Mehmet Ali Samur (@MA_Samur) header
Mehmet Ali Samur (@MA_Samur) profile picture

Research Assistant at @UniBogazici, PolSci&IR MA, Uluslararası Rejimler 🌐 Türk Dış Politikası 🇹🇷

Boğaziçi Üniversitesi
Joined December 2024
Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)Photo by Mehmet Ali Samur (@MA_Samur)
İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına... Üç gündür kamuoyu gündemi, Fatma Betül Sayan Kaya'nın adının karıştığı ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran fon krizi ve borsa iddialarıyla çalkalanıyor. Kendisi bir açıklama yapmış; ancak bu açıklamada iddiaları net bir dille yalanlamıyor, süreçten haberi olmadığını söylemiyor ve gelen onca eleştiriye rağmen ufak bir pişmanlık belirtisi bile göstermiyor. Sadece sürecin netleşmesi adına görevinden affını talep ettiğini söylemiş. Netleşecek ne var? İnsan ne yaşadığını bilir, açıkla biz de bilelim. Şimdi de parayı iade ettiği söyleniyormuş. Peki, kim bu isim? Daha düne kadar AK Parti Genel Başkan Yardımcısı olan, 17 yıldır partinin içerisinde bulunan, birçok kritik kademede görev almış bir siyasetçi. 2015’te MKYK’ya girmiş, 2016’da henüz 35 yaşındayken bu devletin Aile Bakanı olmuş.Yetmemiş, tüm ailesi devletin önemli bürokratik kademelerinde görevler almış, herkesin gözü önünde olan ve milleti temsil görevi bulunan biri. Yani çeperde veya kıyıda köşede kalmış değil, mekanizmasının merkezinde yer almış bir insan. Peki, muhafazakar camia şimdi neyle övünüyor? Bakın, biz kimseyi yolsuzluğundan veya usulsüzlüğünden ötürü savunmayız. Adam harcamaktan çekinmeyiz, deniyor. Peh, övünülen duruma bakın! Siz neyi neyle kıyaslıyorsunuz? Ya ne olacaktı? Bu ülkede geçimini ucu ucuna sağlayan milyonlarca insan varken elindeki milyonları yetinmeyen bir tamahkarın, haksız kazançla 2 milyar TL'yi cebine indirmesini bir de sineye mi çekecektik? Onlar daha çok götürüyor, o kadar da abartmayın mı diyecektik? Tabii ki de o kişiyi görevden uzaklaştıracaksın, tabii ki de soruşturacaksın, suçu varsa da içeri atacaksın. Bunu bir meziyet gibi sunmak ahmaklıktır. Sadece görevinizi yaptığınız için bir de alkış mı bekliyorsunuz? Elinizi vicdanınıza koyun. Anbean muhalefetin cumhurbaşkanı adayı yolsuzluk iddiaları nedeniyle içeride değil mi? Bütün bir siyaset o tarihten beri buna göre şekillenmiyor mu? Ülkenin ana gündemimiz son iki senedir bu tür iddialar ve yolsuzluklar değil mi? Bu saatten sonra kim, neye, nasıl inanacak? Kime güvenecek? Ben kendi adıma söyleyeyim, üzerimde vebal kalmasın. 7'den 70'e herkeste büyük bir öfke var. Millet artık Hayır, onlar inançlı insanlar, adaletlidirler, harama el uzatmazlar demekten çekiniyor. Siyasete ve siyasetçiye güven kalmamış durumda. Geriye bir dayanak kalmış, o da Cumhurbaşkanı Erdoğan. Tüm bu kervan sadece onun hatrına yürüyor. AK Parti, dışarıdan bakıldığında sadece kendini bir yere atmaya çalışan, network ile statü ve çıkar elde etmek için insanların toplandığı bir yer olarak algılanıyor. İşini hakkıyla yapan doğru ve dürüst kişiler, AK Parti ile beraber anılmaktan uzun zamandır çekiniyor. Bu yaşananlar, buraya kadar gelindiğini görmek için yeterince büyük bir ders değil mi? Cumhurbaşkanı böyle bir enkazı genç nesillere bırakmamalı, devrim önce içeride olmalı. Bu iş burada kalmamalı. Kimin ne suçu, ne usulsüzlüğü varsa gözünün yaşına bakılmadan hesabı kesilmeli. Memlekette dürüst adam mı kalmadı ki üç beş haramzadenin hatrıyla iş yapılsın?
Son günlerde meydana gelen ve kamuoyunu meşgul eden bir meseleyle ilgili olarak bugün şahsım hakkında birtakım iddia ve değerlendirmeler gündeme getirilmiştir. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde söz konusu meseleye ilişkin ortaya koyduğu açık ve kararlı iradeyle, kim olursa olsun iddiaların tüm yönleriyle araştırılması ve sürecin titizlikle yürütülmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ben de bu yaklaşımın gereği olarak, ortaya atılan iddiaların hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulmasını ve yürütülecek sürecin sağlıklı ve selamet içerisinde tamamlanmasını son derece önemsiyorum. Siyasette taşıdığımız sorumluluğun yalnızca hukuki sorumlulukla sınırlı olmadığına inanıyorum. Milletimize karşı üstlendiğimiz görev, gerektiğinde siyasi ve vicdani sorumluluk almayı da gerektirir. Bu nedenle, şahsımla ilgili iddiaların açıklığa kavuşturulacağı bir süreçte bulunduğum makamın herhangi bir tartışmaya konu edilmemesi; yürütülecek inceleme ve soruşturmanın hiçbir gölge altında kalmadan, bağımsız ve sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi adına siyasi sorumluluk almayı gerekli görüyorum. Bu anlayışla, sürecin selameti ve iddiaların tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla yürütmekte olduğum tüm görevlerimden affımı Sayın Genel Başkanımızdan istedim. Kamuoyuna saygıyla arz ederim.
Readers added context they thought people might want to know
Paylaşımda “kamuoyunu meşgul eden bir mesele” diyerek önemsizleştirmeye çalıştığı şey, nereden biriktirdiği belli olmayan 163milyon TL yi, 2-3 ayda 2milyar TL yapmak. x.com/zeynelemre_/st…
2
9
34
3,178
Mehmet Ali Samur retweeted
Elden ele yapalım.
Bu twiti attığı için hesabı gitmiş. Rezalet. Vatan haini olduğunu yazan hesapları Muhbirler olayında yüz binlerce cimer şikayetine rağmen engellemeleri 1,5 hafta sürmüştü. O hesaplar bugün halen açık. Bu arkadaşları eleştirmek vatan haini olduğunu söylemekten beter olsa gerek ki tüm devlet aygıtları eleştirilmemeleri için seferber ediliyor. Bu twitte ismi yazanlara haksızlık yapıldıysa dava açarlar. Twitterda bir ilk de olmaz. Her gün ana avrat sövüyorlar bize, devletin imkanı vatandaş mı ayırır ? Diğer insanlardan bunları ayıran -şu an ciddi bir töhmet altında olmak dışında- ne özellikleri var da hesapları engellemekte başka hiçbir durumda olmadığı şekilde hızlı davranılıyor ? Bu da devlet imkanlarının kişisel menfaatler için kullanılmasıdır. Bu devlet kimsenin oyuncağı değil.
302
3,993
239
11,513
901,891
Mehmet Ali Samur retweeted
Çıkılmıyor videodan ya
64
4
465
35,974
Mehmet Ali Samur retweeted
Üryan geldik, yine üryan gideceğiz…
3
85
3
534
11,678
Mehmet Ali Samur retweeted
Suriye'nin Yeni Gerçekliği | 8. Gün - Dr. M. Usame Karadeniz, Mehmet Ali Samur, Emirhan Yörük teapawt.net/i/broadcasts/1mxPaZQMX…
5
6
437
Mehmet Ali Samur retweeted
Yâ Rab! Bu ne hicrandır ki ufuklar duman üstüne duman, Bu ne devrandır ki harâb olmuş emniyet-i insan. Kimi servet peşinde, kimi şöhret, kimi ihtiras; Çiğnenirken ayak altında vicdan, merhamet, ihlâs. Ne mâbeddeki huşû kaldı eski heybetiyle, Ne mektepteki irfan o vakur izzetiyle. Sanki bir korkunç rüzgâr geçmiş asırlar içinden, Savurmuş ne kadar kıymet varsa milletin elinden. Bakıyorum da yıkıntıların ardı görünmüyor; Feryatlar yükseliyor, cevabı bilinmiyor. Bir tarafta zulüm, bir tarafta bitmeyen figan… Yeryüzü mahşer olmuş, susuyor ehl-i zaman. Ve hâlâ gecenin bağrında yanarken bu matem, Göklere yükseliyor kırık kalplerden bir âlem: “Sen her şeye şahitsin!” demekten başka ne çare? Zira bu kadar derdin altında kırılır her ibare. Lâkin hâlâ ağlayan gözler var toprağı sulayan, Hâlâ alın teriyle yarınlara yol arayan. Düşen her damla yaşla yeşerecek nice fidan, Çalışmaktan korkmayacak, vazifesinden kaçmayacak insan. Gün gelecek, bu karanlık ufuklardan çekilecek, Her harâbe yeniden emek ile dirilecek. Kimse korkmayacak yarının yükünü omuzlamaktan, Yeri geldiğinde gereği yapılacak, çekinmeden, yılmadan. Zira her gecenin bağrında saklıdır bir seher, Her nesle düşen bir emanet, her emanete bir nefer. Bu millete yeniden diriliş, bu mayaya bereket ihsan eyle, Yâ Rab!
2
5
197
Yarın akşam 21.00’da @polletika’dayız.
🔸Suriye'nin Yeni Gerçekliği | 8. Gün 8. Gün'de; Suriye'de savaşın, yıkımın ve siyasal kırılmaların ardından parçalanmış egemenlik alanlarında devlet otoritesinin yeniden nasıl kurgulandığını, İlahiyatçı ve Akademisyen Dr. M. Usame Karadeniz ve Siyaset Bilimci Mehmet Ali Samur'la birlikte konuşuyoruz. 📎 YouTube Canlı Yayını İçin: youtube.com/live/sph2L0QxYlE 📎 X Canlı Yayını İçin: teapawt.net/polletika @emirhanyoruk01 @MA_Samur @KaradenizUsame
1
8
440
Türkiye çok iyi bir ekonomi politikasına sahip olsaydı bile yüksek ihtimalle Almanya’nın veya Güney Kore’nin önüne geçemeyecekti. Çünkü mesele iyi bir sanayi ya da iyi bir ekonomi politikası değildi. Uluslararası ekonomik iş bölümünde Türkiye’nin rolünün bu iki ülkeden farklı olmasıydı. NATO’nun güney kanadında Sovyetlere karşı askeri açıdan varlık göstermeli, ancak çevresine musallat olmayacak kadar da zayıf tutulmalıydı. Bu durum ekonomik, finansal ve siyasi bağımlılıklarla sürdürüldü. 1950-1954 yılları arasında tarımsal üretimi teşvik etmek amacıyla ABD, yüksek hacimli kredi ve hibelerle Türk ekonomisini destekledi. Bu durum ekonominin şahlanmasını sağladı. Yardımların 1955 yılında kesilmesiyle birlikte cari açık, yüksek faiz ve devalüasyon sarmalına girildi. 1961-1974 yılları arasında ithal ikameci model uygulandı. Sözde yerli sanayi desteklenecek, cari açık sorunu da yerli üretim yoluyla aşılacaktı. Ancak lisanslı üretim ve ara malı ithalatı yüzünden bu model çalışmadı; cari açık ve devalüasyon sorunu çözülemedi. Aynı yıllarda hem Almanya hem de Güney Kore kendi otomobil markalarını geliştiriyor ve dünya pazarlarına erişim imkânı buluyordu. Türkiye’nin ne kendi otomobilini üretmesine ne de katma değerli ürünlerinin küresel pazarlarda alıcı bulmasına izin verildi. Türkiye tekstil, otomotiv montajı ve ağır sanayi gibi emek-yoğun alanlarda fason üretim yapmaya mecbur bırakıldı. Çözülemeyen enerji açığı nedeniyle de ülke hiçbir zaman hayalini kurduğu ihracat odaklı ve cari fazla veren bir büyüme modeline geçemedi.
Alarko’nun kurucusu İshak Alaton: “1950’de kişi başına gelir Türkiye’de 200 dolar, Almanya’da yaklaşık 80 dolar, Güney Kore’de 65 dolardı. Türkiye savaş görmemişti ve açık ara öndeydi. 50 yıl sonra Türkiye 3 bin dolara çıkarken, Almanya 60 bin dolara, Güney Kore 30 bin dolara ulaştı. Türkiye, Almanya’nın da Kore’nin de önünde olabilirdi. Ama Türkiye özel sektörün potansiyelini hiçbir zaman yeterince değerlendiremedi. Bana sorarsanız Türkiye çok fena çuvalladı.”
48
47
9
547
143,171
İmkansız mıydı? Belki de değildi ama bir patikaya girilmişti. Geri dönülmesi zor bir patikaya. Dünya sistemine alternatif bir hikâye yazmak çok zordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tek başına üretimin %50’sini yapıyor, Batı kampı dünya ekonomisinin %60’ından fazlasını kontrol ediyordu. Yeryüzünde paylaşılmamış tek bir toprak parçası kalmamıştı. Ticaret yolları, yüksek nüfuslu pazarlar ve finansal sistem dünyayı çepeçevre sarmalamıştı. Kapsamlı bir toprak reformu yapılsaydı, devlete bağımlı millî bir burjuvazi yaratılıp katı bir sanayi politikası izletilebilseydi belki bir ihtimal vardı. O ihtimali de 1961 Anayasası ile ortadan kaldırdın. Ki bence şartlar elverse bile yalnızca iç pazar Türkiye’nin kalkınması için yeterli olmazdı. Sermayen yok, pazarın yok, adamakıllı çalışan iş gücün yok. Bu ortamda katma değerli mamul üretmen de çok zor. 19.yüzyılın sonunda Alman veya Japon modernleşmesi gibi bir hamle olsaydı belki başarıya ulaşılırdı. Orada olmadıktan sonra Soğuk Savaş döneminde maçı tersine döndürmek iyice zorlaştı. Sistemin içerisinde bize bir yer tarif edildi, biz de kabul ettik. Olan bu. İngiltere Başbakanı Lord Salisbury’ye atfedilen bir söz var. "Türkiye, geleceği çok parlak bir ülkedir ve hep öyle kalacaktır." diye. Soğuk Savaş dönemini çok iyi özetleyen bir cümle. Her zaman potansiyel vaat etti, ama hiçbir zaman o potansiyel realize olmadı.
1
1
12
1,070
Güney Kore hakkında Daron Acemoğlu'nun at gözlüklerini bir kenara bırakıp gerçekleri okumak isteyenler buyursun; Gregg Brazinsky, Nation Building in South Korea: Koreans, Americans, and the Making of a Democracy (UNC Press, 2007)
1
20
1,251
Bu röportajın sonunda Gazze'deki soykırım ve Batı'nın kayıtsızlığına dair çok ilginç bir cevap veriyor Acemoğlu. Murat Sabuncu, uluslararası kurumların ve batılı devletlerin 7 ekim sonrası İsrail'in soykırımına karşı sergiledikleri iki yüzlü tavrı eleştiriyor ve bu durumun aynı zamanda liberal demokrasilere yönelik bir güvensizlik oluşturmuş olabileceğini söylüyor. Acemoğlu ise meseleyi hiç buraya getirmeden, bu durumun da ulusal sorunlardan kaynaklandığını, önce demokrasi sorununun çözülmesi gerektiğini ve daha sonra demokratik ülkelerin bu uluslararası kurumları düzelteceğini söylüyor. Tam bir liberal iki yüzlülüğü, hatta sahtekarlığı örneği. Halbuki soykırımın en şiddetli yaşandığı dönem Biden dönemi ve Blinken'ın dışişleri bakanlığı dönemiydi. Soykırım politikalarına giden süreçte Abd, İsrail'e yönelik askeri ve siyasi desteğini hiçbir zaman esirgemedi. üstelik bu durum, liberalizmin altın çağlarını yaşadığı 90'larda ve 2000'lerin başında da aynı şekilde devam ediyordu. Almanya'daki yapısal siyonist severliği saymıyorum bile. Avrupa devletleri-İspanya hariç- hep bir ağızdan "Israel has right to defence itself" diye propoganda peşine düştüler. Yani batı dünyasının siyonizm tabusu ne Trump iktidarıyla ne de yükselen sağ ile açıklanabilir. Acemoğlu burada da faturayı otoriterleşme dalgasına çıkarmak istiyor. Halbuki, İsrail'in bu saldırgan tutumu ve kutsal devlet miti, bizatihi liberal uluslararası kurumlar tarafından yaratıldı. içinde yaşadığımız durum, 1948'den beri korunan ve ne pahasına olursa olsun askeri, siyasi, diplomatik ve hatta kültürel alanda desteklenen bir siyonist projenin sonucu.
📢 2024 yılı Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Prof. Dr. Daron Acemoğlu T24'e konuştu! 💬 "AKP'nin başarısı muhalefetin başarısızlığından ayrı düşünülemez" 🎙️ Acemoğlu, yeni kitabı 'Hangi Liberal Demokrasi'yi Türkiye'de ilk kez Murat Sabuncu'ya anlattı👇🏻 youtu.be/skZrsw9hxEg
1
18
1,036
Kemal Öztürk’ün ifadelerinin ne kastettiği, mefhumu gayet açık. Lazkiye’de, Tarsus’ta sıradan sivil Alevi vatandaşlar kastedilmiyor, 54 sene boyunca Suriye halkına kan kusturan Esad ailesi ve onun şebekesi kastediliyor. Suriye tarihine biraz hâkim olan biri, bu şebekenin Fransız mandası döneminde nasıl inşa edildiğini, özel askerî birliklerle Suriye’nin yönetici elitleri olarak yetiştirildiğini ve Hafız Esad darbeyle iktidarı aldıktan sonra askeriyede, istihbaratta ve ekonomik alanda nasıl örgütlendiğini bilir. Kastedilen kesim, en başta Esad ailesi ve yapılan onlarca katliama ortak olan bu grubun diğer networkleridir. Buradaki kötülüğe referans vermek, şiddetin boyutunu tarif etmek niçin suç sayılıyor, bir soruşturmaya tabi tutuluyor? Benim asıl merak ettiğim Sednaya hapishanesi, toplu mezarlar, kimyasal silahlar haricinde ne hikayeler dinledi Kemal Öztürk? Bölge halkları daha nelere şahit oldu? Hepsinin belgelenmesinde yarar var. Esas dinlenmesi gereken, soruşturmaya tabi tutulması gereken bilgiler bunlar olmalı.
Bilgilendirme 2 Emniyet birimleri resmi tebligatı yaptılar. Basına gönderilen bilgilerde yazıldığı gibi Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine İstanbul’da Cumhuriyet Başsavcılığına ifade vermem isteniyor. Bir gözaltı işlemi yapılmadı. Yargının talebine uyarak gidip ifademi vereceğim. Daha sonra kamuoyuna tekrar açıklama yapacağım. İlgi gösteren herkese teşekkür ederim.
4
16
77
3,131
Emekli büyükelçiler (namıdiğer monşerler) esas neye kızıyor? Neye itiraz ediyor? İtirazın kaynağı, Türkiye'nin bir asırdır korunan dış politika kodlarının değişmesidir. Türkiye'nin sınır ötesi bir ufka yönelmesidir. Baskın Oran’ın editörlüğünü ve hamiliğini yaptığı kült eseri Türk Dış Politikası'nda Cumhuriyetin dış politik ajandasında iki temel ilke tespiti yapılır. Oran’a göre Cumhuriyet dönemi dış politikasının şaşmaz iki kaidesi vardır: Birincisi Batıcılık, ikincisi Statükoculuktur. Birinci ilkeyi Oran, Osmanlı modernleşme hareketlerine, hatta Lale Devri'ne kadar götürür ve yönetici elitin, devletin bekasını sağlamak için batılılaşmayı tek ve nihai reçete olarak gördüğü tezini savunur. İkinci ilke ise Birinci Dünya Savaşı sonrası, Anadolu’nun bile işgal edilmesinin etkisiyle Cumhuriyet'in kuruluşu ile kurucu elitler tarafından (en başta Atatürk) kabul edilen statükoculuk ilkesidir. Türkiye, kendi sınırları da dâhil olmak üzere komşu ülkelerin sınırlarının o veya bu şekilde değiştirilmesine karşı çıkar, mevcut dengenin şaşmaması için elinden geleni yapar. Bununla beraber hiçbir ülkenin tek başına bölgeyi domine edebilecek bir güce ulaşmamasını da savunur. Yani kısaca "ne uzasın ne kısalsın"dır ana hedef. Gelelim günümüze. 2011 Arap Baharı ile beraber Türk dış politikasında derin bir kırılma yaşandı. Ne Batıcılık ne de Statükoculuk ilkesi artık tarihsel referanslarda olduğu gibi ana kaideler olarak görülmüyor. En başta Türkiye, kendi hinterlandında yaşanan gelişmelere aktif müdahalecilik yöntemiyle karşılık veriyor. 2016 yılına kadar bu durum daha çok yumuşak-sert güç karışımı olarak uygulanıyordu. 2016 yılı ise revizyonist dış politika anlayışının pratik sahada karşılığının verildiği bir milat oldu. O tarihten itibaren Türkiye, sınır dışı operasyonlarında girdiği mevzileri bir daha terk etmedi. Batıcılık ise Türkiye’nin dış politik muhayyilesinde hâlâ bir muamma. Bir karar verememe hâli devam ediyor. Tüm tarihsel ve kültürel referanslar Batı menşeli olmaya devam ederken iş yapış biçimi ciddi oranda Türk usulü bir yöne evriliyor. Ben bu ara dönemin, yani 2022 sonrası (Ukrayna savaşı sonrası Türkiye-Batı ilişkilerinin düzelmesi) ile başlayıp günümüze kadar süren dönemin, stratejik beraberlikten pragmatik birlikteliğe doğru bir geçiş aşaması olduğunu düşünüyorum. Bu, şu aşamada artık zoraki bir birlikteliğe dönüşmüştür. Türkiye, ait olduğu Batı menşeli bağımlılıklarının muadillerini oluşturduğu gün hızlı bir biçimde bölgesel hegemonluğa oynayarak bu bağımlılık ilişkisini terk edecektir diye düşünüyorum. Bahçeli’nin "Türkiye Yüzyılı" diye vurguladığı, Erdoğan’ın Türk-Kürt-Arap ittifakı diye çerçevelendirdiği son girişimler bu yeni dış politik vizyonu anlatıyor.
Görende sanır kendisinin meslek memuru olduğu dönemde Türkiye diplomatik temsilde zirveyi yaşıyordu. Senin tek vazifen NATO’nun güney kanadı olarak Sovyetler Birliğini dengelemek, Yunanistan ve Kıbrıs meselesinde de fazla problem yaratmadan dengeli bir ilişki yürütmekti. Bunun haricinde ciddi bir işin yoktu senin. Paris’e gittiğinde ben de sizlerden biriyim imajını vermek Afrika veya Orta Doğu’daki görevinde de ben ‘Arap’ değilim yahut bildiğiniz ‘Müslüman’ değilim, çağdaş bir memleketten geliyorum demekti. Türkiye’nin soğuk savaşta bunun haricinde bir dış politik gündemi zaten olmadığı gibi diplomasinin de kâhir ekseriyeti Batı tarz teamüllere sıkı sıkıya bağlanmakla yükümlüydü. Soğuk Savaş döneminde bir Kıbrıs meselesidir bizim nişanemiz, başka da bir maharet bulmak zordur. Kendine liyakat diye tutturduğunuz yol Avrupa’nın iyi kopyası olmaktan başka bir şey değildi. Bugün Katar’a, Mısır’a, Somaliye giden genç diplomatlar en azından sırtında taşıdığı bir misyonla gidiyor. Kendine has çıkarları olduğunun bilinci ile yetişiyor. Esas devlet adamlığı budur, ABD’nin askeri siyasi pozisyonunu her gittiğin yerde taşeronluğunu yapmak değildir.
3
3
1
32
5,629
Yazıyı atar atmaz önüme düşen bir haber, anlattığım vizyonun parçası. teapawt.net/ConflictTR/status/2094…
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile Pakistanlı ve Suudi Arabistanlı yetkililer, Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında tesis edilen Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı öncesinde sohbet ettiler.
2
621
Mehmet Ali Samur retweeted
"Hangi Gurlevik saatisiniz?" akımı başlatıyorum beyler. Ben buyum: gurlevik.co/tr-tr/products/f… Saat değil, adeta şiir...
54
65
152
1,043
463,970
Mehmet Ali Samur retweeted
Bir konuya açıklık getireyim. Tesla'nın en büyük fabrikası Şanghay'da. Üretim yarısından fazlasını gerçekleştiriyor yıllardır. Araba parçalarının tamamına yakını Çinli, Koreli, Japon tedarikçilerden geliyor. Çoğunluğu Çin'den ama. Elon'un katma değeri yüzde 30'u katiyen bulmaz, araç başı kar belli. Çin'le Amerikan'nın arası bozulsa Elon araç yapamaz. Özetle. So what? * Bakınız: Yüzde 30'la başlarsın, yarın 32 olur. Beş sene sonra 35. * Çinliler de yedi kuşaktır elektrikli yapmıyor. * Sen CATL platformunun üstüne koymazsan başkası koyar yine sana satar * Biz yapamayız zihniyeti her zaman sıfıra mahkumdur.
This quoted post is unavailable.
75
111
10
1,539
227,576
Görende sanır kendisinin meslek memuru olduğu dönemde Türkiye diplomatik temsilde zirveyi yaşıyordu. Senin tek vazifen NATO’nun güney kanadı olarak Sovyetler Birliğini dengelemek, Yunanistan ve Kıbrıs meselesinde de fazla problem yaratmadan dengeli bir ilişki yürütmekti. Bunun haricinde ciddi bir işin yoktu senin. Paris’e gittiğinde ben de sizlerden biriyim imajını vermek Afrika veya Orta Doğu’daki görevinde de ben ‘Arap’ değilim yahut bildiğiniz ‘Müslüman’ değilim, çağdaş bir memleketten geliyorum demekti. Türkiye’nin soğuk savaşta bunun haricinde bir dış politik gündemi zaten olmadığı gibi diplomasinin de kâhir ekseriyeti Batı tarz teamüllere sıkı sıkıya bağlanmakla yükümlüydü. Soğuk Savaş döneminde bir Kıbrıs meselesidir bizim nişanemiz, başka da bir maharet bulmak zordur. Kendine liyakat diye tutturduğunuz yol Avrupa’nın iyi kopyası olmaktan başka bir şey değildi. Bugün Katar’a, Mısır’a, Somaliye giden genç diplomatlar en azından sırtında taşıdığı bir misyonla gidiyor. Kendine has çıkarları olduğunun bilinci ile yetişiyor. Esas devlet adamlığı budur, ABD’nin askeri siyasi pozisyonunu her gittiğin yerde taşeronluğunu yapmak değildir.
Emekli Büyükelçi Ahmet Kamil Erozan: - Diyelim ki şimdi başkâtip olarak Katar’a gidiyorsunuz ve Katar’da siyasi atamayla gelmiş bir büyükelçi var. Ne öğreneceksiniz siz ondan? - Bunların sayısı bugün 30’u geçmiş vaziyette. (YouTube: İnan Demirel)
26
8
6
102
37,987
Daron Acemoğlu'nun kurumlar teorisini kıyasıya eleştirdiğimiz, neoliberal politikaların 40 yıllık serancamı ve bugünki yaşanan "serbestleştirilmiş küresel piyasa" sorunlarının Yapay Zeka yoluyla aşılma çabalarını tartıştığımız çok keyifli bir yayın oldu. @Drburakkoseoglu hocamıza ve @emirhanyoruk01'e çok teşekkürler.
Daron Acemoğlu-The Economist Tartışması | 8. Gün - Dr. Burak Köseoğlu, Mehmet Ali Samur teapawt.net/i/broadcasts/1aKbdEBpO…
1
9
1,186
Bu akşam saat 21.00’de @polletika’dayız. Daron Acemoğlu tartışmasının arka planını ve küresel ekonomi-politiğin geçirdiği dönüşümü konuşacağız. Tartışmak isteyen herkesi bekleriz.
🔸Daron Acemoğlu-The Economist Tartışması | 8. Gün 8. Gün'de; Nobel Ödüllü Ekonomist Daron Acemoğlu ve The Economist arasındaki yapay zeka temelli ekonomi-politik tartışmasını, Ekonomist Dr. Burak Köseoğlu ve Siyaset Bilimci Mehmet Ali Samur'la birlikte konuşuyoruz. 📎 YouTube Canlı Yayını İçin: youtube.com/watch?v=ybPc2eGJ… 📎 X Canlı Yayını İçin: teapawt.net/polletika @emirhanyoruk01 #DrBurakKöseoğlu @MA_Samur
6
719