Keşke bütün dertler pos komisyonu ile bitse ve bu işler kanunla çözülse… Sayın vekilim @fethigurer anahtarı düşürdüğümüz yerde arayalım, orada ışık yok diye ışık olan yerde arayınca beyhude vakit kaybı, enerji kaybı, güven kaybı oluyor… netekim!
📰KÜÇÜK ESNAFIN POS KOMİSYONLARINI DÜŞÜRMEK İÇİN KANUN TEKLİFİ TBMM'DE
(YENİÇAĞ)@YenicagGazetesi
📰POS CİHAZI KOMİSYONU DÜŞÜRÜLMELİ
(NEFES)@nefesgazete
Nakit yüzdürür kar büyütür… seçmek gerekirse hangisi? Bu kadar saat girip çıktığımız derslerden arta kalan tek soru!
THY’ye Nusr-Et’e CZN Burak’a ürün satıyorsun ve yine konkordatoya gidiyorsun arkadaşlar :)
My Peçete diye bir firma var. THY’den Nusr-Et’e, CZN Burak’tan Emirgan Sütiş’e kadar baya büyük markalara üretim yapıyor. Şirket bu hafta konkordato talep etti ve mahkeme 3 aylık geçici mühlet verdi.
Müşteri listesine bakınca insanın ilk tepkisi şu oluyor
ulan bu müşterilerle çalışan şirket nasıl nakit sıkışır :)
Ama ticaretin insanlara en geç öğrettiği şeylerden biri bu.
Büyük müşteriye satış yapmak başka
o satıştan para kazanmak başka
o parayı zamanında tahsil etmek bambaşka
100 liralık malı 108’e satarsın
paranı 90 gün sonra alırsın
hammaddeyi 30 günde ödersin
işçiyi maaş gününde beklersin
arada kalan 60 günü sen finanse edersin
Sonra dışarıdan herkes müşterilerine bakıp vay be derken içeride muhasebe nefes alamıyordur.
O yüzden ben artık bir şirket anlatırken kaç milyon ciro yaptığından önce parasını kaç günde topluyor ona bakıyorum.
Türkiye’de şu dönem ciro göstermek kolay olabilir
nakit çevirmek başka spor :)
Anket konusu tek değil ki… bir her ne hikmetse yapay zeka konusu var… Bu kampanya bizi aşar dediydik, fazlası oluyor
Siyasal sorumluluğu üstlenmemek için ortaya konan “canım biz mi seçtik anket seçti” gerekçesi siyasetsiz kofluğun, iradesiz pragmatizmin daniskasıdır.
Hem toplumu dönüştürmede hem daha iyi bir dünya kurmada, nitelikli kadrolar aramayan iradesiz kör iradenin ta kendisidir.
Fiili duruma yenilmiş korkak bir liderliktir.
Anketlere gelince, seçimler için başka partiler veya onların adaylarıyla kıyaslanan ölçümler elbette sağlıklıdır, olması gerekendir.
Ama aynı parti içinde aday yoklaması, eğilim yoklaması veya anket yapmak siyaseti olmayan bir platformun ikiyüzlü tercihlerini rasyonalizme etme, parti içi entrikaların ve yerel güç oligarşisinin onaması için kullanılan manivelalardan başkası değildir; yerelde güçlü olanın lehine çalışan bir hegemonyayı inşa etme, rızanın üretimi anlamına gelir.
Nice teknik hileleri var bir bilseniz, aday adaylığı süresince, neler oluyor, yanlış anlamayın anketi yapanlar yapmıyor hileyi, anketi yaptıranlar yapıyor.
Mülakat da yaptılar biliyor musunuz? Mevcut başkanlar ile aday adaylarını sıraya dizip, kimse de sormadı yahu nasıl gitti bu işin sonu diye, ben Ankara’ya sordurup sizinkisi iyi cevabı aldığımı hatırlıyorum, soyut ve sahtekarca bir iyi o kadar.
Bir de Karayalçın başkanlığında beş kişilik bir değerlendirme kurulu sunacaktı adayları Genel Merkeze.
Parti o kadar layüssel yönetiliyordu ki mevcut belediye başkanları da mülakata tabi tutuluyordu halbuki icraatın içinden geldikleri için onlardan başka kriterler istenebilirdi.
Aday belirleme süresinde ne yaptıklarını bilmiyorlardı, inanın ki.
O yüksek oylar bir miras gibi geldi bu yönetime, tipik bir mirasyedi gibi ikinbuçuk yılda tüketildi.
Şimdi zor günler bitti daha zor günler geliyor.
Dünkü tören bir cenaze töreniydi bilmiyorum görebilen var mı?
Yerinde ve doğru tespitlerin sosyal medya ortamında ender rastlanan derecede düzeyli ve derli toplu bir anlatımı. Yaşanan hiçbir şeyin bir yol kazası veya rastlantı olmadığını anlamak gerek…
YOLSUZLUK, EKONOMİ POLİTİKTİR.
Rüşvet ve yolsuzluk normal bir ülkede ahlaki bir sapma olarak değerlendirilir ancak yolsuzluk tekil olmaktan çıkmış, sistemik hale gelmiş ise artık ekonomi politiktir. Belirli kişi ve kuruluşlara kaynak ve servet aktarım biçimi haline gelmiş ise artık iktidarın uyguladığı ekonomi politik bir tercihtir. Bu tercih ile rejim yapılanmış ve ayakta duruyor demektir.
24 yıl boyunca yaptığımız programlarda, 150 kez değişen kamu ihale yasasına, kamu ihalelerine, imar izinlerine, kredi tahsislerine, verilen ruhsatlara baktık, özelleştirmelere baktık -ki bu saydıklarım kamudan sermaye ve servet aktarım mekanizmaları olarak çalıştırılırlar, bunlar ekonomi politiğin temel konusudur
,- ki bunların münferit ve istisna olmadığını sistemik zenginleşme, servet edinme, sermaye biriktirme aracı haline gelmiş olduğunu uzun yıllardır tespit ediyoruz.
Türkiye’de yaşanan bu fon krizide listesini tutamadığımız benzerlerine eklenmiş bulunuyor. 17-25 Aralık olayları, 128 milyar doların kaybı, KKM’ler, NAS’lar TOKİ ihaleleri, özelleştirmeler, KOİ projeleri, şehir hastaneleri, otoyollar vb gibi faaliyetlere baktığımızda muazzam bir aktarım olduğunu, bunun ekonomi politik olduğunu, tercihlere göre servet edindirme politikalarının izlendiğini görüyoruz.
apacikradyo.com.tr/programla…
Bu “Fon Depremi” ile ilgili herkes ne kadar çok bilgiliymiş, meğer nasıl derin ve geniş bir yetkinlik havuzu varmış ülkede. Bunu bu X sayesinde görmüş oluyoruz. Bu durumun herkesi çok rahatlattığı ve içini ferahlattığından kuşku yok!
Hele de bu klavye silahşörü zevatın bilgiç bilgiç bin bir türlü çözüm üretmeleri ibretlik bir durum.
Hayatında bir tane birikimini kaybetmiş yatırımcı görmemiş ya da finansal ilizyonistle karşılaşmamış kişilerin nasıl gerdan kıvıra kıvıra herkese akıl verdiklerini izlemek çok hazin bir durum.
Türkiye’nin bugünkü gerçekleri içinde bu depremin özel koşullarını göz ardı ederek konuşmak laf ebeliğinden öte bir şey olmuyor.
Konunun özel koşullarını denkleme almayan laflarla telefon ve tv ekranlarını dolduran bu kişiler, ya hakikaten zır cahil, ne olup bittiğinin farkında değiller, ya da çok derin bir açmazın dibinden konuştuklarını biliyor ve hep olduğu gibi zaman kazanmaya oynuyorlar…
Daha kat edilecek çok uzun bir yol var önümüzde; dolayısıyla özellikle gerçek hukukçuları çok yorucu günler bekliyor ilerde.
Konu ne ekonomik ne de siyasi boyutlarıyla öyle eften püften geçiştirilecek bir konu değil.
Bakalım insanlarımız bunun ayırdına varmak için daha kaç nesil benzer çöküntüleri yaşayacaktır.
Nebil Ilseven retweeted
“Mentir constantemente no tiene como objetivo hacer que la gente crea una mentira, sino garantizar que ya nadie crea en nada” Hannah Arendt
Check out 'Cengiz Erdoğan’ın anısına' on Toplumcu Düşünce Enstitüsü website toplumcudusunceenstitusu.org…
Nebil Ilseven retweeted
Güle güle Cengiz abi, bir çok insanın abisi olmak kolay değildir, abisi kalmak ise neredeyse imkansız.
Aylardır uzakta olmam nedeniyle hiç görüşemedik, sevgili dostumuz ve seninle tanışmamıza vesile olan @nebilragip söyledi nicedir amansız hastalıkla mücadele ediyormuşsun, dün gece mücadeleyi kaybetmişsin, ışıklar içinde uyu.
Bilgeliğin, yoldaşlığın, tevazu ile deneyimini birleştirdiğin kendine has yaşamın, dürüstlüğün ve netliğin hep örnek olsun, bizler yaşadıkça hep iyi anılacaksın.
Ya bu fon işinde ne çok uzman varmış ortada, hayret bir durum. Akıl veren verene…
İşin ilginci bu kişilerin çoğunun daha önce o masanın başında oturup tek bir kuruş varlık tasfiyesi yapmamış olmaları… Henüz lafla çözümün ötesine geçebilen görünmüyor ortada.
Herhalde yapay zeka programları şimdilik bu kadar destek verebiliyor bu kişilere.
Şöyle diyelim: bu kadar “gürültü” arasında esas konuların kaynayıp gitmesi kimseyi şaşırtmasın.
Nebil Ilseven retweeted
İmza gününde Atatürk’ün Kızları’na unutulmayacak bir sürpriz… 🇹🇷❤️
“Sen oyna, sen oyna, canım gülüm sen oyna…” 🎶
Pankartlarda yazdığı gibi;
“Tüm kalpler arkanızda, milyonlar arkanızda…”
En büyük ödül ve takdirin, Türk milletinin gönlüne yazılmak olduğunun resmidir bu. 🇹🇷❤️
Türk milleti sizinle gurur duyuyor. 🇹🇷
#AtatürkünKızları
#FileninSultanları
Nebil Ilseven retweeted
Tam 1 sene önce uyarmıştım:
Borsada vurgun nasıl yapılır? - İbrahim Kahveci karar.com/yazarlar/ibrahim-k…
Çapını, yarı çapını, sinüsünü, cosinüsünü tartışmak için doğru zaman değil ama siyasette zamanlamanın kritik faktör olduğu kesin! “Belirleyici An/defining moment” diye bir gerçek var ve o an geldiğinde ya sen an’ı beliriyorsun ya da an seni belirliyor… bu anlamda @can_atakli_ nın tespiti önemli…
Can Ataklı:
Herkes şu paranoyadan kurtulsun; Erdoğan, Mansur Yavaş'tan ya da İmamoğlu'ndan korkuyor, korktuğu için hapse attırdı falan... İnanın öyle bir şey yok.
O olursa kaybederim, başkası olursa kazanırım durumu tamamen bu iki belediye başkanının yarattığı bir algı sonucu oluştu.
İmamoğlu aday olursa Erdoğan'ı yenecek, yeneceği için hapse atıldı tezi tamamen bir varsayım.
İmamoğlu biraz cesur davranıp, biraz gerçekten çaplı ve nitelikli bir adam olduğunu gösterip CHP'nin genel başkanı olsaydı zaten kimse dokunamazdı.
Nebil Ilseven retweeted
Kendisini pazarlamaya çalışan kocasını
öldüren Çilem Doğan’ın tarihi savunması bugün çok daha anlamlı:
“Erkekler takım elbise giyip önüne bakınca cezası iniyor, benim takımım, kravatım yok, annem apar topar bu tişörtü bulabilmiş. Bir de ne yalan söyleyeyim hayatta kalmış olmanın saklayamadığım bir sevinci var içimde. Şu adliye koridorlarında yüzüm mor şekilde çok dolaştım koruma kararları için. Başka bir seçeneğim kalmamıştı. O ölmese ben ölecektim. O size beni pazarlamaya karar verdiğini söylemeyecekti başka adamların koynuna beni sokma planlarını anlatmayacaktı benim patlıcan fazla pişti diye perdeler azıcık kirlendi diye masada kırıntı kaldı diye yediğim dayakları söylemeyecekti. Kaç kere hastanelik olduğumdan bahsetmeyecekti. Çay bahçesinde çekilmiş bir fotoğrafım var. Biraz yan gülmüşüm. Belki de o fotoğrafı gösterip namussuz karılar gibi çıkmış filan diyecekti. Karısını başka adamlara satan o değilmiş gibi “namusumu temizledim” diyecekti. Siz onu 3-5 yılla yargılayıp namusu kirlendi diye mazur görüp yandan gülüşümü tahrik sayıp bir de üzülecektiniz adama. Oysa namus benimdir Hakim Bey bir kağıda imza attık diye kimselere bırakmam.”
Nebil Ilseven retweeted
Avrupa şampiyonu olan kızlarımızla hep birlikte sevindik, gururlandık, heyecanlandık. Başarıları hepimizin göğsünü kabarttı, gözlerimizi yaşarttı.
Ama insanın aklına takılan bir soru var:
Yıllardır bu takımın en önemli parçalarından biri olan Ebrar Karakurt neredeydi?
Evet, sakat olduğu biliniyor. Ancak bildiğimiz kadarıyla bu sakatlık, oynamasa bile takımın yanında bulunmasına ya da maçları tribünden takip etmesine engel olacak bir durum değildi.
Peki neden hiç görünmedi?
Üstelik başka takımlarda, sakatlanan oyuncuların unutulmadığını gösteren güzel örnekler gördük. Mesela Sırbistan takımı madalya törenine sakatlanan takım arkadaşlarının formasıyla çıktı.
Bizde ise ne takım arkadaşlarından, ne teknik ekipten, ne yöneticilerden ne de yorumculardan Ebrar’ın adı neredeyse hiç duyulmadı.
Bu kadar önemli bir oyuncunun tamamen sessizliğe gömülmesi ister istemez soru işareti yaratıyor.
İnsan gerçekten merak ediyor: Ebrar Karakurt neden yoktu ve neden kimse ondan söz etmedi?
Biz halk ve seyırci olarak ebrarı görmek istiyoruz çok basarılı hanım bir kızımız çok seviyoruz neden oyunlarda yoktu bir sakatlıgı varsa bir acıklamasını isterdik yonetımin çok acı bir durum yok sayılması bizler Ebrarı maçlarda görmek istiyoruz evet çok istiyoruz Ebrar basarılı sporcu ..🙏🙏🏀🏵️🎗️💕❤️💙💚






























