Pinned Tweet
Askeri vesayet üstüne geliyor,dümdüz ediyor
Ekonomik operasyon çekiyorlar,dik duruyor
ABD darbe yapıyor,havaalanında halka karışıyor
İsrail zulmüne 'one minute' çekiyor
Eurofighter'la tehdit ediyorlar,Avrupa'nın göbeğinde Scholz'un yanında Filistin'e sahip çıkıyor
Ukrayna'dan yana olmazsan diye tehdit ediyorlar,arabulucu oluyor
Yılların en büyük statükosunu bozup Karabağ'ı Azerbaycan yapıyor
'Ne işimiz var?' dedirttikleri Irak'a,Suriye'ye,Libya'ya giriyor
Tüm provokasyonlara rağmen milyonlarca mülteciye sahip çıkıyor
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 'Dünya beşten büyüktür' diye haykırıyor
Bütün bunları yapabilmesinin tek sebebi tüm işlerini Allah'a ısmarlayan bir tevekkül,Müslümana yaraşır şerefli bir cesaretin ölümden bile üstün olduğuna inanan sarsılmaz bir takva.
Erdoğan'ın hem Türkiye hem dünyadaki seküler,güce tapan,maddeci güruhun akıl erdiremediği sırrı bu.
İngiliz gazeteci Cary Johnstone’dan Siper-2 hakkında çarpıcı analiz:
“Türkiye’nin kendi gökyüzünü korumak için ABD’nin onayına ihtiyacı kalmadı”
debuffer retweeted
Film tavsiyesi isteyenlere…
tabii’de @tabiiresmi mutlaka izlemeniz gereken sarsıcı bir belgesel var: No Other Land — Gidecek Yer Yok.
2025’te En İyi Uzun Metraj Belgesel Oscar’ını kazanan yapım, İsrail’in yerleşimci terörünü, yıkılan Filistin köylerini ve kendi topraklarında yaşama hakkı ellerinden alınan insanların mücadelesini gerçek görüntülerle anlatıyor.
Yıkılan evler, zorla yerinden edilen aileler, toprağını terk etmemek için direnen insanlar… Her görüntü, işgalin bir insanın hayatına nasıl girdiğine, evini ve geleceğini nasıl elinden aldığına tanıklık ediyor.
Vaad: Siyonizm’in Anatomisi belgesel dizisi, Kutsal İşgal: Filistin Topraklarını Gasbetmek ve Siyonizm: Bir Devlet Yaratmak gibi yapımlar da bu yıkımın tarihsel ve ideolojik arka planını görünür kılıyor.
Umarım Naza filmi de kısa sürede tabii’ye gelir.
Bu yapımlar, İsrail’in soykırımını ve işgal politikalarını kayıt altına alan, Filistinlilerin tanıklıklarını gelecek kuşaklara taşıyan güçlü bir görsel hafıza oluşturuyor. Öldürülen insanların, yok edilen hayatların ve işlenen suçların unutulmasına karşı tarihe kayıt düşüyor.
Devamı gelmeli. @tabiiresmi, Naza başta olmak üzere bu hafızayı büyütecek filmleri ve belgeselleri izleyiciyle buluşturmalı.
Hakikati kayda geçirmek, adalet talebini de yaşatmaktır.
Mutlaka izleyin, izlettirin.
tabii.com/tr/detail/631644 – at Keçiören, Türkiye
debuffer retweeted
“Yıldıray Oğur, depremin beşinci günü Haluk Levent’i savundu, o zaman o da dolandırıcı”
Ben böyle bir cümle yazmadım ama tabi siz bilirsiniz.
Fon dolandırıcılarının troll ekibi mi?
En son Haluk Levent hakkında uyarılarda bulunanlara troll demiştiniz.
Sahi Tugay Oğur’un bir vatan haini olduğunu ne zaman farketmiştiniz?
Onlarca haber sitesi o haberi yaparken Sabah gazetesinden görsel paylaşmanızın nedeni bu haber mi?
Fon dolandırıcılarının yeteneksiz troll ekibinde bugün…
“Yıldıray Oğur, depremin beşinci günü Haluk Levent’i savundu, o zaman o da dolandırıcı”
22 Temmuz 2024 Sabah Gazetesi haberi:
“Bakan Kurum sanatçı Haluk Levent’i kabul etti”⬇️
Biz fani kullar depremin beşinci günü dolandırıcı olduğunu bilmiyorduk. Kusurumuz büyük.
Bakan bey ve Sabah gazetesi bir sene sonra bile bilmiyormuş.
Bazı dolandırıcılar böyle becerikli oluyor işte.
Ama bazı dolandırıcılar o kadar akıllı olmuyor.
10-15 bin tlye tweet atıp, tetikçilik yapacak kadar karaktersiz troll hesaplar kiralayıp iyice şüpheleri üzerlerine çekiyorlar.
Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt düşürürmüş…
Bakalım sizin arkanızdan kim çıkacak?
Petrol ihraç etmeyen ülkeler arasında en düşük benzin fiyatı Türkiye’de. Yunanistan benzini Türkiye’den %53 daha pahalıya satarken İsrail’de benzin %62 daha pahalı.
Yıldıray, Ahmet Davutoğlu’yla beraber tarihin çöp kutusuna atılan ‘liberal muhafazakar’ akımın parlak çocuğu. Türkiye’de liberal muhafazakar siyasetin temelini FETÖ attığı için milletin bundan neden nefret ettiğini anlamak istemiyor. Aman ne kadar özgürlükçü, off ne liberal bir aydın diye karşılarında önünü iliklediği herkes ya Fetöcü ya da Pkklı çıktı. Erdoğan 15 Temmuz’da FETÖ’yü, Suriye’de Colani’yi iktidara getirerek PKK’yı bitirdi. Küçümsedikleri Erdoğan’ın tanrılarına rağmen bunu başarması bu tayfada travma yarattı. Gerçekle çabuk yüzleşenler doğru yolu bulurken bunlar kibirinden savruldu.
Muadillerinin itibarı yok. Sponsorları ve yurt dışı fonları olmasa yazdıkları mecraların ayakta kalma şansı yok. En verimli dönemlerinde apartta tutulmayı kendilerine yedirip herkes tarafından nefret edilen tipe dönüştüler. Böyle olunca da gazeteci kimliğinin yerini tetikçilik alıyor.
Bir "kıskançlık" yazısı: Yıldıray Oğur ve Haluk Levent
11 Şubat 2023. Depremin beşinci günü.
Devlet tüm imkanlarıyla Asrın Felaketi'ni yaşayan insanları kurtarmaya çalışıyor, 11 ilde afeti yaşayan insanlara yardımları ulaştırıyor.
Yıldıray Oğur ise o gün başka bir şeyin derdinde.
Bir yazı yazıyor. Hem de canhıraş bir yazı.
Konusu, kurucusu Haluk Levent olan AHBAP'ı savunmak.
Ona göre ortada bir "AHBAP'a karşı kampanya" var.
Kampanyanın hedefinde de "deprem yardımlarında devletten daha güvenli bulunan AHBAP ve Haluk Levent."
Kampanyanın işaretini kimin verdiği de Yıldıray Oğur'a göre belli: "Bu cesareti ve işareti nereden aldıkları dün Cumhurbaşkanı ve Fuat Oktay'ın deprem yardımlarında AFAD'ı işaret eden konuşmalarından anlaşılıyor."
Sonra o cümle geliyor:
"Depreme müdahalede çuvallayan Ankara, bu açığı şefkatli eliyle doldururken yalnız olmak, vatandaşının başını başka ellerin okşamamasını istiyor."
Ve devamı: "Tabii haklı olarak başka bir yardım kurumuna teveccühü kıskanıyor."
Hikâye yazmak da başarılı olan Yıldıray Oğur için konu basit:
"Bir tarafta kıskanç, beceriksiz, çuvallayan bir devlet."
"Öbür tarafta şefkatli, güvenilir, temiz bir dernek."
Tüm devlet kurumları 11 ilde sahadayken ve en önemli konu devlet otoritesi ve koordinasyonuyken Oğur'un yazısı tam da bu otoriteyi ve koordinasyonu hedef alıyordu.
AHBAP'a yöneltilen eleştiriler o yazıda birer soru değil, bir "kötü niyetli bir kampanya." Ahbap konusunda uyaranlar da "trolllerdi" tıpkı bugün kendisi hakkında eleştirilere troll kampanyası dediği gibi Haluk Levent hakkındaki eleştirilere de o gün troll kampanyası diyordu.
Yıldıray Oğur için o gün "Ankara çuvalladı", "devlet kıskanıyor" demek yetiyordu.
Aradan üç buçuk yıl geçti.
Bu hikâyenin iki tarafına da ne olduğuna bakalım.
Önce "devletten daha güvenli" olana.
Temmuz 2026.
Haluk Levent'in yurt dışına çıkış yasağı var. Dosyaya yansıyan bilgilere göre yine de 10 Temmuz için Düsseldorf ve Hannover biletleri alınmış.
Havalimanında yasağı öğrenince geri dönüyor, telefonlarını kapatıp İzmir yönüne doğru yola çıkıyor.
Savcılığın ifadesiyle "İzmir yönünde seyir halindeyken" yakalanıyor.
12 Temmuz'da Bursa'da gözaltı. 16 Temmuz'da tutuklama.
Suçlamalar: Dernekler Kanunu'na muhalefet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, örgüt kurma ve üyeliği.
Yıllardır "en güvenilir" diye anlatılan derneğin arkasındaki ilişkiler ağı ise dosyada tek tek sıralanıyor.
Savcılığın anlattığı tablo şöyle:
Dernekten, Levent'in kullandığı ve asistanı Yeliz Kaya adına açılmış hesaplara yaklaşık 120 milyon lira.
Kardeşi Berkant Acil'le bağlantılı hesaplara toplam 125 milyon 765 bin lira.
Evet, kardeşi.
Akraba ilişkileri üzerinden yazmayı seven bir yazar için kaçırılmayacak bir ayrıntı.
Devam edelim.
Derneğin kurucularından Alper Çelik'in hesaplarından 2020-2026 arasında 990 milyon liralık bahis yani kumar. Bu kumarı Alper Çelik'in mi yoksa Haluk Levent'in mi oynadığı ya da oynattığı netlik kazanacak. Bu paranın kaynağı AHBAP mı değil mi ona da mahkeme karar verecek?
Hemen Şubat 2023'e tekrar dönelim. O günlerde Haluk Levent'i eleştirenler ne demişti? "Bu adam kumar bağımlısı bu adama güvenmeyin." Yıldıray Oğur ne demişti? "Kıskanmayın, devlet çöktü AHBAP şefkat eli."
Temmuz 2026'ya dönelim.
Kumarda kaybedilen para 390 milyon lira. Savcılığa göre bu bahisleri, kendi adına banka hesabı kullanamayan, çekleri karşılıksız çıkan Haluk Levent oynuyor.
Ve savcılığın şu cümlesi: Bağışlar, "6 Şubat 2023 tarihli deprem felaketinin yarattığı menfi ve acı dolu duygular altında bulunan" insanlardan toplanmış. İddiaya göre sonra şahsi hesaplara aktarılmış, bahiste kullanılmış, üçüncü kişilere gönderilmiş.
Bir de bir iş insanı var.
Yetim kız çocukları için yurt yapılsın diye derneğe gayrimenkullerini verdiğini söylüyor. Basında yazılanlara göre 21 tapu önce Yeliz Kaya'ya geçmiş, 24 saat sonra da başka birine.
Yetim kızlar için verilen tapular.
24 saat.
Tabi burda bir para aklama olayı mu var bir dolandırma mı bunu da savcılık ve mahkeme ortaya çıkaracaktır.
Peki Haluk Levent ne diyor?
Cezaevinden yazdığı mektupta bağış paralarını çalmadığını söylüyor. Dernekten kişisel borç aldığını söylüyor.
Yardımları alıp şahsi kullanımına aldığını itiraf ediyor aslında.
Ama aynı mektupta şunlar da var:
"Kumar tutkum ara sıra gelir. Özellikle battığım, iflas ettiğim dönemlerde kumar oynarım. Çok yüksek borçlanırım."
"Yüzlerce insandan borç aldım."
"Hırsıma ve zaaflarıma yenildim."
Yıldıray Oğur'un savunduğu Haluk Levent aslında bir kumar bağımlısı. Bunu kendisi de itiraf ediyor.
Son bir yılda dernek tüzüğüne aykırı biçimde 50 milyon liralık altın alımı ve arazi teminatıyla borçlandığını da kendisi kabul ediyor.
Mahkeme son sözünü henüz söylemedi.
Ama Ağustos'ta mahkeme derneğin bütün faaliyetlerini durdurdu, yönetimine kayyum atadı. Savcılık derneğin kapatılmasını istiyor. Gerekçe: kuruluş amacından sapmış olması.
Şimdi o cümleye tekrar dönelim: "Deprem yardımlarında devletten daha güvenli bulunan…"
Güvenilen derneğin kurucusu, kendi itirafıyla, bir kumar tutkusunun ve borç sarmalının içindeydi.
"Şefkatli el" denilen şey, savcılığa göre, bahis sitelerine uzanıyordu.
Şimdi de Yıldıray Oğur'a göre "çuvallayan Ankara"ya bakalım.
Aynı üç buçuk yılda o "kıskanç" devlet ne yaptı?
60 bin 763 binanın enkazı 68 günde kaldırıldı.
11 ilde, 174 bölgede 3 bin 481 şantiye kuruldu. Yaklaşık 200 bin mimar, mühendis ve işçi çalıştı. Günde ortalama 550 konut. Saatte 23.
2025'in sonunda 455 bin 357 bağımsız bölüm hak sahiplerine teslim edildi. Bunların 367 bin 995'i konut, 65 bin 672'si köy evi, 21 bin 690'ı iş yeri.
Yalnızca Hatay'da 153 bin 755 konut.
Bunlar bir derneğin karar defterindeki rakamlar değil.
Sahada duran, anahtarı teslim edilmiş, içinde insanların yaşadığı evler.
Peki Oğur'un yazısı ne yaptı?
Enkaz başında, insanların bağışını nereye yapacağına karar verdiği günlerde, devleti beceriksiz ve kıskanç, bir derneği ise güvenilir gösterdi.
Bağışçı o günlerde kime güveneceğini sorarken, okuduğu köşe yazısı ona devlete değil Haluk Levent'e güvenmesini söylüyordu.
Bugün o bağışçılar savcılık dosyasında "acı dolu duygular altında bulunan" insanlar olarak geçiyor.
Ya da aldatıldık diyorlar. Yıldıray Oğur da bu aldatma eyleminin faillerinden biri.
Milletin yardım duygusu o günlerde bu ülkenin en değerli sermayesiydi.
Savcılık dosyasına bakılırsa, o duyguyu istismar ettiği iddia edilen şahıslar ve yapılar vardı. Ve o şahıslara, o yapılara enkaz başında kalkan olan bir köşe yazısı.
Oğur o yazıda Haluk Levent'te karşı bir kampanyadan şikâyet ediyordu.
Halbuki o günlerde gerçekten bir kampanya vardı: Devletin afet yönetimindeki gücüne ve kurumlarına duyulan güveni sarsma kampanyası.
O kampanyanın taşeronluğunu kimin yaptığını bugün yeniden konuşmak gerekiyor.
Yıldıray Oğur başkalarına sık sık aynı soruyu sorar: Dün ne yazdın, bugün ne diyorsun?
Aynı soruyu biz de soralım.
"Devletten daha güvenli" bulunan dernekteki skandalları artık herkes biliyor. Kurucusu kumar borçlarını cezaevinden mektupla anlatıyor.
"Çuvallayan Ankara" ise 455 bin anahtar teslim etti.
Oğur o yazıyı bugün yeniden yazsa, aynı cümleyi kurar mı?
Devlet kıskanmış mıydı, bilmiyoruz.
Ama kıskanılacak bir şey olmadığı artık anlaşıldı.
Geçmiş olsun AHBAP'a güvenenlere…
Tabi bir de Yıldıray Oğur'un AHBAP'ı savunmak için kurduğu "iktidar şerik (ortak) kabul etmiyor" cümlesinin gerçekte iktidar Haluk Levent'in milleti dolandırmasını istemiyormuş olduğu da anlaşılmış durumda.
Şimdi Yıldıray Oğur'un bu yazısı üzerinden bir AHBAP ve Haluk Levent Şeması da çıkar mı?
Yıldıray Oğur yazılarımıza devam edelim mi?
debuffer retweeted
Bir "kıskançlık" yazısı: Yıldıray Oğur ve Haluk Levent
11 Şubat 2023. Depremin beşinci günü.
Devlet tüm imkanlarıyla Asrın Felaketi'ni yaşayan insanları kurtarmaya çalışıyor, 11 ilde afeti yaşayan insanlara yardımları ulaştırıyor.
Yıldıray Oğur ise o gün başka bir şeyin derdinde.
Bir yazı yazıyor. Hem de canhıraş bir yazı.
Konusu, kurucusu Haluk Levent olan AHBAP'ı savunmak.
Ona göre ortada bir "AHBAP'a karşı kampanya" var.
Kampanyanın hedefinde de "deprem yardımlarında devletten daha güvenli bulunan AHBAP ve Haluk Levent."
Kampanyanın işaretini kimin verdiği de Yıldıray Oğur'a göre belli: "Bu cesareti ve işareti nereden aldıkları dün Cumhurbaşkanı ve Fuat Oktay'ın deprem yardımlarında AFAD'ı işaret eden konuşmalarından anlaşılıyor."
Sonra o cümle geliyor:
"Depreme müdahalede çuvallayan Ankara, bu açığı şefkatli eliyle doldururken yalnız olmak, vatandaşının başını başka ellerin okşamamasını istiyor."
Ve devamı: "Tabii haklı olarak başka bir yardım kurumuna teveccühü kıskanıyor."
Hikâye yazmak da başarılı olan Yıldıray Oğur için konu basit:
"Bir tarafta kıskanç, beceriksiz, çuvallayan bir devlet."
"Öbür tarafta şefkatli, güvenilir, temiz bir dernek."
Tüm devlet kurumları 11 ilde sahadayken ve en önemli konu devlet otoritesi ve koordinasyonuyken Oğur'un yazısı tam da bu otoriteyi ve koordinasyonu hedef alıyordu.
AHBAP'a yöneltilen eleştiriler o yazıda birer soru değil, bir "kötü niyetli bir kampanya." Ahbap konusunda uyaranlar da "trolllerdi" tıpkı bugün kendisi hakkında eleştirilere troll kampanyası dediği gibi Haluk Levent hakkındaki eleştirilere de o gün troll kampanyası diyordu.
Yıldıray Oğur için o gün "Ankara çuvalladı", "devlet kıskanıyor" demek yetiyordu.
Aradan üç buçuk yıl geçti.
Bu hikâyenin iki tarafına da ne olduğuna bakalım.
Önce "devletten daha güvenli" olana.
Temmuz 2026.
Haluk Levent'in yurt dışına çıkış yasağı var. Dosyaya yansıyan bilgilere göre yine de 10 Temmuz için Düsseldorf ve Hannover biletleri alınmış.
Havalimanında yasağı öğrenince geri dönüyor, telefonlarını kapatıp İzmir yönüne doğru yola çıkıyor.
Savcılığın ifadesiyle "İzmir yönünde seyir halindeyken" yakalanıyor.
12 Temmuz'da Bursa'da gözaltı. 16 Temmuz'da tutuklama.
Suçlamalar: Dernekler Kanunu'na muhalefet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, örgüt kurma ve üyeliği.
Yıllardır "en güvenilir" diye anlatılan derneğin arkasındaki ilişkiler ağı ise dosyada tek tek sıralanıyor.
Savcılığın anlattığı tablo şöyle:
Dernekten, Levent'in kullandığı ve asistanı Yeliz Kaya adına açılmış hesaplara yaklaşık 120 milyon lira.
Kardeşi Berkant Acil'le bağlantılı hesaplara toplam 125 milyon 765 bin lira.
Evet, kardeşi.
Akraba ilişkileri üzerinden yazmayı seven bir yazar için kaçırılmayacak bir ayrıntı.
Devam edelim.
Derneğin kurucularından Alper Çelik'in hesaplarından 2020-2026 arasında 990 milyon liralık bahis yani kumar. Bu kumarı Alper Çelik'in mi yoksa Haluk Levent'in mi oynadığı ya da oynattığı netlik kazanacak. Bu paranın kaynağı AHBAP mı değil mi ona da mahkeme karar verecek?
Hemen Şubat 2023'e tekrar dönelim. O günlerde Haluk Levent'i eleştirenler ne demişti? "Bu adam kumar bağımlısı bu adama güvenmeyin." Yıldıray Oğur ne demişti? "Kıskanmayın, devlet çöktü AHBAP şefkat eli."
Temmuz 2026'ya dönelim.
Kumarda kaybedilen para 390 milyon lira. Savcılığa göre bu bahisleri, kendi adına banka hesabı kullanamayan, çekleri karşılıksız çıkan Haluk Levent oynuyor.
Ve savcılığın şu cümlesi: Bağışlar, "6 Şubat 2023 tarihli deprem felaketinin yarattığı menfi ve acı dolu duygular altında bulunan" insanlardan toplanmış. İddiaya göre sonra şahsi hesaplara aktarılmış, bahiste kullanılmış, üçüncü kişilere gönderilmiş.
Bir de bir iş insanı var.
Yetim kız çocukları için yurt yapılsın diye derneğe gayrimenkullerini verdiğini söylüyor. Basında yazılanlara göre 21 tapu önce Yeliz Kaya'ya geçmiş, 24 saat sonra da başka birine.
Yetim kızlar için verilen tapular.
24 saat.
Tabi burda bir para aklama olayı mu var bir dolandırma mı bunu da savcılık ve mahkeme ortaya çıkaracaktır.
Peki Haluk Levent ne diyor?
Cezaevinden yazdığı mektupta bağış paralarını çalmadığını söylüyor. Dernekten kişisel borç aldığını söylüyor.
Yardımları alıp şahsi kullanımına aldığını itiraf ediyor aslında.
Ama aynı mektupta şunlar da var:
"Kumar tutkum ara sıra gelir. Özellikle battığım, iflas ettiğim dönemlerde kumar oynarım. Çok yüksek borçlanırım."
"Yüzlerce insandan borç aldım."
"Hırsıma ve zaaflarıma yenildim."
Yıldıray Oğur'un savunduğu Haluk Levent aslında bir kumar bağımlısı. Bunu kendisi de itiraf ediyor.
Son bir yılda dernek tüzüğüne aykırı biçimde 50 milyon liralık altın alımı ve arazi teminatıyla borçlandığını da kendisi kabul ediyor.
Mahkeme son sözünü henüz söylemedi.
Ama Ağustos'ta mahkeme derneğin bütün faaliyetlerini durdurdu, yönetimine kayyum atadı. Savcılık derneğin kapatılmasını istiyor. Gerekçe: kuruluş amacından sapmış olması.
Şimdi o cümleye tekrar dönelim: "Deprem yardımlarında devletten daha güvenli bulunan…"
Güvenilen derneğin kurucusu, kendi itirafıyla, bir kumar tutkusunun ve borç sarmalının içindeydi.
"Şefkatli el" denilen şey, savcılığa göre, bahis sitelerine uzanıyordu.
Şimdi de Yıldıray Oğur'a göre "çuvallayan Ankara"ya bakalım.
Aynı üç buçuk yılda o "kıskanç" devlet ne yaptı?
60 bin 763 binanın enkazı 68 günde kaldırıldı.
11 ilde, 174 bölgede 3 bin 481 şantiye kuruldu. Yaklaşık 200 bin mimar, mühendis ve işçi çalıştı. Günde ortalama 550 konut. Saatte 23.
2025'in sonunda 455 bin 357 bağımsız bölüm hak sahiplerine teslim edildi. Bunların 367 bin 995'i konut, 65 bin 672'si köy evi, 21 bin 690'ı iş yeri.
Yalnızca Hatay'da 153 bin 755 konut.
Bunlar bir derneğin karar defterindeki rakamlar değil.
Sahada duran, anahtarı teslim edilmiş, içinde insanların yaşadığı evler.
Peki Oğur'un yazısı ne yaptı?
Enkaz başında, insanların bağışını nereye yapacağına karar verdiği günlerde, devleti beceriksiz ve kıskanç, bir derneği ise güvenilir gösterdi.
Bağışçı o günlerde kime güveneceğini sorarken, okuduğu köşe yazısı ona devlete değil Haluk Levent'e güvenmesini söylüyordu.
Bugün o bağışçılar savcılık dosyasında "acı dolu duygular altında bulunan" insanlar olarak geçiyor.
Ya da aldatıldık diyorlar. Yıldıray Oğur da bu aldatma eyleminin faillerinden biri.
Milletin yardım duygusu o günlerde bu ülkenin en değerli sermayesiydi.
Savcılık dosyasına bakılırsa, o duyguyu istismar ettiği iddia edilen şahıslar ve yapılar vardı. Ve o şahıslara, o yapılara enkaz başında kalkan olan bir köşe yazısı.
Oğur o yazıda Haluk Levent'te karşı bir kampanyadan şikâyet ediyordu.
Halbuki o günlerde gerçekten bir kampanya vardı: Devletin afet yönetimindeki gücüne ve kurumlarına duyulan güveni sarsma kampanyası.
O kampanyanın taşeronluğunu kimin yaptığını bugün yeniden konuşmak gerekiyor.
Yıldıray Oğur başkalarına sık sık aynı soruyu sorar: Dün ne yazdın, bugün ne diyorsun?
Aynı soruyu biz de soralım.
"Devletten daha güvenli" bulunan dernekteki skandalları artık herkes biliyor. Kurucusu kumar borçlarını cezaevinden mektupla anlatıyor.
"Çuvallayan Ankara" ise 455 bin anahtar teslim etti.
Oğur o yazıyı bugün yeniden yazsa, aynı cümleyi kurar mı?
Devlet kıskanmış mıydı, bilmiyoruz.
Ama kıskanılacak bir şey olmadığı artık anlaşıldı.
Geçmiş olsun AHBAP'a güvenenlere…
Tabi bir de Yıldıray Oğur'un AHBAP'ı savunmak için kurduğu "iktidar şerik (ortak) kabul etmiyor" cümlesinin gerçekte iktidar Haluk Levent'in milleti dolandırmasını istemiyormuş olduğu da anlaşılmış durumda.
Şimdi Yıldıray Oğur'un bu yazısı üzerinden bir AHBAP ve Haluk Levent Şeması da çıkar mı?
Yıldıray Oğur yazılarımıza devam edelim mi?
debuffer retweeted
Pakistanlıymış!
Çok acayip bir videoya denk geldim. İzleyin lütfen.
Şu videodaki kadını üretebilmek hiç kolay değil. İngilizler 200 yıldır okullarla , darbelerle , savaşlarla ilmek ilmek işlediler.
İnsanlığın en aşağı noktası, esfeli safilinin yaşayan örneği.
debuffer retweeted
Kızı kapanmak istese beynin bulanmış yaşın küçük deyip izin vermeyecek olan yurdum sekülerleri
debuffer retweeted
Kimsenin iç işlerine karışmaz Azerbaycan bir yanlışınız olmasın :D
İran'da çok izlenen Azerbaycan'ın televizyon kanalı Bakü TV'nin hava durumu sunucusu, İran'ın Tebriz kentine sıra geldiğinde başörtüsünü çıkararak İran protestolarına destek verdi.
Sen de destek olmak istiyorsan kampanyalarını imzala, paylaş:
👉 chng.it/gkGqKCxG
Tuvalet terliğine oy vermeye hazır kitlenin iktidar yüzü görememesi için Mustafa Sarıgül gibi zaaflarının esiri olmuş tiplerin gündüz gözüyle suç işleyecek, göz göre göre milyarlar çalacak kadar pervasızlaşıncaya kadar bilerek parlatıldığını düşünüyorum.
Bu dünyada Erdoğan’ı benden çok seven yoktur. Nikah şahidim olsa dünyanın en mutlu insanı olurum. Yine de Erdoğan’ın hayır duasını Allah’ın emrinden, peygamber efendimizin kavlinden öne koymam çünkü aklıma bile gelmez.
Ne akıllar var..
Muhterem Büyüğümüz, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın şahitliği ve hâyır duaları ile, Allah (c.c )’nun emri, Peygamber Efendimiz (s.a.v)' in kavli ile Nikahımızı gerçekleştirdik.
Yüce Rabbimiz; emri ilahi gereği evlenecek olan kardeşlerimize hayırlı yuva kurmayı, evli olan kardeşlerimize de iki cihan saadeti ve hayırlı ömürler diliyoruz.
Türkiye’de metroseksüel kelimesi dolaşıma girdiğinde bakımlı diye Mustafa Sarıgül’e metroseksüel misiniz diye sormuşlardı, o da eşcinsel gibi bir şey sanıp ne münasebet ben Erzincanlıyım demişti.
debuffer retweeted
🚨BİLGİ İŞLEM MÜDÜRÜ C.D “SARIGÜL'E BİR BAKIMA MASAJ YAPMAK ZORUNDAYDIK” ⬇️
#ÖZELHABER | Mustafa Sarıgül hakkında cinsel taciz iddialarında bulunan eski Şişli Belediyesi Bilgi İşlem Müdürü C.D.’nin savcılık ifadesine ulaştım.
C.D., Sarıgül’ün odasında yaşandığını ileri sürdüğü olayları, işini kaybetme korkusunu ve çalışanlar üzerindeki baskıyı anlattı:
▪️ “Yanında çalışanları odasına çağırıp odanın arkasında bulunan yatak odasına götürürdü. Yatak odasında duşakabin ve yatak bulunurdu.”
▪️ “Ben ve H.H. birlikte girer, kendisine masaj yapardık. Bir bakıma masaj yapmak zorundaydık.”
▪️ “Üzerinde sadece iç çamaşırı bulunurdu, kıyafetlerini bizlere çıkartırdı. Yaşımızın küçük olması ve iş bulamama korkumuzdan dediklerini yapardık.”
▪️ “Kendisine masaj yapmaktan ben zevk almazdım.”
▪️ “Bir bakıma mecbur olduğumuz için bu şekilde üzücü olaylara şahit olduk.”
Ergün Yolcu’nun Ali Yerlikaya’ya yaptığı iletişim hizmetleri o kadar beğenilmiş ki Sağlık Bakanı da faydalansın istenmiş ancak son anda görev yaptığı üniversite onay vermemiş 🙃
debuffer retweeted
Kızıl Soros'un Türkiye'deki Dostları: Bir Yıldıray Oğur Hikayesi ve Fon Kardeşliği
Osman Kavala ve "burjuva stereotipi"
Temmuz 2020.
"Kızıl Soros" lakabıyla anılan, casusluk dahil ağır suçlamalarla yargılanan, Gezi davasında müebbet hapis cezası alan Osman Kavala.
Yıldıray Oğur'a göre Kavala'nın asıl suçu başka:
"Aslında ülkenin en zengin ailelerinden birinin veliahdı olan Osman Kavala'nın üzerine bütün suçların yakıştırılmasına neden en büyük suçu, ülkedeki burjuva stereotipine uymaması."
Oğur'un portresinde Kavala, "aktivist, hayırsever, muhalif" bir iş insanı. Tutuklanması ise Türkiye'nin itibarını zedeleyen bir hata.
Gezi vandallığını çapulculuğunu planlayan finanse eden biri için epey şefkatli bir tarif.
Yani Osman Kavala parasını solcuları fonlamak için kullanan bir Robin Hood. Oğur'un bunu yazmadığına şükredelim. Kavala'nın NATO adına Pentagon adına Türkiye'deki yerli savunma sanayine çektiği operasyonları bilmesek tabi Yıldıray Oğur'a daha bir inanacağız(!) ama olmuyor işte.
Büyükada'da aksayan vapur seferleri
Temmuz 2017.
Büyükada'da bir otelde toplantı yapan bir grup gözaltına alınıyor. İçlerinde Alman vatandaşı Peter Steudtner da var. Suçlama casusluk.
5 Ağustos 2017'de Karar'da Yıldıray Oğur'un yazısı çıkıyor: "Büyükada'da aksayan vapur seferleri üzerine…"
Yazıda gözaltına alınanlar masum insan hakları aktivistleri, tutuklamalar ise Türkiye'nin kendi kalesine attığı bir gol.
CIA ile ilişkileri çarşaf çarşaf artık konuşulan Ruşen Çakır da hemen paylaşıyor: "Büyükada Operasyonu'nun nasıl uydurma olduğunu Yıldıray Oğur oldukça teferruatlı bir şekilde anlatmış."
Tabi Ruşen Çakır'ın birçok yabancı ülke tarafından fonlandığını fonlara doyamadığını da hatırlatmak gerek.
Soruşturma dosyasındaki yazışmalar ise başka bir şey anlatıyordu.
Toplantı Büyükada'da yapılacak, katılımcılar vapura binmeden önce telefon, laptop, tablet, akıllı saat, ne varsa kapatacak, otele girene kadar açmayacaktı.
Vapur seferleri aksamış olabilir.
Ama telefonlar tam vaktinde kapanmıştı.
Metin Topuz: "Tercüman, mihmandar" mı?
Eylül 2017'de gözaltına alınıp tutuklanan, ABD İstanbul Başkonsolosluğu'nun irtibat memuru Metin Topuz.
Firari savcı Zekeriya Öz'le, 17-25 Aralık kumpaslarında rol alan Yakup Saygılı ve İbrahim Şen gibi dönemin emniyet yetkilileriyle irtibatlı.
Sonunda "silahlı terör örgütüne yardım" suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası aldı.
13 Haziran 2020'de Yıldıray Oğur yazdı.
Topuz'un savunmasını, kendisinin "sadece tercüman, mihmandar" olduğunu aktarıyor.
Sonra hükmünü veriyor: "İş gereği" yardım. "Bu yardımın ne olduğu da anlaşılamadı." Kime yardım ediyor peki Yıldıray Oğur'un aklamaya çalıştığı bu FETÖ'cü savcılara.
Dava da ona göre "vehimler, komplo teorileri, akıl yürütmeler, 'elçilik çalışanıysa kesin casustur' önyargıları üzerine kurulmuş."
İlginç.
Kimin kimin akrabası olduğunu bu kadar dikkatle takip eden bir göz, bir konsolosluk çalışanının firari savcılarla, kumpasçı emniyet yetkilileriyle kurduğu ilişkide hiçbir anlam görmüyor.
İş gereği'miş. Ne işi? Casusluk mu? Kumpas mı?
Serbestiyet'in dolarla fonlanması
Yıldıray Oğur'un yazdığı yerlerden biri de Serbestiyet.
ABD merkezli Chrest Foundation'ın Türkiye'de hibe verdiği kurumların listesinde Serbestiyet de var.
Yıl 2021. Tutar 49.995 dolar. Hibenin amacı: "Partizan olmayan habercilik yapılması."
Mevzu böyle.
Akraba ilişkilerini soranlara, fon ilişkilerini sormak da düşer herhalde.
Yıldıray Oğur'un partizan olmadığını düşünen var mı? Muhalefetin kalemşörlüğü olmak batı için partizan olmamak demek galiba.
Chrest Foundation Yıldıray Oğur'un yazı yazdığı Serbestiyet'i fonlamamış sadece Ruşen Çakır'ı, Osman Kavala'nın kurduğu Anadolu Kültür'ü de fonlamış.
Akraba ilişkileri üzerinden suç şemaları çizen Yıldıray Oğur fon kaynakları üzerinden de Türkiye'ye, Türk Hükümetine operasyon ağını ortaya çıkarır mı?
Sonuçta bir fon kardeşliği varsa bir şema da vardır.
Devam edeceğiz...
Kendi götünü korumaktan aciz adamdan koruma mı olur lan?
Mustafa Sarıgül’ün korumasının ifadesi ortaya çıktı. 👇🏻
“Mustafa Sarıgül'ün tarafıma yaşattığı cinsel saldırılar kendi rızam ile gerçekleşmedi, korktuğumdan dolayı zevk almadığım olaylara karşılık vermedim. Bir bakıma kendisinin zevk aldığı, benim mağdur olduğum ilişkiler yaşandı.
Kendisine benim herhangi bir organ sokmam söz konusu olmadı cinsel saldırılarında tarafıma ̶s̶ü̶r̶t̶ü̶n̶e̶r̶e̶k̶ ̶b̶o̶ş̶a̶l̶ı̶r̶d̶ı̶, bazen ise masaj yaptığımda kendisini ̶e̶l̶i̶y̶l̶e̶ ̶b̶o̶ş̶a̶l̶t̶ı̶r̶d̶ı̶.
Ben bu hareketlerden tekrardan belirtmek isterim ki zevk almazdım. (Erkeklere karşı herhangi bir ilgim yoktur)
Mustafa Sarıgül fiili müdahalelerde bazen vücuduma dokunurdu bazen de vücudumu ̶ö̶p̶m̶e̶k̶ ̶i̶s̶t̶e̶r̶d̶i̶.”
Dijital ortamda güvenilir eğitim dönemi. Binlerce etkileşimli içeriği tek bir güvenli kanalda toplayan yeni EBA, çocukları internetteki bilgi kirliliğinden koruyan, doğrulanmış bir yapıya kavuşturuldu.
#EBABiradımönde
Seküler Türk kadınının çıplaklık merakı uluslararası bir sorun haline geldi
Murat Kurum İzmir’e medeniyet götürmek için canla başla uğraşıyor
debuffer retweeted
Akraba meselesi: Biraz da Yıldıray Oğur'un abisinden bahsedelim
Biriyle akraba olmak ya da arkadaş olmak SUÇ teşkil ediyor görüntüsü verilerek yazı yazılabiliniyorsa o vakit Oğur kardeşlere bakmak lazım. Mantık bu ya...
Yıldıray Oğur son zamanlarda akraba ilişkileri üzerinden yazıyor.
Kimin kimin yeğeni, kimin kimin damadı, hangi kurumun hangi koltuğunda kimin kardeşi oturuyor…
Güzel bir algı yöntem.
O zaman aynı yöntemi bir de kendisine uygulayalım.
Hem akraba ilişkilerine hem de yıllar içinde kimin yanında durduğuna. Öncelikle abisinden bahsedelim.
Hikâye uzun. Başlık başlık gidelim.
Taraf'ın yazı işleri masası
Yıldıray Oğur'u geniş kitleler Taraf'tan tanıdı.
2007'den 2013'e kadar o gazetede köşe yazdı, gazetenin yazı işleri müdürlüğünü yürüttü.
Bugün FETÖ'nün yayın organı olarak anılan Taraf'ın.
Aynı masada Mehmet Baransu vardı.
O yıllarda bugün kumpas olarak anılan pek çok haber o masadan çıktı.
Bunu hatırlatmak bir suçlama değil. Sadece bir künye bilgisi.
Yıldıray Oğur'un da başkaları için sık sık hatırlattığı türden bir bilgi.
Balyoz kumpasından Fenerbahçe'ye operasyona kadar Taraf'ın FETÖ adına çektiği operasyonları saymak çok zaman alır.
Abi meselesi: Ankara'dan Güney Afrika'ya
Asıl akraba hikâyesi burada başlıyor.
Yıldıray Oğur'un bir abisi var: Turgay Oğur.
Genç Siviller hareketinin kurucularından. FETÖ'nün ODTÜ imamı olduğu ileri sürülen, Fethullah Gülen'den "Hocaefendi" diye bahseden biri.
15 Temmuz'un ardından, 25 Temmuz'da FETÖ ile ilişkisi olan 42 gazeteci hakkında yakalama kararı çıktı. Listede Turgay Oğur da vardı. Gerekçe, FETÖ'nün medya yapılanması içinde yer almaktı.
Turgay Oğur o kararın gereğini beklememişti.
Eşi Neslihan Er Oğur'la birlikte, darbe girişiminden sonra pek çok FETÖ firarisi gibi Güney Afrika'nın yolunu tuttu. Haberi Ocak 2017'de çıktı.
"Kimin kardeşi kim" sorusunun en kolay cevaplandığı yer herhalde burası.
Bir de Turgay Oğur'un kaçmasına kim veya kimler destek vermişti? Hala bu sorunun cevabı yok, birileri bu soruların üstünü profesyonel bir şekilde kapattı.
Bir imza: "Gazeteciler Derhal Serbest Bırakılsın!" Peki kim bu sözde gazeteciler.
Aralık 2014.
FETÖ'nün medya yapılanmasına operasyon yapılıyor.
Zaman gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca gözaltında.
Hemen bir kampanya başlıyor: "Gazeteciler Derhal Serbest Bırakılsın!"
İmzacılar arasında tanıdık bir isim var: Turgay Oğur.
Yani yapının medyadaki en tepe isimlerine yönelik operasyona karşı açık bir tavır.
Bir imza bazen bir köşe yazısından daha çok şey anlatır.
"Demokrasi kaza yaptı" mı?
28 Ekim 2015.
Bugün TV ve Kanaltürk'ün kapatıldığı, polisin binaya girdiği gün.
Turgay Oğur, polisin sokağa çektiği şeridin fotoğrafını paylaşıyor ve altına şunu yazıyor:
"Bugün TV ve Kanaltürk binasının olduğu sokağı polis KAZA YERİ şeridiyle kapatmış. Demokrasi kaza yaptı. Haklılar"
Etiket de hazır: #medyamadokunma
Bugün geriye dönüp bakınca, o gün asıl kimin kaza yaptığı daha net görünüyor.
"Eğitime en büyük yatırımı yapan dini hareket"
Mayıs 2016. Darbe girişimine iki ay var.
Turgay Oğur, yazısında konuyu bir şekilde FETÖ'ye getiriyor ve şöyle yazıyor:
"Eğitime en büyük yatırımı yapan dini hareketin lideri Fethullah Gülen'in henüz toy bir delikanlı olduğu zamanlardı.
Binlerce ilkokul, Anadolu lisesi, fen lisesi, üniversiteye ulaşacak hareket henüz başlangıç düzeyinde bile değildi."
Devletin içine sızmanın en temel aracı olan o okul ağı, bu satırlarda masum bir eğitim seferberliği gibi gösteriliyor.
Tarih Mayıs 2016. Altını bir kez daha çizelim.
Abiden bu kadar.
Şimdi kardeşin kendi kalemine dönelim. Çünkü akraba ilişkileri kadar, bir yazarın yıllar içinde kimi savunduğu da bir şey anlatır.
Devam edeceğiz..




























