Özgür Üniversite Özgür bir Gelecek için
YÖK KALDIRILMALIDIR
12 Eylül Askeri Darbesi'nin ardından üniversitelerde sıkıyönetim kurallarını uygulamak amacıyla kurulan Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 45 yıldır üniversiteler ve gençlik üzerinde baskı ve denetim aracı olarak kullanılmaya devam ediyor.
Rektör atamalarından ders programlarına kadar üniversite bileşenleri tarafından belirlenmesi gereken hemen her şeyin iktidarın keyfiliğine terkedildiği, üniversitelerin bilimsel özerkliğinin, öğrencilerin ve akademisyenlerin söz ve karar hakkının yok sayıldığı YÖK düzeni kaldırılmalı; öğrencilerin ve akademisyenlerin doğrudan söz ve karar hakkına sahip olduğu özgür, bilimsel, demokratik ve katılımcı parasız bir üniversite sistemi kurulmalıdır.
6'sı kadın, 3'ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği Dilovası Ravive Kozmetik faciası davasının dün görülen 5. duruşmasına; sendikamız adına Merkez Kadın Sekreterimiz Deniz Öztekin, KESK Kadın MYK üyeleriyle birlikte katıldı.
ŞUBE BAŞKANIMIZ İLHAN KARAKURT DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!
Sendikamız Antalya Şube başkanı ve KESK Dönem Sözcüsü İlhan KARAKURT’un, İHD ve Emekli-Sen yöneticisi Mehmet Şerif Özdemir ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi bir avukatla birlikte bu sabah düzenlenen bir operasyonla gözaltına alındığını öğrendik.
Sendikamızın hem Antalya hem de Türkiye geneli hak ve özgürlükler mücadelesinde her daim öncü roller üstlenmiş, AKP iktidarının sömürü, baskı ve zor uygulamalarına karşı yürütülen tüm toplumsal mücadelelerde yıllardır aktif yer almış Antalya emekçilerinin ve halkının çok iyi bildiği İlhan KARAKURT’a yönelik bu saldırı; onun şahsında sendikal mücadelemize ve toplumsal muhalefete gözdağı verme amaçlıdır.
Aynı NATO zirvesi öncesinde tüm ülkede yapılanlara benzer bir şekilde önümüzeki günlerde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na ilişkin sözde güvenlik önlemleri kapsamında yapıldığı söylenen bu operasyon, iktidarın toplumun demokratik tepkisinden ne kadar çekindiğinin son göstergesidir.
Ancak şurası açıktır ki hukuku ayaklar altına alarak gerçekleştirilen bu ve benzeri operasyonlar ne İlhan Başkanı ne Sendikamızı ne de toplumsal muhalefeti susturmaya yetmeyecektir.
İktidara çağrımız toplumda hiçbir inandırıcılığı ve karşılığı olmayan bu türden saldırılara son verin, gözaltına aldığınız Şube Başkanımız İlhan KARAKURT ve diğer mücadele arkadaşlarımızı derhâl serbest bırakın.
Bakırköy ve Denizli Merkezefendi belediyelerine dönük operasyonlara karşı, Sendikamız İstanbul 1 No’lu Şube ve DİSK Genel-İş İstanbul 2 No’lu Şube öncülüğünde 28 Ekim 2026’da Bakırköy Belediyesi önünde kitlesel bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu’nun da destek verdiği eylemde Sendikamız adına konuşan Meryem Göktepe ve Şükran Duman, şafak operasyonlarına tepki göstererek hukuksuzluklara geçit vermeyeceğimizi bir kez daha vurguladı.
Konuşmasında anayasayı ve hukukun üstünlüğünü işletme çağrısı yapan Meryem Göktepe, “Arkadaşlarımızı gece yarısı gözaltına almak yerine hukuku uygulayın. Bu kara düzeni bertaraf etmek için birlikte olmaktan başka çaremiz yok” diyerek tüm emekçileri omuz omuza, ortak mücadeleye davet etti.
Artık neredeyse haftalık bir rutin haline getirilen yolsuzluk görünümündeki siyasi operasyon tiyatrosunun bu seferki sahnesi İstanbul’da Bakırköy Denizli’de de Merkezefendi Belediyelerinde yaşanıyor.
Daha öncekiler gibi yine toplumda hiçbir inandırıcılığı kalmamış spekülatif gerekçelerle Bakırköy Belediyesinde 5 başkan yardımcısı ve 2 meclis üyesi ile Sendikamız üyelerinin de aralarında bulunduğu 56 kişi; Denizli Merkezefendi Belediyesinde ise Belediye Başkanı Şeniz Doğan ve eşi Mehmet Ali Doğan ile Sendikamız üyelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.
Bu kadar aleni hukuksuzluklarla toplumun genelini baskı ve zor ile korkutarak kendi faşizan iktidarına esir almayı amaçlayan bu siyasi operasyonlar sadece bir partiye veya muhalif belediyelere değil demokrasiye, adalete, barış ve özgürlüklerin geneline yöneliktir.
Artık toplumda ne bir inandırıcılığı kalan ne de herhangi bir korku etkisi yaratan bu siyasi operasyonlar, AKP’nin seçimle kazanamadığı belediyeleri gasp edip, kendisinden olmayan belediyeleri hizmet üretemez hale getirerek ülkemizde kalan demokrasi ve hukuk kırıntılarını da ortadan kaldırılma girişiminden başka bir şey değildir.
Yargının, ülkede tekçi bir siyasal düzen dizayn etmek için adeta bir araç gibi kullanılarak demokratik siyasete darbe yapan bu siyasi operasyonları emek ve demokrasi güçlerinin bütününe ve toplumun geneline yönelik sistematik saldırıların bir parçası olarak görüyor, kabul etmiyoruz.
İktidara çağrımız, toplumda hiçbir inandırıcılığı ve karşılığı olmayan bu hukuka aykırı anti demokratik siyasi operasyonlarınıza artık bir son verin; gözaltına aldığınız Belediye Başkanları ve Eş Başkanları, başkan yardımcıları, belediye çalışanları dahil herkesi derhal serbest bırakın, haklarındaki her türlü iddiaya ilişkin adil ve tarafsız bir yargılama için tutuksuz ve kamuoyuna açık şeffaf yargılamayı esas alın, Belediyelerde halkın demokratik iradesini gasp eden kayyımların görevlerine son verin.
KESK ve bağlı sendikaların MYK üyeleri olarak, 15.10.2026 tarihinde, kayyum atanan Halk TV Ankara bürosuna dayanışma ziyareti gerçekleştirdik. Heyetimiz, ziyaretin ardından KESK Ankara Şubeler Platformu ve TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu'nun çağrısıyla gerçekleşen basın açıklamasına katılarak basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelik saldırılara karşı mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu.@KESK1995
Bugün (14.10.2026), Güney Kore Belediye Emekçileri Sendikası temsilcileri sendikamızı ziyaret etti.
Güney Kore Belediye Emekçileri Sendikasının çeşitli birimlerinde görev yapan 12 temsilcinin katıldığı görüşmede; sendikamız adına İstanbul Şube Başkanımız ve yöneticilerimiz Hüsniye Arapoğlu, Osman Ayçiçek, Yılmaz Haksever ile sendika avukatımız Nesrullah Oğuz yer aldı.
Toplantıda öncelikle sendikalarımızın gündemleri ve yürüttükleri faaliyetler ele alındı. Toplu sözleşme süreçleri, sendikal mücadelenin güçlendirilmesi ile yerel yönetim emekçilerinin sosyal, ekonomik ve mesleki koşullarının iyileştirilmesine yönelik proje ve çalışmalar üzerine Türkiye ve Güney Kore’deki mevcut durumlar çerçevesinde görüş alışverişinde bulunuldu, deneyimler paylaşıldı.
Görüşmede ayrıca, başta yerel yönetim emekçileri olmak üzere tüm emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, sendikal hakların büyütülmesi ve uluslararası dayanışmanın geliştirilmesi konularında ortak mücadelenin önemine vurgu yapıldı.
Bir sabaha daha demokrasiye, özgürlüklere ve hukuka aykırı yeni bir darbeyle uyandık.
İktidar partisinin sesi gibi çalışan mevcut medya ortamında halkın haber alma özgürlüğünü, eleştirel ve sorgulayıcı gazeteciliği, açlık, yoksulluk, haksızlık ve hukuksuzluklar ile barış ve özgürlükler gibi halkın gerçek sorun ve taleplerine ilişkin yayın yapmaya çalışan nadir televizyon kanallarından HALK TV’ye polis baskını yapıldı.
Aynı belediyelere yapıldığı gibi sözde bir yolsuzluk soruşturması gerekçesiyle kanal yönetimi görevden alınıp yerine kayyım atandı ve 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.
Siyasi iktidarın fon vurgunuyla iyice ayyuka çıkan yolsuzluklarını kamuoyundan gizlemek çabalarına geçtiğimiz günlerde T24 gibi internet haber kanalların kapatılması, erişim engelleri ve gazetecilerin gözaltına alınması ile tutuklanması yetmemiş olacak ki, bugün de halkın kalan son nadir gerçek haber kanallarından HALK TV’ye polis baskınıyla el koyarak, yayını durdurmaya girişmiştir.
İktidarın, kendi yandaşı olmayan basın yayın organlarına, gazetecilere ve sosyal medya mecralarına yönelik dozu her geçen gün daha artan bu saldırılarının amacı kirli çamaşırlarının, vurgunlarının, hukuksuzluklarının kamuoyundan gizlemek olduğu gibi aynı zamanda da kendisinin izni dışında kimsenin konuşmadığı, soru sormadığı, sorgulamadığı tek sesli bir toplum yaratma amaçlıdır.
TÜM BEL SEN olarak, bugün HALK TV’ye yapılan başta olmak üzere iktidarın siyasetçilere, emek-meslek örgütlerine, sanatçılara ve basın emekçilerine karşı yargıyı adeta bir sopa gibi kullanarak sürdürdüğü bu operasyonları demokrasiye yönelik sürdürülen darbe sürecinin yeni bir evresi olarak görüyor ve halkın haber alma hakkına dolayısıyla demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne karşı yapılan bu saldırıları kınıyoruz.
Her türlü baskı, tehdit, el koyma, ceza ve tutuklamaya rağmen gerçeğin peşinden giden, halkın haber alma hakkını savunan basın organlarının ve emekçilerinin her zaman yanında olacağız.
HALK TV’ye atanan kayyım derhal geri çekilerek kanalın kendi yayınlarına devam etmesi sağlanmalı, siyasallaştırılan yargı eliyle sürdürülen tüm hukuksuzluklara ve baskılara bir an önce son verilmelidir!
MERKEZ YÜRÜTME KURULU
10 EKİM KATLİAMINI UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!
Emek, Barış, Demokrasi Talebinde Israrcıyız,
Adalet İstemeye Devam Ediyoruz!
11 yıl önce, 10 Ekim 2015'te bu ülkenin dört bir yanından; savaşa karşı barışı, sömürüye karşı emeğimizin hakkını, baskıya karşı demokrasiyi savunmak için Ankara Garı önünde buluştuk.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak çağrısını yaptığımız “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için bir aradaydık.
IŞİD'in gerçekleştirdiği çifte bombalı saldırı sonucunda 104 arkadaşımızı, yoldaşımızı, canımızı yitirdik. 500'den fazla arkadaşımız yaralandı. Aradan 11 yıl geçti; acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ilk günkü kadar diri.
Unutmadık, Unutturmayacağız
10 Ekim, yalnızca bir katliam değildir. Bu katliam; bu topraklarda barışı kalıcı kılmak isteyenlere, savaşın değil müzakerenin, silahın değil diyaloğun egemen olmasını isteyenlere yönelik alçakça bir saldırıdır. Aynı zamanda emeğinin hakkını isteyen, eşit, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamak isteyen herkesin iradesine yönelmiş bir saldırıdır.
O gün katledilenler, savaşa karşı barışın sesini yükseltmek için oradaydı. Onlar biliyordu ki barış, yalnızca silahların sustuğu bir çatışmasızlık hâli değildir; adaletin, eşitliğin ve bir arada kardeşçe yaşama iradesinin adıdır. Demokrasinin, eşit yurttaşlığın ve toplumsal adaletin tesis edilmediği bir barış, eksik ve kırılgan bir barıştır. Bizler, 10 Ekim’de yitirdiğimiz canların barış ısrarının takipçisiyiz.
Ülkemiz bugün, onlarca yıldır süren bir çatışmanın sona ermesi için yeniden tarihî bir eşiğin önündedir. Silahların bırakılması ve çatışmaların durması yönünde atılan adımları ülkemizin demokratik geleceği açısından önemsiyoruz. Ancak çok iyi biliyoruz ki; gerçek ve kalıcı barış, yalnızca silahların susmasıyla kurulamaz. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kuruluşundan bu yana taşıdığı temel ilke, barış umudunun gerçeğe dönüşmesinin yolunu ortaya koymaktadır: “Evrensel ve kalıcı bir barış ancak sosyal adalet temeline dayanır.”
Kürt sorunu özelinde kalıcı barış, inkâr ve güvenlik politikalarıyla değil, demokratik siyaset zemininde, eşit yurttaşlık ve temel haklar temelinde mümkündür. Barış, sadece bir güvenlik meselesine indirgenemez; barış demokratik ve eşitlikçi bir toplumun inşa sürecidir. Bu sürecin kapsayıcı olması ve toplumun tüm kesimlerinin iradesine dayalı yürütülmesi gerekmektedir. Bizler bir arada, eşit, özgür ve kardeşçe yaşayacağımız bir düzeni kurmak; kalıcı ve onurlu barış için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Demokrasi İçin Oradaydık, Demokrasi İçin Mücadeledeyiz
10 Ekim 2015’te katledilenler demokrasi için oradaydı. Düşünce ve ifade özgürlüğü için; örgütlenme ve toplanma hakkı için; farklı kimlik ve inançların bir arada, eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesi için oradaydı.
Katliamın, en kitlesel ve demokratik eylemlerden birinde, barış çağrısının en gür yükseldiği anda gerçekleşmiş olması tesadüf değildir. 10 Ekim katliamı emekçilerin barış ve demokrasi talebini susturma girişimidir.
Bugün halk hızla yoksullaşırken, gelir dağılımı adaletsizliği artarken, emekçiler açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilirken itiraz eden herkesin terörle, düşmanlıkla yaftalandığı bir düzen kurulmak istenmektedir. İşte tam da bu yüzden 10 Ekim'de katledilenlerin savunduğu demokrasi talebi, bugün daha güncel ve daha acildir.
İktidar, toplumsal rıza üretemediği için demokrasinin ve hukukun en temel ilkelerini ayakları altına almakta, baskıyı artırmaktadır. Halkın iradesine karşı kayyum politikaları, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ve görevden alınması bir yönetim biçimine dönüşmüştür. Kadınlar, gençler, LGBTİ+'lar ve bu ülkede makbul sayılmayan tüm kimlikler, sistematik bir ötekileştirme, nefret ve baskı politikasıyla karşı karşıyadır.
Gazetecilerin, siyasetçilerin, öğrencilerin tutuklanması; sendikal faaliyetlerin, basın açıklamalarının, hatta sosyal medya paylaşımlarının bile suç sayılması; grevlerin yasaklanması, üniversitelerin susturulması, dijital sansürün yaygınlaşması bir aczin göstergesidir.
Biz biliyoruz ki; demokrasi, sandıktaki seçime indirgenemez. Demokratik ortam; konuşabildiğimiz, örgütlenebildiğimiz, itiraz edebildiğimiz, farklı kimliklerimizle eşit ve özgürce var olabildiğimiz bir düzendir. Ancak bugün demokrasiye yönelik müdahaleler en ufak bir itirazı bile bastırmaktan seçme ve seçilme hakkımıza kadar uzanmıştır.
Adalet Hâlâ Tecelli Etmedi
10 Ekim Katliamının ardından 11 yıldır adalet arıyoruz. Yargılama süreçlerinde faillerin bir kısmı cezalandırılmış olsa da bu katliamın arkasındaki asıl sorumlular korunmaktadır. Katliam göz göre göre gelmiştir. Tüm istihbarat bilgilerine rağmen önlem almayanlar, güvenlik bürokrasisindeki ihmaller, katliama giden yoldaki denetimsizlik ve sorumsuzluklar ortaya çıkarılmamıştır. Gerçek sorumlular yargılanmamıştır. Bu nedenle vicdanlar rahat değildir. 10 Ekim davasında adalet sağlanmamıştır.
Daha vahimi, katliamın ardından devlet; idari, siyasi ve hukuki bütün süreçlerde kendi kusurunu ve sorumluluğunu reddeden bir tutum izlemiştir. Bu tutum yalnızca geçmişte yaşanan bir katliamın sorumluluğundan kaçmak değildir; aynı zamanda geleceğe ilişkin son derece ağır bir itiraftır. Çünkü devlet, başkentin ortasında, izinleri alınmış bir mitingde 104 insanın katledilmesinde dahi kendi sorumluluğunu kabul etmiyorsa, bunun anlamı açıktır: Yarın bu ülkenin herhangi bir kentinde, herhangi bir mitingde, yürüyüşte ya da demokratik eylem alanında benzer bir katliam yaşanabilir, yurttaşların can güvenliği sağlanamayabilir ve devlet yine “bizim kusurumuz yok” diyebilir.
İşte 10 Ekim’deki kusurun inkârı, yalnızca geçmişin üzerini örtmek değil; gelecekte yaşanabilecek benzer katliamlar karşısında da sorumluluk üstlenmeyeceğini ilan etmektir.
Sözümüzü Yineliyoruz: 10 Ekim'i Unutmadık, Unutturmayacağız!
11 yılın ardından kaybettiklerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Uğruna can verdikleri emek, barış ve demokrasi mücadelesini büyütme kararlılığımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Barış, bizim için bir slogan değil; eşit, özgür ve bir arada yaşama arzumuz, her saldırıda yeniden savunduğumuz bir yaşam biçimidir. Demokrasi, bizim için yalnızca bir yönetim biçimi değil; hepimiz için adalettir; hepimizin için şiddetsiz, eşit ve özgürce bir arada yaşamdır.
Katliamın tüm sorumlularının açığa çıkarılması ve ihmali olan tüm kamu görevlilerinin yargılanması için yürüttüğümüz adalet mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.
Emeğin, barışın ve demokrasinin egemen olduğu bir Türkiye'yi mutlaka kuracağız.
Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz!
DİSK, KESK, TMMOB, TTB, 10 Ekim-Der
Dost sendikamız Kolombiya Eğitim Emekçileri Federasyonu’nun (FECODE) da bileşeni olduğu Kolombiya Birleşik İşçi Konfederasyonu’nun (CUT), Abelardo De la Espriella hükümetinin emekçilerin haklarını, demokratik özgürlükleri, kamusal hizmetleri ve barışı hedef alan politikalarına karşı başlattığı mücadele kampanyasını selamlıyoruz.
Neoliberal saldırıların ve sağcı hükümetlerin güç kazandığı bu dönemde emekçilerin kazanılmış hakları hedef alınırken, kamu hizmetleri tasfiye ediliyor, sendikal özgürlükler kısıtlanıyor ve toplumsal muhalefet üzerindeki baskılar artırılıyor. Kolombiya hükümetinin özelleştirme ve güvencesizleştirme politikalarını derinleştirmesi; emekçileri, kadınları, göçmenleri ve muhalif kesimleri hedef alan baskıcı politikaları ile FECODE’nin de aralarında bulunduğu sendikal örgütlere yönelik saldırı ve tehditleri, emekçilere ve halklara yönelik hepimizin farklı biçimlerde maruz kaldığı küresel saldırının Kolombiya’daki yansımalarıdır.
Emperyalist saldırganlık Latin Amerika’da ve Orta Doğu’da derinleşirken, Kolombiya hükümetinin ABD emperyalizmiyle geliştirdiği işbirliği, ülkenin “Amerikalar Kalkanı” (Escudo de las Américas) projesine dahil edilmesi ve savaş siyaseti, barışı ve Latin Amerika halklarının bağımsızlığını tehdit etmektedir. Bölgeyi ABD’nin jeopolitik çıkarlarına bağlayan bu yönelim, militarizmi ve dış müdahaleyi güçlendirmektedir.
TÜM BEL-SEN olarak, Kolombiya emekçilerinin emeği, demokrasiyi, barışı ve kamusal hizmetleri savunmak için yürüttüğü mücadeleyi 14 Ekim Ulusal Eylem Günü ve Kasım ayında planlanan genel grevle büyüttüğü bu süreçte, uluslararası emek dayanışmasını güçlendirmeye ve Kolombiyalı emekçilerin yanında olmaya devam edeceğiz.
Bugün (5 Ekim 2026) Mersin Adliyesi önünde; Türkiye Belediyeler Birliği ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer ve sendika üyelerimizin de aralarında bulunduğu 59 kişinin haksız ve hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmasına karşı, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu tarafından Genel Başkanımız Erdal Bozkurt’un da katılımıyla bir basın açıklaması düzenlendi.
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu adına basın açıklamasını Mersin Şube Başkanımız Mustafa Özbay okudu. Genel Başkanımız Erdal Bozkurt da söz alarak Tüm Bel-Sen olarak belediyelere yönelik haksız ve hukuksuz saldırılara karşı bundan önce olduğu gibi bundan sonra da sessiz kalmayacağımızı bir kez daha vurguladı.
Belediyelere yönelik bu saldırıların amacının toplumu korkuyla teslim almak olduğunun bilincindeyiz; bunu kabul etmiyor, demokrasiye sahip çıkıyoruz. Halkın demokratik iradesinin gasp edilmesine sessiz kalmayacağız!
Bugün (02.10.2026) Tüm Bel-Sen Mardin Şubemiz ile Artuklu Belediyesi arasında önümüzdeki dönemi kapsayan Toplu İş Sözleşmesi imzalandı. İmza törenine sendikamız adına Genel Sekreterimiz İzzettin Alpergin, şube yöneticilerimiz ve işyeri temsilcilerimiz katıldı.
İmzalanan Toplu İş Sözleşmesi ile Artuklu Belediyesi’nde görev yapan yerel yönetim emekçileri için önemli sosyal ve ekonomik haklar güvence altına alındı.
Sözleşme sürecine emek veren tüm üyelerimize; süreç boyunca gösterdikleri yapıcı ve emekçi dostu tutum nedeniyle Artuklu Belediyesi Eşbaşkanları Münevver Ölker ve Mehmet Ali Amak ile belediye bürokratlarına teşekkür ederiz. @artuklubeltr @mardintumbelsen



















