Birinin kabalığına, bencilliğine ya da sizi incitmesine izin vermediğinizde sizi sorunlu biri gibi yansıtmasına izin vermeyin ve koyduğunuz sınırın sağlıklı olduğunu bilin.
Tunc Tataker retweeted
Bilgi, beceri veya deneyimlerinizden profesyonel anlamda yararlanmak isteyen kişilerden ücret istemeyi normalleştirin. Ücretsiz sunduğunuz her şey değersizleşir. Kullanılmış hissedersiniz ve öfkeniz, işinize tükenmişlik olarak yansır.
Başkalarının hikâyesini boş ver. Herkes kendi hikâyesinde ve yolculuğunda değerlendirilir. Sen elinden geleni yaptın. Kendinle biraz gurur duy artık.
Haksız bir toplumsal düzende; dürüst bir şekilde çalışmanın ve üretmenin kendisine hiçbir faydası olmayacağını gören her kişi, insan kalmakla haksız düzene ayak uydurmak arasındaki zor seçimle yüzleşmek zorunda kalacaktır. İnsan kalmayı seçenlere selam olsun.
Bir ilişkiyi derinleştiren şey yakınlık değil, sağlıklı çizilmiş sınırlardır. Sağlıklı bağlar, yaşantılarla yavaş yavaş derinleşir. Ancak bu yavaşlık belirsizlik doğurur. Eksiklik ve yetersizlik taşıyan birey bu belirsizliğe dayanamaz ve zamanı atlayarak yakınlığı hızlı şekilde satın almaya çalışır. İlk buluşmada sırlarını, yaralarını, hikâyesini anlatır çünkü bilinçsizce şunu düşünür: “Bunları paylaşırsam aramızda gerçek bir bağ olur.”
Şirin görünen, hizmet eden, hep açık olan bir rol sevilir. Kişinin kendisi ise hiç görünmez. Bu yüzden bağ derinleşemez ve kopar çünkü derinleşecek kişi masada yok. Ve kopuş geldiğinde ne oluyor? Kişi kendiyle ilgili yargısına bir kanıt daha topluyor: “Yine olmadı. Demek sevilmeye değmiyorum.” Bir sonraki ilişkide daha da hızlı ödüyor. Döngü bu şekilde ilerliyor.
Zorlamanın da bir eşik noktası var. Sonrası kendine saygısızlığa ve değersizleşmeye gidiyor. Doğal akması gerekenleri arkadan itekleyerek oldurmaya çalışmayın. Olmuyor çünkü. Zorlamayın. Bırakın hayat aksın.
Hayat totosunu ısırırken küçük şeyler yaparak yaşadığını hissetmeye, devam etme gücü bulmaya çalışan insanları zorbalamayı bırakın.
İnsan karanlık yönüyle neden yüzleşmek istemez bilir misin? Çünkü karanlık yönleriyle yüzleşmek onun kendi hakkında zihninde oluşturduğu "iyi insan" hikâyesini alt üst eder. Oysa daha bütünleşmiş bir hikâye için öncelikle eski hikâyenin sarsılması gerekir.
Elli yaşında gitara başlanır, elli beş yaşında üniversiteye başlanır, altmış yaşında dans kursuna başlanır. Sizi içsel çürümüşlüğe yönelten zehirli kültürel kodları reddedin. İnsan her yaşta her şeye başlayabilir. Hayat ve yaşama sevinci ancak böyle yenilenir.
Bakın hemen her şeye dayanabilirim ama evlat acısı en zor sınav. Atilla Taş’a dayanma gücü, evladına da Allah’tan rahmet diliyorum.
Sanmayacaksın. İnsanın başına ne gelirse sanmalarından geliyor. Seviyor sanmasından, o asla böyle bir şey yapmaz sanmasından, dost sanmasından, aile sanmasından. İnsan çoğunlukla zihnindeki sanmalara göre yaşıyor, gerçeğin duvarına çarpınca da canı fena yanıyor.
İnsan yetiştirmek bir sanattır. İnsan gibi yetiştiremeyecekseniz çocuk yapmayın ve kendi berbat kişiliklerinizi devam ettirmeyin.
Sıkışmış hisseden ve çıkış göremeyen birey, sıkıştığı şeyi idealize ederek onu zihninde katlanılır kılmaya çalışır. Kültür, din, ilişki ya da bir şehir. Ne olduğu önemli değil. Aşırı idealizasyon, sıkışmışlığın dayanılmazlığının karşıt duyguda dışa vurumudur.
Tunc Tataker retweeted
Kendini sevmeye başlamanın ilk koşulu, hak etmeyenlere sevgi sunmayı bırakmaktır. Sevgi karşılıklı bir akıştır. Talep edilmez, dilenilmez. Ölü çiçekleri sulamayı bırakın.
Az olan, hiçten daha çok acıtır insanı. Çünkü hiçlik, bir gün olma umudunu içinde taşır. Az ise zaten gerçekleşmiş bir olasılıktır. Umut artık ölmüştür.
Çiftler parasızlık yüzünden boşanmadığında, öğrenci mezun olunca nasıl iş bulacağıyla ilgili endişelenmediğinde, baba evine bakabildiğinde, anne iş yerinde tacize ya da mobbinge uğramadığında, devlet vatandaşın malına, canına, hakkına sahip çıktığında AİLEM GÜVENDE OLUR.
"İnsanı en çok yaralayan şey fiziksel acı değil; haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır."
- Viktor E. Frankl
