40 Yaşına Kadar Okunması Gereken 40 Kitap!
Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupéry
Suç ve Ceza - Dostoyevski
1984 - George Orwell
Simyacı - Paulo Coelho
Şeker Portakalı - José Mauro de Vasconcelos
Yeraltından Notlar - Dostoyevski
Dönüşüm - Franz Kafka
Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf
İnsan Ne ile Yaşar? - Tolstoy
Siddhartha - Hermann Hesse
Yabancı - Albert Camus
Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck
Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D. Salinger
Savaş Sanatı - Sun Tzu
Nutuk - Mustafa Kemal Atatürk
Tutunamayanlar - Oğuz Atay
Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigory Petrov
Böyle Buyurdu Zerdüşt - Nietzsche
İnsanın Anlam Arayışı - Viktor Frankl
Sefiller - Victor Hugo
Veba - Albert Camus
Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
Sofie’nin Dünyası - Jostein Gaarder
Körlük - José Saramago
Dorian Gray’in Portresi - Oscar Wilde
Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar
Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel García Márquez
Amok Koşucusu - Stefan Zweig
Anna Karenina - Tolstoy
Hayvan Çiftliği - George Orwell
Don Kişot - Cervantes
Bülbülü Öldürmek - Harper Lee
Otomatik Portakal - Anthony Burgess
İnce Memed - Yaşar Kemal
Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini
Gülün Adı - Umberto Eco
Beyaz Diş - Jack London
İlahi Komedya - Dante
30 Yaşına Kadar Okumanız Gereken Kitaplar:
Suç ve Ceza
1984
Martin Eden
İnsanın Anlam Arayışı
Simyacı
Küçük Prens
Siddhartha
Körlük
Şeker Portakalı
Hayvan Çiftliği
Yabancı
Dönüşüm
Sefiller
Monte Kristo Kontu
Yeni bir yetenek öğrenirken veya bir metni okurken neden ilk başta zorlandığını hiç merak ettin mi.
Bu zekânla veya yeteneğinle ilgili bir durum değil.
Bu tamamen beynindeki sinir hücrelerinin birbirine henüz yollar inşa etmemiş olmasıdır.
Hepimiz beynimizin doğduğumuz andan itibaren sabit, değişmez bir et parçası olduğuna inandırıldık.
Oysa modern nörobilim, beynin tıpkı bir oyun hamuru gibi şekillenebildiğini kanıtladı.
Bu büyüleyici sisteme nöroplastisite diyoruz.
Öğrendiğin, tekrar ettiğin ve hafızana kazıdığın her yeni bilgi, beyninde fiziksel bir değişikliğe yol açar.
Beyin hücrelerin, yani nöronlar, yeni şeyler öğrendikçe birbirlerine uzanır ve yepyeni sinaptik bağlantılar kurar.
Buna yapısal nöroplastisite denir.
Bir bilgiyi ne kadar çok tekrar edersen, o iki nöron arasındaki bağ o kadar kalınlaşır ve elektrik sinyalleri o kadar hızlı akmaya başlar.
İlk başta zor gelen bir dil öğrenmenin veya karmaşık bir problemi çözmenin zamanla otomatikleşmesinin tek nedeni, beyninin oraya adeta dört şeritli bir otoyol inşa etmiş olmasıdır.
Ancak işin daha da etkileyici bir boyutu var.
İşlevsel nöroplastisite.
Diyelim ki beynin bir hasar aldı veya belirli nöronlar öldü.
Beyin çaresizce o fonksiyonu kaybetmez.
Sağlam kalan nöronlar, kaybedilen fonksiyonu devralmak için zamanla yeni sinaptik bağlar kurarak o beceriyi yeniden ayağa kaldırır.
Sistemin kendini sıfırdan programlama kapasitesi vardır.
Tekrar sıkıcı bir eylem değildir.
Tekrar, beyninin donanımını kelimenin tam anlamıyla fiziksel olarak yeniden kablolamaktır.
Pes etmeden okumaya ve öğrenmeye devam ettiğinde, sadece zihnini bilgiyle doldurmazsın.
Beyninin mimarisini ellerinle yeniden çizersin.
Neden iki sayfa kitap okuduktan sonra kendini birden ekranda kaydırırken bulduğunu hiç düşündün mü.
Bu senin zayıf iradenle veya tembelliğinle ilgili bir sorun değil.
Bu tamamen mekanik bir beyin hasarıdır.
Sürekli elimizde tuttuğumuz o cihazları sadece birer bilgi veya iletişim aracı sanıyoruz.
Oysa onlar bizim sinir sistemimize doğrudan bağlı birer dopamin pompasıdır.
Bu cihazlar dikkatimizi çaldığında, aslında beynimizin fiziksel mimarisini değiştirirler.
Addictive Behaviors dergisinde yayımlanan ve MRI beyin taramalarına dayanan bir nörobilim makalesi bu gerçeği çok acımasız bir şekilde yüzümüze vurdu.
Akıllı telefon bağımlılığı denilen şey sadece psikolojik bir alışkanlık değildir.
Tarama sonuçları, bu cihazlara bağımlı olan kişilerin beyinlerinde gri madde hacminin ve ön singulat korteks adı verilen bölgenin dinlenme halindeki aktivitesinin belirgin şekilde azaldığını gösteriyor.
Addictive Behaviors dergisinde yayımlanan ve MRI beyin taramalarına dayanan bir nörobilim makalesi bu gerçeği çok acımasız bir şekilde yüzümüze vurdu.
Akıllı telefon bağımlılığı denilen şey sadece psikolojik bir alışkanlık değildir.
Tarama sonuçları, bu cihazlara bağımlı olan kişilerin beyinlerinde gri madde hacminin ve ön singulat korteks adı verilen bölgenin dinlenme halindeki aktivitesinin belirgin şekilde azaldığını gösteriyor.
Yani senin dürtü kontrolünü sağlayan, seni sen yapan, "şimdi durmalıyım" demeni sağlayan o bölge fiziksel olarak eriyor.
Telefon ekranında geçirdiğin o amaçsız saatler, beyninin duygusal kontrol ve ödül sistemini uyuşturucu bağımlılarınınkine benzer bir şekilde tahrip ediyor.
Daha az gri madde, daha az odaklanma ve daha az irade demektir.
Her bildirim sesi duyduğunda veya sadece sıkıldığın için o ekranı açtığında beynin yeni bir ödül kırıntısı arıyor.
Fakat o kırıntıyı bulmak için feda ettiği şey senin bilişsel bant genişliğindir.
Dikkat bedava değildir.
Odaklandığın her saniyenin biyolojik bir bedeli vardır.
Telefonunu daha az kullanmak bir kişisel gelişim tavsiyesi olmaktan çıktı.
Bu artık zihinsel bir hayatta kalma mücadelesidir.
Eğer irade kasın eridiyse, geriye yapacak tek bir şey kalır.
Mekanik engeller koymak.
Çalışırken, okurken veya sadece dinlenirken o cihazı görüş alanından tamamen çıkar.
Masada ters durması veya sessizde olması yetmez.
Çünkü beynin onun orada olduğunu bildiği sürece arka planda "ona bakmamalıyım" diyerek enerji tüketmeye devam eder.
Cihazı başka bir odaya bırak ve zihnine o sessizliği hediye et.
Kendine geri dön.
Uyku bir zayıflık göstergesi veya boşa harcanan bir zaman dilimi değildir.
Modern kültür bize az uyuyup çok çalışmayı, uykusuzlukla övünmeyi bir erdem gibi pazarlıyor.
Oysa biyolojimiz bu sahte kahramanlığı asla affetmez.
Sen gözlerini kapatıp dünyayla ilişiğini kestiğinde beynin kapanmaz.
Aksine, gün boyu yapamadığı o devasa nörolojik temizlik ve mimari onarım mesaisine başlar.
İki bin yirmi beş yılına ait en kapsamlı nöroloji analizleri beynin karanlıkta nasıl çalıştığını büyüleyici bir netlikle ortaya koyuyor.
Gün boyunca düşünürken, karar verirken ve stres yaparken beynin sürekli metabolik atık üretir.
Bu nörotoksik çöpler gün ilerledikçe zihinsel alanında birikir.
Sen derin uykuya daldığında muazzam bir mühendislik harikası devreye girer.
Beyin hücrelerin fiziksel olarak küçülür.
Glifatik sistem adı verilen ağ tam kapasite açılır ve beyin omurilik sıvısı bu zehirli atıkları kelimenin tam anlamıyla yıkayarak temizler.
Yeterince uyumadığında o zehir beyninde kalır ve beyin sisi dediğimiz o kronik yorgunluğu yaratır.
Bir kitabı okuduğunda veya yeni bir beceri çalıştığında onu o an öğrenmezsin.
O an sadece veriyi kısa süreli belleğe alırsın.
Gerçek öğrenme sen derin uykudayken gerçekleşir.
Beynin o günkü gereksiz gürültüleri ve tecrübeleri acımasızca budar.
Kritik olan bilgileri ise sinaptik plastisite yoluyla uzun süreli hafızaya lehimler.
Zayıf nöron bağları silinir, güçlü olanlar çelikleşir.
Daha fazla çalışmak için uykudan çaldığın her saat, aslında doğrudan kendi zekândan çaldığın bir saattir.
Bedeninde kusursuz işleyen iki ayrı mekanizma vardır.
Birincisi, sen uyanık kaldıkça beyninde biriken ve hücresel yorgunluk baskısı yaratan adenozin maddesidir.
İkincisi ise gözlerine giren ışıkla senkronize olan biyolojik saatin, yani sirkadiyen ritmindir.
Karanlık çöktüğünde hipotalamusundaki ana saat melatonin salgılayarak onarım şalterlerini açar.
Gece yarısı yapay ekran ışığına maruz kalarak bu karanlığı sabote ettiğinde, o devasa onarım sistemini felç edersin.
Uzun vadeli uyku yoksunluğu sadece sabahları yorgun uyanmak demek değildir.
Nörodejeneratif hastalıklara, beyin damarı hasarlarına ve idari işlev kaybına giden otoyolun kapılarını sonuna kadar açmaktır.
Günde yedi ile dokuz saat arası uykuyu alamayan bir zihin, kendi kendini içeriden yiyerek hayatta kalmaya çalışır.
Daha iyi odaklanmak, daha keskin düşünmek ve zihinsel sınırlarını aşmak istiyorsan fazladan bir kahveye veya sihirli bir taktiğe ihtiyacın yok.
Zekânın ve sağlığın yegâne temeli o kesintisiz onarım döngüsüne teslim olmaktır.
Gürültüyü kapat ve sistemin kendini yeniden inşa etmesine izin ver.
Masada saatlerce oturarak zihnini zorladığında aslında beynine ihanet ediyorsun.
Hepimiz düşünmenin ve öğrenmenin tamamen hareketsiz bir zihinsel eylem olduğuna inandırıldık.
Oysa gerçek bir dahi, zihni açan anahtarın bedeni yormaktan geçtiğini çok iyi bilir.
Ağırlık kaldırmayı veya koşmayı sadece kas yapmak sanıyoruz.
Fakat nörobilim bunun çok ötesine geçiyor.
İki bin yirmi beşte, tam elli iki farklı fMRI beyin taraması araştırması üzerinde yapılan devasa bir meta-analiz bu gerçeği kanıtladı.
Fiziksel egzersiz yapmak, sadece seni sağlıklı tutmuyor.
Düşünürken, bir problem çözerken veya odaklanırken beyninin çalışma şeklini, o anki nöral aktivasyonunu fiziksel olarak değiştiriyor.
Zihnin tıkandığında, kelimeler ekranda birbirine girdiğinde veya o karmaşık konuyu bir türlü anlayamadığında daha fazla ekrana bakmak hiçbir işe yaramaz.
Sorun zekanda değil, kan akışında.
Bedenini hareket ettirdiğinde beynine giden oksijen miktarını artırırsın.
Bu sadece seni uyanık tutmaz, beynin nöroplastisitesini, yani yeni sinir ağları kurma ve eskiyenleri onarma kapasitesini tetikler.
Bu sadece geçici bir enerji patlaması değildir.
Araştırmalar çok net gösteriyor ki düzenli egzersiz, hafıza ve idari işlevler gibi karmaşık zihinsel görevlerde genel performansını inanılmaz bir şekilde artırıyor.
Beyninin iki yarım küresini birbirine bağlayan o derin köprüler, sen bedenini fiziksel bir strese soktuğunda çok daha hızlı ateşleniyor..
Özellikle tek başına yapılan yoğun egzersizler, beyindeki görev odaklı bölgeleri grup halinde yapılanlardan çok daha şiddetli bir şekilde uyarıyor.
Yani yalnız başına çıktığın o zorlu koşu veya ağırlık antrenmanı, aslında masaya döndüğünde seni çok daha keskin bir odaklanma makinesine dönüştürüyor.
Geleceğini şekillendiren o büyük kararları almak için her zaman sakin bir odaya ihtiyacın yok.
Bazen sadece o odadan çıkıp kalp ritmini hızlandırman gerekir.
Zihinsel bir blokaj yaşadığında sandalyeden kalk.
Bedenini hareket ettir, çünkü zihnin sadece o hareketin peşinden gelebilir.
Ağır bir metni veya akademik bir makaleyi baştan sona okumak yapılan en büyük zihinsel israflardan biridir.
İnsanlar bir kaynağı eline alır ve ilk kelimeden son kelimeye kadar dümdüz ilerler.
Oysa seçkin zihinler metni okumaz, onu katmanlarına ayırarak hackler.
Bilgiyi en saf haliyle zihne indirmek için tasarlanmış ve ustaların sessizce uyguladığı "Üç Geçişli Okuma Protokolü" tam olarak budur.
Bir metinle karşılaştığında asla doğrudan içine dalma.
Önce sadece araziyi keşfetmen gerekir.
Birinci geçiş kuş uçuşu bir taramadır ve en fazla on dakikanı alır.
Önce başlığı, özeti ve giriş kısmını dikkatlice oku.
Ardından sadece bölüm ve alt bölüm başlıklarını tara, aradaki hiçbir detaya, hiçbir uzun paragrafa takılma.
Sonra direkt sonuç kısmına atla ve referanslara hızlıca göz at.
Bu beş on dakikalık turun sonunda metnin hangi kategoride olduğunu, temel varsayımlarını ve asıl katkısını tam olarak kavramış olmalısın.
Eğer metin senin için uygun değilse daha fazla zaman kaybetmeden onu anında köşeye atarsın.
Zamanın her şeyden değerlidir.
Eğer kaynak değerliyse ikinci tura geçersin.
Bu aşama yaklaşık bir saat sürer.
Artık daha dikkatli okursun ama karmaşık ispatları, ağır formülleri veya aşırı detayları yine görmezden gelirsin.
Bütün dikkatini grafiklere, tablolara ve illüstrasyonlara vermelisin.
Eksik etiketlenmiş bir grafik veya hatalı bir istatistik tablosu, o çalışmanın özensiz olduğunu saniyeler içinde ele verir.
Grafikler yalan söylemez.
Bu turun sonunda metnin ana fikrini başka birine sağlam kanıtlarıyla birlikte özetleyebilecek seviyeye gelirsin.
Çoğu insan için bu seviye yeterlidir ama gerçek bir dahi burada durmaz.
Üçüncü geçiş tamamen ustalık ve yeniden inşa aşamasıdır.
Metni zihnine kalıcı olarak kazımak için onu beyninde sanal olarak yeniden yaratman gerekir.
Yazarın en başta yaptığı varsayımları kendi zihninde kurarak, onun ulaştığı sonuçlara kendi mantığınla ulaşmaya çalışırsın.
Bu zihinsel simülasyon metindeki tüm gizli hataları, yazarın atladığı mantık boşluklarını ve aslında hiç söylenmemiş ama ima edilmiş gerçekleri gün yüzüne çıkarır.
O metni sadece okuyan biri pasif bir alıcıdır.
Onu kafasında baştan yaratan kişi ise artık o bilginin mutlak sahibidir.
Yepyeni ve sana tamamen yabancı bir konuyu sıfırdan öğreniyorsan bu taktiği devasa bir filtreye dönüştürebilirsin.
Alanı taramak için en güncel beş makaleyi bul ve hepsine sadece birinci geçişi uygula.
Referanslarda sürekli tekrar eden ortak isimleri ve kaynakları tespit et.
İşte o sürekli tekrar eden isimler, senin asıl okuman gereken, o alanın temelini atan ana yapıtaşlarıdır.
Geri kalan her şey sadece gürültüdür.
Her kelimeyi okumak seni daha zeki yapmaz.
Zekâ, neyi okumayacağını bilmek ve okuduğun şeyi zihninde yeniden inşa edebilmektir.
Okumayı boş zamanları dolduran zararsız bir hobi zannediyoruz.
Oysa bu, beynimizin icat ettiği en kusursuz zihinsel güncellemedir.
Gözlerini sayfada gezdirdiğinde basit bir eylem yaptığını düşünürsün.
Fakat o an içeride devasa bir nörolojik inşaat başlar.
Modern dünya sabırsızlık üzerine kuruludur.
Algoritmalar bizi sürekli yüzeysel düşünmeye, hızlı tüketmeye ve anlık dopamin aramaya programlıyor.
İşte bu yüzden derin okuma eylemi bugün sadece bir kişisel gelişim aracı değil, aynı zamanda ciddi bir zihinsel direniştir.
Bir kitaba odaklandığında beynindeki yapı fiziksel olarak değişir.
Odaklanma kasını yırtarak büyütür ve mantıksal çerçeveni çelik gibi sağlamlaştırır.
Tıpkı ağırlık kaldırmanın bedeni şekillendirmesi gibi, okumak da zekâyı kondisyona sokar.
Bunun en büyük yan etkisi doğrudan iletişimde ortaya çıkar.
Kaliteli metinlere sürekli maruz kalan bir beyin, kelime dağarcığını adeta sünger gibi emer.
Düşüncelerindeki o kronik sis anında dağılır.
Zihnin berraklaşır, konuşmaların ve yazıların doğal bir otorite kazanır.
Çünkü net okuyan insan net düşünmek zorundadır.
Sadece analitik mantık değil, derin bir psikolojik dayanıklılık da bu sayfalarda inşa edilir.
Başkalarının bir ömür boyu kan ter içinde, büyük acılar çekerek ve hata yaparak öğrendiği hayat derslerini sadece birkaç saat sessiz kalarak kendi zihnine indirebilirsin.
Bu, dünyadaki en adil olmayan zihinsel avantajdır.
Gürültüyü kapatıp o kapağı her açtığında, aslında sadece sayfaları çevirmezsin.
Kendi zihin mimarini sıfırdan inşa edersin.
Bir kitabı bitirdiğinde ne kadarı gerçekten aklında kalıyor
Sayfaları kapattığın an sanki beynin sıfırlanmış gibi hissediyorsan yalnız değilsin
Okumak pasif bir eylem gibi satıldı bize
Oysa gerçek okuma zihinsel bir inşaattır.
İlk hata kitabı eline alır almaz ilk kelimeden başlayıp sonuna kadar koşmaktır..
Seçkin okurlar asla böyle yapmaz
Onlar önce araziyi keşfeder.
İçindekiler tablosuna bakar, başlıkları tarar, önsözü okur.
Beyne bilgileri yerleştireceği bir iskelet kurar.
Detaylar ancak bu iskelet varsa yerinde durabilir.
Sonra zihni pasif alıcı modundan avcı moduna geçirmen gerekir..
bölüm başlıklarını sorulara dönüştür
Bu yazar tam olarak hangi problemi çözüyor.
Bu soruyu sorduğun an dikkatin keskinleşir ve metnin içinde o cevabı aramaya başlarsın.
Katmanlı okuma denilen bir sır var
Her şeyi tek seferde yutmaya çalışma
Önce konunun ana hatlarını kavramak için hızlıca tara
Sonra anlamak için yavaşla ve analiz et
Sadece anlamadığın ve en zorlandığın yerlerde derin bir kazı yap
Detaylarda boğulmak sadece büyük resmi kaybetmene neden olur.
Bir kitabı fosforlu kalemle boyamak çalışmak demek değildir
Bu sadece beynin tembelliğidir
Bir metnin en fazla yüzde onunu ya da yirmisini çizmelesin
Neyi çizeceğine karar vermek beyni düşünmeye zorlar
Sadece ana fikri temsil eden o tek vurucu cümleyi bul.
Yazarın cümlelerini olduğu gibi kopyalamak yerine kendi kelimelerinle özetle
Bir şeyi kendi cümlelerinle ifade edemiyorsan onu hiç anlamamışsın demektir
Notların yazarın değil senin kelimelerinden oluşmalı.
Odaklanmak mekanik bir sınır ister
Dikkat bölünmüşse hafıza oluşmaz
Telefonu sessize al başka bir odaya bırak
Sadece otuz dakika kesintisiz bir emilim rutini oluştur
Odaklanmak kas gibidir zorladıkça gelişir.
Okurken hemen yargılamaya başlama
Önce yazarın dünyasına gir ve ne demek istediğini tam olarak anla
Sadece eleştirmek için okursan yazarın asıl argümanını kaçırırsın.
Beynimiz tek seferde her şeyi sindiremez
Okumayı mantıklı parçalara böl
Çalışma belleğimiz sınırlıdır
Her bölümden sonra dur ve ne okuduğunu zihninde özetle.
Her sayfa aynı değeri taşımaz
Okumanın da bir yüzde seksen yirmi kuralı vardır
Kitabın sana asıl değeri veren yüzde yirmilik kısmını bul ve zamanının çoğunu oraya harca
Gereksiz detayları acımadan atla.
Ebbinghaus'un unutma eğrisi acımasızdır
Bir bilgiyi pekiştirmezsen birkaç gün içinde yok olur
Aralıklı tekrar sistemini kullan
Ertesi gün, bir hafta sonra ve bir ay sonra notlarını gözden geçir
Bu basit eylem hafıza bağlarını çelik gibi sağlamlaştırır.
Ve en önemlisi kitabı kapat ve ne hatırladığını test et..
Sadece notlarına tekrar bakmak yetmez.
Beyni o bilgiyi geri çağırmaya zorladığında asıl öğrenme gerçekleşir.
Kendini zorlamak zihinsel kalıcılığın tek bedelidir.
Gerçek zeka doğuştan gelen sihirli bir yetenek değildir.
Sonradan kurulan mekanik bir işletim sistemidir.
Okul bize sadece ezberlemeyi öğretti.
Ama seçkin zihinler karmaşık sorunları ezberlemez, onları parçalara ayırır.
Bir konuyu gerçekten anlamak için önce tüm varsayımları çöpe atıp onu en saf, tartışılmaz gerçeklerine kadar soy.
Sonra bu devasa yapıyı küçük, yutulabilir Lego parçalarına böl.
Her detaya eşit enerji harcamak sadece zihnini tüketir.
Sistemi ayakta tutan o yüzde yirmilik kilit taşı bul ve tüm gücünle oraya odaklan.
Kavramları zihninde haritalandırıp görünmez bağları çizdiğinde sis perdesi tamamen aralanır.
Büyük resmi görmek için geri çekil.
İçerideki mekanizmayı anlamak için dibine kadar gir.
Derin düşünenler bu ileri geri odaklanma dansını çok iyi bilir.
Sıfırdan bir şey öğrenmek zorunda da değilsin.
Yeni karşılaştığın bir problemi zaten çok iyi bildiğin eski bir sisteme benzet.
Beynin örüntüleri yakaladıkça olayları tek tek değil büyük şemalar halinde okumaya başlayacak.
Sadece beyninin orada olmayan sahte anlamlar üretmesine izin verme.
Fakat en keskin hile tersine düşünmektir.
Bir işte nasıl başarılı olacağını planlamak yerine o işi neyin kesinlikle mahvedeceğini listele.
Sonra sadece o listedekileri yapmaktan kaçın.
Kendi hislerine körü körüne güvenmek yerine tarihsel istatistiklere ve benzer durumlardaki oranlara bak.
Kelimeler ve formüller her zaman unutulur.
Fakat olayların ardında çalışan bu zihinsel çerçeveleri bir kez kurduğunda hiçbir konu sana fazla karmaşık gelemez.
Sadece zihninin çalışma şeklini yeniden inşa et.
İNSAN BEYNİNİ EN ÇOK GELİŞTİREN 10 ROMAN
1. Goethe - Genç Werther'in Acıları
2. Jane Austen - Gurur ve Önyargı
3. Nathaniel Hawthorne - Kırmızı Leke
4. Gustave Flaubert - Madam Bovary
5. George Eliot - Middlemarch
6. Lev Tolstoy - Anna Karenina
7. Virginia Woolf - Bayan Dalloway
8. Toni Morrison - Sevilen
9. Coetzee - Utanç
10. Mohsin Hamid - Gönulsüz Koktendinci
Bu kitapları okumayan kendine okurum demesin:
Suç ve Ceza
İnce Memed
1984
Martin Eden
Monte Kristo Kontu
Kürk Mantolu Madonna
Sefiller
Simyacı
Dönüşüm
Tutunamayanlar
Beyaz Geceler
Şeker Portakalı
Cesur Yeni Dünya
Fareler ve İnsanlar
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
30 Yaşına Kadar Okumanız Gereken Kitaplar:
Suç ve Ceza
1984
Martin Eden
İnsanın Anlam Arayışı
Simyacı
Küçük Prens
Siddhartha
Körlük
Şeker Portakalı
Hayvan Çiftliği
Yabancı
Dönüşüm
Sefiller
Monte Kristo Kontu
Zihnini Güçlendirecek 16 Kitap
Atomik Alışkanlıklar - James Clear
İktidar - Robert Greene
İrade Terbiyesi - Jules Payot
Ferrari’sini Satan Bilge - Robin Sharma
Düşüncenin Gücü - James Allen
Rezonans Kanunu - Pierre Franckh
Düşün ve Zengin Ol - Napoleon Hill
Ikigai - Héctor García & Francesc Miralles
Düşünceler - Marcus Aurelius
Sokrates’in Savunması - Platon
Kozmos - Carl Sagan
Meditasyonlar - René Descartes
Ethica - Spinoza
Dört Anlaşma - Don Miguel Ruiz
Savaş Sanatı - Sun Tzu
Simyacı - Paulo Coelho
Kendini ifade etmekte zorlanıyorsan, bu 5 kitap iyi bir başlangıç olabilir:
Zorlu Konuşmalar - Stone, Patton, Heen
Duyguların Dili - Karla McLaren
Şiddetsiz İletişim - Marshall B. Rosenberg
Sınırlar - Henry Cloud & John Townsend
Duygusal Çeviklik - Susan David
Kitaplığın Temel Taşları: Okunması Gereken 30 Kitap
Dorian Gray’in Portresi
Ben, Kirke
Aylak Adam
Kürk Mantolu Madonna
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Tutunamayanlar
İnce Memed
Simyacı
Küçük Prens
Gazap Üzümleri
Fareler ve İnsanlar
Bülbülü Öldürmek
Gurur ve Önyargı
Yabancı
Jane Eyre
Uğultulu Tepeler
Veba
Şato
Dönüşüm
Cesur Yeni Dünya
Hayvan Çiftliği
1984
Budala
Karamazov Kardeşler
Madam Bovary
Sefiller
Monte Kristo Kontu
Savaş ve Barış
Anna Karenina
Suç ve Ceza
40 Yaşına Kadar Okunması Gereken 40 Kitap!
Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupéry
Suç ve Ceza - Dostoyevski
1984 - George Orwell
Simyacı - Paulo Coelho
Şeker Portakalı - José Mauro de Vasconcelos
Yeraltından Notlar - Dostoyevski
Dönüşüm - Franz Kafka
Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf
İnsan Ne ile Yaşar? - Tolstoy
Siddhartha - Hermann Hesse
Yabancı - Albert Camus
Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck
Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D. Salinger
Savaş Sanatı - Sun Tzu
Nutuk - Mustafa Kemal Atatürk
Tutunamayanlar - Oğuz Atay
Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
Beyaz Zambaklar Ülkesinde - Grigory Petrov
Böyle Buyurdu Zerdüşt - Nietzsche
İnsanın Anlam Arayışı - Viktor Frankl
Sefiller - Victor Hugo
Veba - Albert Camus
Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
Sofie’nin Dünyası - Jostein Gaarder
Körlük - José Saramago
Dorian Gray’in Portresi - Oscar Wilde
Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar
Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel García Márquez
Amok Koşucusu - Stefan Zweig
Anna Karenina - Tolstoy
Hayvan Çiftliği - George Orwell
Don Kişot - Cervantes
Bülbülü Öldürmek - Harper Lee
Otomatik Portakal - Anthony Burgess
İnce Memed - Yaşar Kemal
Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini
Gülün Adı - Umberto Eco
Beyaz Diş - Jack London
İlahi Komedya - Dante
Her erkeğin okuması gereken 4 kitap:
Miyamoto Musashi - Beş Çember Kitabı
Olivia Fox Cabane - Karizma Miti
Adam Smith - Ulusların Zenginliği
Gustave Le Bon - Kitlelerin Psikolojisi
İlk defa kitap okuyacaklara 7 kitap önerisi:
1. YAŞLI ADAM VE DENİZ - Ernest Hemingway
2. FARELER VE İNSANLAR - John Steinbeck
3. İNSAN NE İLE YAŞAR - Lev Tolstoy
4. SİNEKLERİN TANRISI - William Golding
5. ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR - J.D. Salinger
6. KIRMIZI PAZARTESİ - Gabriel García Márquez
7. KÖRLÜK - José Saramago
Okuduktan Sonra Aynı Kişi Kalamayacağın Kitaplar
1. Niçin Uyuruz - Matthew Walker
2. Beklenti Etkisi - David Robson
3. Beyin: Senin Hikâyen - David Eagleman
4. Dopamin Toplumu - Anna Lembke
5. Karısını Şapka Sanan Adam - Oliver Sacks
6. Hayli Duyarlı Kişi - Elaine Aron
7. Olmak Cesareti - Kemal Sayar








