde Aydın Yalçın’ın yönetiminde çıkan Forum dergisinde yazan sağcı, liberal, Kemalist ve solcu yazarların ortak bir kalkınmacı-modernist yaklaşıma sahip olduğu dikkat çekiyordu ki 27 Mayıs sonrasının ekonomik ve siyasal programı ile Forum’un çizgisi arasındaki paralellikler açıktı. Türkiye sağında ve solunda 1960 sonrasında uzun süre kalkınmacı düşünme kodları üzerine gelişmiş bir tarih anlatısının etkileri de gözleniyordu. Doğan Avcıoğlu, devletçi ve milli yaklaşımıyla sağın bir kesiminde kabul görecek bir dili yakalamıştı.
Türkiye’nin Düzeni, genel tarihsel ve ideolojik yaklaşımı itibariyle Nasyonal Bolşevik türün bir parçası olarak görülemez. Ancak, içeriğindeki bazı unsurlar ve yarattığı etkiyle kitap, Nasyonal Bolşevik literatürün Türkiye’deki klasiklerinden biri olarak kabul edilebilir. Bu noktada, Türkiye’nin Düzeni ile aşırı sağ yazın arasındaki paralelliklerin daha sistematik bir değerlendirmeyi hak ettiğini düşünüyorum.























