
Gazeteci - Journalist | Sorumlu Müdür - Managing Director | @cumhuriyetgzt1 | International account 🌍 @birolguger
Istanbul
Joined August 2016
- Tweets4.2K
- Following802
- Followers3.8K
- Likes11.1K
Pinned Tweet
Doğu Akdeniz'de Türkiye-İsrail gerilimi
İsrail'in #KuzeyKıbrıs Senaryoları
ve Stratejik Değerlendirmeler
🔴 Siyaset Araştırma Merkezi @siyasamresmi için kaleme aldığımız bu çalışma, 2025 yılı itibarıyla İsrail’de medya, düşünce kuruluşları ve güvenlik kurumlarında giderek daha açık bir şekilde tartışılmaya başlanan, 'Kuzey Kıbrıs merkezli çatışma senaryoları' ve Tel-Aviv'den Türkiye'ye yöneltilen stratejik tepkileri detaylı biçimde ele almaktadır.
📌 Rapor, açık kaynak istihbaratı (OSINT) teknikleriyle hazırlanmış, içerdiği tüm iddialar açık kaynak bilgilerinden derlenmiş ve medya içerikleriyle belgelendirilmiştir.
📌 Hazırlık aşamasında; İsrail ordusuna ait tehdit değerlendirmeleri, ulusal güvenlik belgeleri ve Doğu Akdeniz enerji-güvenlik doktrinlerine ilişkin resmi açıklamalar taranmış, önemli bilgiler hassasiyetle süzülmüştür.
Doğu Akdeniz güvenlik stratejileri ve bölgesel risk analizi alanlarındaki çalışmalara katkı sunmasını umut ediyorum.
M. Birol Güger
🔗 siyasam.org/dogu-akdenizde-t…
#DoğuAkdeniz #Türkiyeİsrail #KKTC #Jeopolitik #OSINT #Cyprus #SiyasetAraştırmaMerkezi #EasternMediterranean #DefenceIntelligence #TurkeyIsrael
🔴 AVRUPA'DA YENİ SOĞUK SAVAŞ... Süpermarketlerin derin dondurucularına kim, neden saldırıyor ❓ İşte, ortalıkta dolaşan 3⃣ komplo teorisi
📌 Bugün Belçika, İsveç, Lüksemburg, Estonya, İrlanda, Hollanda ve Finlandiya; haftalar önce Fransa'yı vuran süpermarketlere yönelik siber saldırıların ikinci dalgasında hedef haline geldi.
📌 Bilgisayar korsanları dondurucuları uzaktan çözülme moduna geçirerek sıcaklıklarını yükseltti. Milyonlarca avroluk gıda kullanılamaz hale geldi.
📌 Belçika saldırıyı ulusal düzeyde bir siber güvenlik vakası ilan etti. Saldırganların kimliği ise henüz bilinmiyor.
📌 Ortalıkta tek bir soru dolaşıyor:
Birileri, gıda tedarik zincirlerini hedef alan organize sabotajlarla ekonomik zarar, güvensizlik ve toplumsal huzursuzluk yaratmayı mı amaçlıyor ❓
İşte, ortalıkta dolaşan komplo teorileri:
1⃣ BÜYÜK GIDA KRİZİNİN PROVASI
İlk komplo teorisi, marketlerdeki soğutucuların asıl hedef değil, "daha büyük bir operasyonun deneme alanı" olduğu yönünde.
Bu iddiayı savunanlar, saldırganların Avrupa'nın soğuk zincir altyapısının güvenlik zaafiyetlerini ölçtüğünü; ileride gıda depoları, ilaç lojistiği ve büyük dağıtım merkezlerini hedefleyebileceklerini ileri sürüyor.
Teorinin çıkış noktası, saldırıların yalnızca dijital sistemleri değil, doğrudan fiziksel ürünleri etkilemesi. Ancak bütün bunların, planlı büyük ölçekli bir operasyonun provası olduğuna dair kanıt yok.
2⃣ PİYASAYI ŞEKİLLENDİRME PLANI MI ❓
İkinci komplo teorisi, saldırıların büyük gıda şirketleri, teknoloji tedarikçileri veya siber güvenlik sektörüne ekonomik avantaj sağlamak için düzenlendiği iddiasına dayanıyor.
Bu anlatıya göre küçük işletmeler zarar görürken büyük zincirler ve güvenlik teknolojisi sağlayıcıları krizden güçlenerek çıkabilir.
Bazı yorumlarda saldırılar, gıda tedarikinin daha merkezi ve dijital olarak denetlenebilir hale getirilmesine yönelik bir girişim olarak sunuluyor. Ancak bu konuda da güvenilir bir kanıt bulunmuyor.
3⃣ GIDA MERKEZLİ HİBRİT SAVAŞ
Son komplo teorisi Avrupa için oldukça tanıdık 😎 saldırıların Moskova bağlantılı bilgisayar korsanları tarafından gerçekleştirildiğini öne sürüyor...
Bu senaryoya göre amaç, Avrupa'nın gıda tedarik zincirini bozmak, ekonomik zarar oluşturmak ve toplumda güvensizlik yaratmak. Ancak bahse konu saldırıları Rusya'ya bağlayan doğrulanmış tek bir kanıt bulunmuyor.
🚨 Avrupa'da süpermarketleri hedef alan siber saldırılardan etkilenen ülke sayısı 12'ye yükseldi!
Güncellenmiş liste şu şekilde:
📌 İsveç, Belçika, Lüksemburg, Estonya, İrlanda, Hollanda, Finlandiya, Danimarka, İtalya, Romanya, Almanya, Portekiz.
Artık bir ülkenin gıda tedarik zincirine zarar vermek için limanların, depoların ya da nakliye araçlarının hedef alınmasına gerek yok. Siber korsanlar, bilgisayar başından bir ülkeyi rahatlıkla felç edebilir.
Ve bu, muhtemelen sadece bir başlangıç...
🔴 Kritik ara seçimlere saatler kala ABD başkenti Washington D.C.'de geniş çaplı elektrik kesintisi yaşanıyor. The Wall Street Journal'a göre, Dışişleri Bakanlığı dahil bazı kamu binaları kesintiden etkilendi, trafik ışıkları devre dışı kaldı, George Washington Üniversitesi dersleri iptal etti.
☢️ ABD’li TV programcısı Tucker Carlson'dan çarpıcı iddialar: ABD, İran'a nükleer silahla saldıracak.
Peki, ya sonra neler olacak ❓
🔴 Beyaz Saray ve Pentagon’da üst düzey hükümet kaynaklarına erişimi olan Carlson açıkça, Washington yönetiminin İran'a yönelik nükleer saldırı seçeneğini değerlendirdiğini iddia etti.
📌 Carlson'a göre ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yoğun baskısı altında ve nükleer silah kullanımına ilişkin kararı 7 Kasım'a kadar verebilir.
📌 Carlson’a göre, saldırının hedefi Tahran’ın yaklaşık 225 km güneyinde, İsfahan eyaletinde yer alan Kazma Dağı (Kuh-e Kolang Gaz La, resmi adıyla Şehid Alimohammadi Tesisleri).
Mossad, burada uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin yeniden başladığını öne sürüyor.
📌 Bölgedeki tesislerin yaklaşık 90 metre kalınlığında granit kaya tabakasının altında bulunduğunu belirten Carlson, ABD envanterindeki konvansiyonel silahların bu derinliğe ulaşamayacağını, bunun için de tek seçeneğin ‘nükleer saldırı’ olduğunu savunuyor.
🔴 NETANYAHU’YU KİMLER DESTEKLİYOR❓
📌 Savaş Bakanı Pete Hegseth, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Brad Cooper, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve CIA Direktörü John Ratcliffe, Netanyahu'nun yaklaşımını benimsiyor.
📌 Başkan Yardımcısı JD Vance ile Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ise diplomatik çözüm için çaba gösteriyor.
🔴 “KÜRESEL NÜKLEER SAVAŞI TETİKLEYEBİLİR…”
📌 Carlson, İran'a yönelik olası bir nükleer saldırının diğer nükleer güçler açısından tehlikeli bir emsal oluşturacağını savundu.
📌 Bu durumda, Rusya Ukrayna’ya, Hindistan Pakistan’a ve Kuzey Kore de Güney Kore’ye karşı nükleer kullanabilir. Carlson’a göre, “İlk atışın ardından III. Dünya Savaşı kaçınılmaz hale gelir.
🔴 “100 MİLYON İNSANIN SU KAYNAKLARI ZEHİRLENEBİLİR”
📌 Nükleer saldırının yalnızca İran'ı değil, bütün Körfez bölgesini etkileyebileceğini belirten Carlson, yer altında gerçekleşecek bir nükleer patlamanın Basra Körfezi'nde geniş çaplı radyoaktif kirlenmeye neden olabileceğini ve yaklaşık 100 milyon insanın su kaynaklarını tehdit edebileceğini öne sürdü.
📌 Carlson, nükleer savaş ihtimalinin milyonlarca insanın yaşamını tehdit ettiğini savunarak dünya kamuoyunun olası bir saldırıya karşı sesini yükseltmesi gerektiğini ifade etti.
Under pressure from Israeli prime minister Benjamin Netanyahu, the Trump administration may be within days of launching a nuclear strike on Iran. The target would be Pickax Mountain in central Iran, where Israeli intelligence claims the Iranian government has restarted its nuclear enrichment program. No conventional weapon in the American arsenal can penetrate 300 feet of solid granite to destroy the tunnels where enrichment is supposedly taking place. The only military option is a nuclear strike. Netanyahu has been pushing hard for one. “Bibi calls Trump about it every day,” says an informed observer.
Netanyahu is cornered and desperate. After last week’s election results, he can’t form a government unless Trump intervenes directly in Israeli politics and brokers a deal with other parties that gives Netanyahu 61 seats in the Knesset. Otherwise, he is out as prime minister and on his way to ignominy, investigations and possibly jail. Netanyahu must stay close to Trump. He needs this war.
To that end, he’s applied maximum pressure to his closest allies in the administration, including Secretary of Defense Pete Hegseth and CENTCOM commander Brad Cooper. Both oppose a negotiated settlement to the war they’ve so grievously mismanaged; both are pushing to restart major combat operations. Secretary of State Marco Rubio and CIA director John Ratcliffe are also following Netanyahu’s lead, as are leaders of the Democratic Party. In a recent meeting on the subject, former president Barack Obama said he opposes the current Iran peace deal being drafted in Doha.
The rest of America’s longtime allies in the Middle East are terrified by the prospect of more war. On September 27th, Netanyahu flew secretly to Abu Dhabi to enlist the UAE in his lobbying effort for a final attack on Iran. The Emiratis refused. After eight months of conflict, Gulf economies are teetering. So are global energy and fertilizer markets. They won’t recover soon. Globally, there are a total of about 850 supertankers used to transport oil from producers to the rest of the world. In October alone, 11 of them were badly damaged in Hormuz. At this pace, a global depression is imminent. A nuclear strike would radically accelerate the destruction. Fallout from a ground explosion at Pickax Mountain would contaminate the Persian Gulf, poisoning the water supply for 100 million people.
And those are just some of the immediate consequences for the region. The rest of the world is every bit as exposed. No country other than the United States has ever used a nuclear weapon in war. Some would like to. An American nuclear attack on Iran would set a new precedent. The Russians have already told at least two other governments that an American nuclear strike on Iran would free them to use nuclear weapons against Ukraine. Pakistan and India would be tempted to do the same against each other, as would North Korea against Seoul. After the first nuclear strike, World War Three is inevitable. That war would be short and final.
We’ve been sleepwalking toward this moment for months. Since February, the administration has quietly rewritten America’s nuclear doctrine to make first use of so-called “battlefield nukes” easier and therefore more likely. No one in Washington in either party seems bothered by this. Now we’re on the brink of it.
Close observers say Trump is likely to decide by next weekend whether or not to use nuclear weapons. That would be November 7, six days from now. To his credit, he’s hesitating. At the moment, Trump is listening to his vice president, JD Vance, and to his envoy and friend Steve Witkoff, both of whom argue a deal with Iran can be made.
They’re right, though it won’t be simple. The Iranians are famously frustrating to negotiate with under any circumstances, and elements of that government have become more radical since Ayatollah Ali Khamenei and his family were killed in February. After decades of isolation, even relatively moderate Iranian leaders seem confused by how decisions are made in the West. (There is a widespread belief in Tehran, for example, that the United States government controls Israel.) But overall, people who have spoken to decision-makers in Iran say there is consensus there that more war is bad for everyone and a deal is worth making.
One group that hasn’t been consulted so far is the global population — the hundreds of millions of people who will be killed along with their children if Trump is pushed by Netanyahu into launching a nuclear strike next week. Now would be the time for them to speak up.
THE EU’S FINAL UNDEMOCRATIC POWER GRAB: POLAND IS ONLY THE TIP OF THE ICEBERG
What is unfolding in Warsaw is an open assault on national sovereignty by a Brussels-aligned government, executed while the elected President was abroad and shielded by the silence of the European Commission.
This is the clearest demonstration yet that the EU has become the primary instrument of the globalist power structure — financial, bureaucratic and political —and that it will cast aside any semblance of democracy as soon as a sovereign voice threatens its agenda—such as unlimited immigration or a more realistic, pragmatic foreign policy toward Russia.
➡️ In Poland, Prime Minister Donald Tusk’s forces suspended the head of the Constitutional Tribunal and used police to physically block the directly elected President from entering the court. The President called it a coup against the constitutional order and warned that the government is driving the country into a dangerous confrontation with Russia. Brussels offered no condemnation. It has long treated Poland’s highest court as an obstacle to be neutralised whenever its rulings clash with EU diktats.
➡️ The same pattern is visible across the continent: Romania’s presidential election was annulled after the “wrong” candidate won and he is now imprisoned; Hungary’s constitution was rewritten with retroactive limits aimed at Orbán; Germany’s domestic intelligence labelled the largest opposition party extremist; France kept Marine Le Pen under legal restriction; local elections were postponed in Britain. Wherever a sovereignist majority threatens the status quo, the institutions are rewritten, the courts are captured, or the vote is simply discarded.
➡️ The Meloni case proves the point with brutal clarity. Italians voted for greater national control and a break from open-ended EU and Ukraine policies. Within days of taking office she was brought into line: the Russia policy hardened, fiscal and migration “solidarity” commitments were accepted, and the rhetoric of sovereignty was subordinated to Brussels’ priorities. Popular mandate does not equal delivery when the financial and political globalists who underwrite the EU project decide otherwise.
➡️ These are the same actors who have pushed the Russia conflict from the start. Energy prices and living costs have been weaponised against ordinary citizens while the strategic objective — locking Europe into permanent confrontation and permanent dependence — continues. Poland’s crisis is the latest and most open chapter. If the Constitutional Tribunal is fully subordinated, Poland becomes a semi-dictatorial system under EU protection, the Eastern flank is locked into escalation, and the remaining sovereignist governments face the same treatment ahead of next year’s elections in France, Italy, Spain and Poland.
The pattern is no longer deniable. Sovereignty is treated as a temporary inconvenience, not a right.
The next twelve months will show whether any major EU state can still reverse course at the ballot box, or whether the globalist machine has already decided that democratic outcomes are optional. What price will citizens continue to pay before the contradiction becomes unsustainable?
M. Birol Guger retweeted
Mardin'de bir savcının 9 yıllık para hareketi 629 milyon, eşinin 2026 yılındaki para hareketi 287 milyonmuş.
İşte Adalet işte Kalkınma…
🇪🇺 🇵🇱 Başta Le Pen ve Victor Orban olmak üzere Avrupa sağından Polonya Başbakanı Donald Tusk’a kuvvetli eleştiriler geliyor.
Tusk’ın en büyük destekçisi Almanya sessiz. Zira muhtemelen, Polonya muhalefetinin sıkça başvurduğu ‘Alman nüfuzu’ söyleminin güçlenmesini istemiyor.
Peki, AfD neden sessiz kalmayı tercih ediyor ❓
AfD, Tusk’a karşıt bir ideolojik kümede konumlanmasına rağmen Polonya milliyetçileriyle de ciddi anlaşmazlıklar yaşıyor.
Örneğin:
📌 AfD, Rusya ile ekonomik ilişkilerin normalleşmesini savunuyor.
Polonya milliyetçi-muhafazakâr çevreleri ise Rusya'yı temel güvenlik tehdidi olarak görüyor.
📌 AfD için Tusk'ın zayıflaması siyasi açıdan cazip olabilir; ancak Polonya milliyetçilerinin güçlenmesi mutlaka Alman çıkarlarına hizmet edecek diye bir şey yok…
🇩🇪 Alman hükümeti Tusk'ı açıkça desteklemenin, AfD ise Tusk'ın karşısındaki Polonya milliyetçilerini açıkça desteklemenin siyasi maliyetini hesaplıyor olabilir.
M. Birol Guger retweeted
Polonya'da Varşova'ya doğru hızla geçen Alman polis araçlarından oluşan konvoyların görüntüleri. Polonyalılar, AB kuklası Tusk'un darbe planında Berlin tarafından desteklendiğini iddia ediyor.
This quoted post is unavailable.
🇵🇱 Polonya’da olan bitene dair oldukça önemli bir değerlendirme:
📌 Kuzey Akım boru hatlarının tahrip edilmesinin ardından Alman sanayisi son derece ağır bir krize sürüklendi.
📌 Rusya'dan gelen ucuz doğal gazdan mahrum kalan sanayi, bugün kelimenin tam manasıyla can çekişiyor.
📌 Rusya'dan Almanya'ya uzanan ve hâlâ kullanılabilir durumda olan son iki boru hattı ise Polonya üzerinden geçiyor:
Yıllık 33 milyar metreküp taşıma kapasitesine sahip Yamal doğal gaz boru hattı ile Druzhba (Dostluk) petrol boru hattı.
📌 Almanya, sanayisini kurtarmak için Polonya üzerinde kontrol sağlamak zorunda. Bunun için de oldukça sert yöntemlerle Başbakan Tusk’ı destekliyor.
ARKA PLAN
📌 Dün (31 Ekim) Başkent Varşova’da polis, Anayasa Mahkemesi binasını kuşattı.
📌 AB yanlısı (Almanya destekli), liberal Başbakan Donald Tusk ve (ABD yanlısı) milliyetçi-muhafazakâr Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki karşı karşıya geldi.
📌 Tusk hükümetinin, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin uçağının Varşova’ya inişini engelleyerek kendisini anayasa krizinden uzak tutmayı planladığı söyleniyor.
📌 Ancak iddiaya göre askerî havaalanının kontrolünü elinde bulunduran ordu, hükümetin talimatlarına uymayı reddetti ve uçak Varşova’ya indi.
Wytłumaczę wam co się dokładnie dzieje w Polsce.
Po zniszczeniu Nord Stream niemiecki przemysł wpadł w skrajny kryzys i zwyczajnie umiera bez taniego gazu z Rosji. Przez wojnę na Ukrainie to właśnie przez Polskę idą dwa ostatnie sprawne rurociągi z Rosji do Niemiec. Jamal z przesyłem 33 mld M2 oraz rurociąg ropy Przyjaźń. Niemcy aby ratować swój przemysł muszą przejąć kontrolę nad Polską i to właśnie robią. Reszta jest tłem.
M. Birol Guger retweeted
🇹🇷🇩🇪 German media:
When Turks have their own clubs in Germany:
‘Why don’t Turks integrate?’
When Amedspor plays in the Süper Lig:
‘How breathtaking to see a club celebrating Kurdish pride and identity in Türkiye.’
🇵🇱 Polonya’da ordu ile hükümet arasında kriz iddiası
📌 Gazeteci Stanisław Janecki’nin iddiasına göre, AB yanlısı Tusk hükümeti, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin uçağının Varşova’ya inişini engelleyerek kendisini anayasa krizinden uzak tutmayı planladı.
📌 İddiaya göre uçak, Viyana veya Kraków’a yönlendirilecekti. Ancak askerî havaalanının kontrolünü elinde bulunduran ordu, hükümetin talimatlarına uymayı reddetti.
Şehidimizin babasına sormak lazım, bedelli askerlik hakkında ne düşünüyor acaba? Sonuçta, 472 bin TL’yi (eski tarife ile 243 bin TL) denkleştirebilse evladı yaşıyor olabilirdi.
Sizce bu durumda, ‘kederde, kıvançta, tasada bir olmak’tan bahsedebilir miyiz? Bunun yarattığı tahribatla elbet yüzleşeceğiz.
Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü, bugün Hakkari’de şehit düştü. Aydın Çineli’ydi. Yoksul bir ailenin oğluydu. Cenaze töreni Çine’de yapıldı. A.A.’nın haberine göre katılan en üst düzey devlet yetkilisi, Aydın Valisi’ydi. Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu bile yoktu. Cenazeye bir tane bakan katılmadı. Çok mu zordu gelmek? Ya muhalefet liderleri? Size ne demeli?
M. Birol Guger retweeted
Bakın bu Yunan kurnazlığıdır. Atina son dönemde bazı Pomak temsilcilerini “Türk” karşıtı politikaları için kullanarak “Türk okullarında okumaktan rahatsız oldukları” ve “zorunlu Türkçe dersinden şikâyetçi oldukları” yönünde açıklamalar yaptırıyor ve bunu medyada dolaşıma sokuyor. Bu yöntem, Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın ezici çoğunluğunun etnik Türk olduğunu gizlemeye ve haklarını gasp etmeye yönelik bilinçli bir yok etme operasyonudur. Yunanistan, sistematik şekilde Lozan Antlaşması’nı ve uluslararası hukuku ihlal ediyor, AİHM kararlarını uygulamıyor. Yunanistan’ın “Türk” varlığına yönelik düşmanca politikasına dur denmeli, gerekirse müdahale edilmelidir.
🔴 ÖNEMLİ UYARI
Odak TV adlı bu hesap daha önce de İran DMO komutanı Musavi ile ilgili daha sonra dezenformasyon olduğu kanıtlanan bir paylaşımla radarıma girmişti.
Profile girip “Bu hesap hakkında” kısmına tıkladığınızda karşınıza çıkan “West Asia” (Batı Asya) ifadesi, kullanıcının ülkesini gizleyip daha geniş bir bölge göstermeyi tercih etmiş olabileceği anlamına geliyor.
X, bu konumu geçmiş IP adreslerinden çıkarıyor. Kullanıcı ise ülke yerine bölge göstermeyi seçebiliyor. VPN kullanımı da konumun doğruluğunu etkileyebiliyor.
Bir gazeteci olarak, bu tarz künyesi, personeli belirsiz mecralardan haber takip etmenizi tavsiye etmem.
Kamuoyunu yönlendirme hedefi taşıyan mecralar, bazı durumlarda, 100 doğru haber girişini sadece 1 yönlendirme haberi piyasaya sürmek için yapabilir.
Kullanıcılar, Aliyev’in bir TikTok hesabı olmadığını, bu sözleri de zamanında Ermenistan’a karşı sarfettiğini söylüyor.
Şayet öyleyse bu hesap, Türkiye’nin milli menfaatlerine karşı açıkça yalan bilgi yayıyor.
@dmmiletisim
🇺🇳 Türkiye’nin, Feridun Sinirlioğlu nezdinde BM Genel Sekreterliği için şansını deneyecek olması takdire şayan, ancak seçilme şansı neredeyse hiç yok.
BM liderliği için gözler Latin Amerika ve Karayipler’e çevrilmiş durumda. Üstelik BM’nin 80 yıllık tarihinde ilk kez bir ‘kadın Genel Sekreter’ seçilmesi yönünde güçlü bir beklenti bulunuyor.
Bu iki kritere uyan dört isim öne çıkıyor: Kosta Rikalı Rebeca Grynspan, Ekvadorlu María Fernanda Espinosa ve Ivonne A-Baki ile Guyanalı Carolyn Rodrigues-Birkett.
BM Genel Sekreterliği için yazılı bir bölgesel kota bulunmuyor. Ancak görevin coğrafi gruplar arasında dönüşümlü olarak paylaşılmasına dayanan köklü bir diplomatik teamül var. Bu kez sıranın Latin Amerika ve Karayipler’de olduğu görüşü ağırlık kazanıyor.
Ancak BM tarihinde bölgesel rotasyon beklentilerinin dışına çıkan ve seçilmeyi başaran isimler de oldu. Dolayısıyla diplomatik teamüller güçlü olsa da mutlak değil.
Feridun Sinirlioğlu’nu resmen aday gösterdik. Büyükelçi Ahmet Yıldız'ın imzalı başvurusu ilişikte.
Sinirlioğlu 8. aday oldu.
Şimdiye kadar yapılan oylamalarda Kosta Rika’lı Rebeca Grynspam 11 "lehte" ve 4 "aleyhte" oyla önde.
Arjantinli Rafael Grossi 9 "lehte", 4 "aleyhte" ve 2 "çekimser" oyla diğer öne çıkan aday.
Azerbaycan üzerinden tartıştığımız BAE’li Lana Nusseibeh’e itiraz edenlerin sayısı 6.
Burada asıl konu daimî üyeler ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa'nın vetosuna takılmamak. Onlardan biri kırmızı kart gösterdi mi hiç şans yok. Yani “Dünya 5’ten büyüktür” politikasının pek yardımcı olmayacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.
Türkiye’nin demokrasi-hukuk karnesi ve algısı da işleri pek kolaylaştırmayacak elbette.
“İlk kadın Genel Sekreter” söylemi ve “2 dönemdir sekreter Avrupalı, sıra Latin Amerika’da beklentisi” de yine Sinirlioğlu için sıkıntılı boyutlar.
Son yoklamada BAE’li aday yeni katıldığı için oylamada kırmızı kart durumuna bakılmadı. Sıradaki oylamada da -Sinirlioğlu ilk kez katılacağı için- aleyhte oylarda kimlere kırmızı kart gösterildiğini bilemeyeceğiz.
“Sinirlioğlu’nun adaylığı Türkiye’nin uluslararası alandaki gücünü gösteriyor propagandası” birazdan başlar. Bunu somut şekilde tartışabilmek için 8. yoklamada alınacak onay sayısına bakmak lazım.
İkinci hava harekatının başladığı gün Tahran’daydık. 10 günlük gezimizin son günüydü. Her köşebaşında nezaket ve güleryüzle karşılanmış, her yerde Türkçe konuşmuş, sınırsız ikram ve muhabbetle ağırlanmıştık.
Doğrusu, daha önce bize bu kadar benzeyen insanlara hiç rastlamamıştım.
İranlılar nazik, romantik, düşünsel derinliğe sahip, acelesi olmayan, ince ruhlu insanlar. Dilerim daima, huzurla, yanıbaşımızda var olsunlar.

























