Murat ASLAN (@maslanim) header
Murat ASLAN (@maslanim) profile picture

▶️Ekonomist 🌐 ▶️Prof.Dr. ve Bölüm Bşk. @EconAYBU ▶️Doktora @GeorgeMasonU ▶️Makroekonomi, Politik İktisat, Orta Doğu Ekonomisi, Enerji

Ankara, Türkiye
Joined January 2010
Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)Photo by Murat ASLAN (@maslanim)
3 Kasım Salı günü Merkez Bankası , E. Başkanlarından kıymetli Erdem Başçı hocamızı konuk ediyoruz.
🤖 Made with AI
1
59
Murat ASLAN retweeted
Şöyle bir etrafınıza bakın. Mutfakta, çamaşır odasında ya da evlilik hazırlığı yapan bir yakınınızın çeyiz listesinde... Türkiye’de her üç evden ikisinin kapısından içeri girmiş, sanayimizin bayrak taşıyıcılarından kabul ettiğimiz bir dev var: Arçelik. Geçenlerde şirket son bilançosunu açıkladı: Tam 6,2 milyar TL net zarar! Manşeti okuyan çoğu kişi "Kriz var, millet ürün almıyor, satışlar çöktü" ezberini tekrarlayıp geçiyor. Oysa bilançonun detaylarına indiğimizde karşımıza bambaşka bir gerçek çıkıyor: Arçelik satamıyor değil; sattığını finanse edemiyor Arçelik’in bilançosunda 6,2 milyar lira zararı gören çoğu kişi, fabrikaların durduğunu veya hiç mal satılamadığını sandı. Oysa işin aslı tam tersi. Bu durumu dev bir mahalle mağazası gibi düşünün:Mağazanın kapısı vızır vızır işliyor, kasaya sadece 3 ayda 139 milyar lira para giriyor. Yani satış tarafında devasa bir hacim var. Ancak sorun şu ki; o devasa satıştan çalışanların maaşı, hammadde ve fabrika giderleri çıktıktan sonra dükkanın ana işinden elinde kalan kar, geçen yıla göre yarı yarıya erimiş durumda. Dükkanın kendi karı zaten erirken, arkada bekleyen çok daha büyük bir dert var: Bankalardan alınan devasa borçların faizi. Nitekim şirketin resmi bilançosu da bunu doğruluyor: Arçelik, ürettiği malın satışından 5,8 milyar lira operasyonel kar elde etmesine rağmen; tek bir çeyrekte tam 9,5 milyar lira net finansman gideri (faiz ve kur yükü) ödemek zorunda kaldı. Yani dükkanın tezgahı çalışıyor, kasaya para giriyor; ancak kazandığı karı, banka faizleri saniyeler içinde yutuyor. Şu an şirketin toplam net borcu 218 milyar lirayı aşmış durumda. Bu da demektir ki; ortada çalışmayan bir fabrika yok, kazandığı kardan çok daha fazlasını borç faizine yediren devasa bir çark var. Karsız büyümek: Tüketici alıyor ama üreticiye neden kar kalmıyor? İşin en ilginç tarafı ise Türkiye'deki tüketici davranışı. Şirket verilerine göre Arçelik’in Türkiye’deki beyaz eşya satış adetleri %16 büyüdü. Peki, satılan ürün adedi %16 artarken şirketin kasasına giren para ne olmuş? %4,5 azalmış! Tüketici beyaz eşyadan vazgeçmedi. Sadece bir alt rafa indi. Dün üst segment makine alan müşteri bugün en ucuz modele yöneliyor. Çamaşır makinesi bozulan adam alımı erteleyemiyor ama şirkete kar bırakmayan en temel ürünü seçiyor. Sonuç mu? Fabrikadan çıkan ürün sayısı artıyor ama şirketin cebine kalan kar küçülüyor. Tüketici tüketmeye devam ediyor; ancak mevcut şartlar altında bu tüketim üreticiye kar bırakmıyor. Borçla alınan Avrupa ve Çin fırtınası Arçelik, Whirlpool’un Avrupa operasyonlarını devralıp Beko Europe’u kurarken amacı şuydu: "Ölçek büyütelim, küresel devlerle yarışalım." Stratejik açıdan anlamlı görünen bu hamlenin zamanlaması, küresel faizlerin zirve yaptığı döneme denk geldi. Böylece 218 milyar TL'yi aşan borç yükü, paranın en pahalı olduğu dönemde bilançoya taşınmış oldu. Üstelik Arçelik'in karşısındaki rakip artık yerel üreticiler değil. Ölçek, maliyet ve fiyat avantajıyla Avrupa pazarını zorlayan Çinli üreticiler. Haier, Midea, Hisense gibi devler ucuz fiyat politikasıyla Avrupa pazarını silip süpürüyor. Batılı devler bile Asya maliyetleri karşısında zorlanıyor. Nitekim İsveçli dev Electrolux bile Avrupa’daki bu fırtınaya dayanamayıp İtalya’da işçi çıkarmaya başladı, bazı hatlarını Çinli üreticilere devretti. Dolayısıyla ortaya çıkan tabloyu yalnızca Arçelik'e özgü bir sorun olarak okumak eksik kalır. Benzer baskılar Electrolux gibi Avrupalı üreticilere kadar dayanıklı tüketim sektörünün önemli oyuncularında da hissediliyor. Peki bundan sonra ne belirleyici olacak? Arçelik açısından asıl belirleyici olacak konu satış hacmi değil. Arçelik'in bugün yaşadığı sıkışıklık aslında modern bilançoların en temel gerçeğini hatırlatıyor: Şirketler yalnızca ürünleriyle değil, bilançolarıyla da rekabet ediyor. Güçlü satış rakamları, yüksek finansman maliyetleri altında tek başına yeterli olmayabiliyor. Borç yükünün hangi hızla azaltılacağı, Avrupa operasyonlarının ne kadar hızlı entegre edileceği ve finansman maliyetlerinin ne ölçüde gerileyeceği olacak. Şirketin önündeki en büyük sınav ise 218 milyar TL'yi aşan borç yükünü, yüksek faiz ortamında yönetebilmek. Çünkü mevcut tabloda temel sorun yalnızca talep eksikliği değil, bilançonun taşıdığı yük. Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak unsur kaç adet buzdolabı satıldığı değil, yaratılan nakdin ne kadarının borç yükünü hafifletmeye ayrılabildiği olacak. Bu sadece Arçelik'in hikayesi değil Arçelik’in bilançosunda görülen 6,2 milyar liralık zarar, tek başına iç pazardaki talep dinamikleriyle ya da sadece "kötü yönetim" söylemiyle açıklanamaz. Bu zarar; yüksek faizle, yüksek borçla çarklarını döndürmeye çalışan tüm Türk sanayisinin özetidir. Fabrikalar çalışıyor. Üretim ve satış devam ediyor. Ama üretilen karın neredeyse tamamı üreticiye değil, finansman maliyetlerine ve banka faizlerine gidiyor. Şirket hem ana işindeki karlılığın erimesiyle yüzleşiyor hem de devasa borç yükünün altında eziliyor. Sorun, borcun ve paranın maliyeti. Arçelik'in bilançosu tek bir şirketin karnesi değil. Türkiye sanayisinin MR görüntüsü. Ve o görüntü bize üretim sorununu göstermiyor. Finansman sorununu gösteriyor. #Arçelik #ARCLK
25
169
36
1,284
175,212
Murat ASLAN retweeted
AYBÜ SBF Buluşmaları kapsamında 3 Kasım 2026 tarihinde saat 13:30'da gerçekleştirilecek etkinliğimizde Sayın Prof. Dr. Erdem Başçı konuğumuz olacaktır. Tüm öğrencilerimizi ve akademisyenlerimizi bekleriz.
6
4
170
Murat ASLAN retweeted
Türkiye'de bugün hangi yönetim kuruluna girseniz aynı cümleyi duyarsınız: "Şu ortalık bir durulsun, önümüzü bir görelim, sonra bakarız." O sonra hiç gelmeyecek. Çünkü görecek bir ön yok. Herkes yanlış soruyu soruyor: "Belirsizlik ne zaman biter?" Belirsizlik bitmeyecek. Çünkü bu geçici bir kriz dönemi değil; yeni yaşam koşulu. Ve yanlış soru, yanlış stratejiyi doğurur. Belirsizliğin biteceği varsayımıyla kurulan her plan, çökmeye mahkumdur. Belirsizlik yönetilemez; çünkü yönetmek kontrol gerektirir. Kontrolün olmadığı yerde tahmin tutmaz, tahmin tutmayınca plan çöker. Peki ne yapılır? Sis yönetilir. Sis yönetimi nedir? Sis, ne kadar beklersen bekle, dağılmaz. Ama sen yine de gideceğin yere varırsın. Nasıl? Sisin içinde yürümeyi öğrenerek. Sis, bir engel değildir. Bir zemindir. Sis, bir düşman değildir. Bir koşuldur. Sis, bir sorun değildir. Bir gerçekliktir. Ve sis yönetimi, o gerçeklikle yaşamayı öğrenmektir. Sis dağılana kadar beklemek değil; sisin içinde yol almayı öğrenmek. Peki bu nasıl yapılır? İşte altı kural: 1. Yıllık bütçe bir plan değil, bir temennidir 12 aylık sabit bütçe yapmak, sisli havada 200 km hızla gitmeye benzer. Belirsizlikte çalışmaz. Ne yapmalı: Bütçeyi bir kere yazıp unutmayın. Her çeyrekte, değişen koşullara göre yeniden yazın. Kayar tahmin modeline geçin. 📌 Bugün yapılacak: Bu çeyreğin bütçesini, en kötü senaryoya göre yeniden yazın. 2. Şirketleri ciro düşmesi batırmaz. Esnetilemeyen maliyetler batırır. Kriz anında ciro düşerken azalamayan her sabit gider, sessiz bir bombadır. Ve o bomba, bir gün patlar. Ne yapmalı: Mümkün olan her operasyonda sabit maliyet yapısını esnek hale getirin. Hacim düştüğünde maliyetin de otomatik düşeceği bir organizasyon kurun. 📌 Bugün yapılacak: Her gider kalemini tek tek sorun: "Bu gider, ciro düşerse de düşer mi?" Cevap "hayır" ise, o gider sizi batırır. 3. Tek tedarikçiye bağımlılık, kriz anında felçtir En ucuz tedarikçiye bağımlı olmak, kriz anında felç olmak demektir. Alternatif tedarikçiyi, pahalı olsa bile sistemde canlı tutun. Ne yapmalı: Kritik hammaddeler için en az bir alternatif tedarikçi belirleyin. Ve onunla ilişkiyi canlı tutun. 📌 Bugün yapılacak: Kritik hammaddelerinizi listeleyin. Her biri için alternatif bir tedarikçi var mı? Yoksa, bu hafta arayın. 4. Karargaha kapanan generaller savaşı kaybeder Her kararın patronun masasına gittiği şirketler, belirsizlikte kilitlenir. Sisli havada en doğru kararı karargahtaki yönetim kurulu değil; sahadaki kaptan verir. Ne yapmalı: Orta kademeye yetki sınırları çizin. Yanlış karar alma riskini, hiç karar alamama (karar borcu) riskinin arkasına koyun. 📌 Bugün yapılacak: Orta kademeye bir yetki limiti tanımlayın. Ve o limit dahilinde karar almalarına izin verin. 5. Nakit savunma aracı değil, saldırı silahıdır Rakiplerinizin korkup siper aldığı, yatırımları durdurduğu ve nitelikli insan kaynağını çıkardığı an; kasadaki nakit sizin en büyük silahınızdır. Ne yapmalı: Kasadaki nakdi sadece defans için tutmayın. Rakiplerin donduğu anda, siz hareket edin. 📌 Bugün yapılacak: Rakiplerinizin son 6 ayda hangi yatırımları durdurduğunu, hangi insanları çıkardığını araştırın. Ve o boşluğu doldurmayı planlayın. 6. Ölü atı bırakmayı öğrenin İş dünyasında buna "ölü at teorisi" denir. Bir at ölmüşse, onu kamçılayarak canlandırmaya çalışmak zaman kaybıdır. Mantıklı olan, ata veda edip yola devam etmektir. Ne yapmalı: Verimsiz projeleri, işe yaramayan stratejileri ve tükenmiş süreçleri cesaretle bırakın. 📌 Bugün yapılacak: Bu ay bir projeyi masaya yatırın. Sorun: "Bu proje hala değer üretiyor mu, yoksa geçmişteki bir karara mı tutunuyoruz?" Cevap ikincisi ise, bırakın. Son Söz Kesinlik bekleyenler, hiç gelmeyecek bir sabahı beklerken yok olacak. Sis yönetimini öğrenenler ve ölü atlarını bırakanlar ise geleceği inşa edecek. Pazartesi sabahı toplantınızda şu soruyu sorun: "Biz sisin dağılmasını mı bekliyoruz, yoksa sisin içinde yürümeyi mi öğreniyoruz? Ve hala kamçıladığımız ölü bir at var mı?" Sis dağılmayacak. Ama siz yürümeye devam edeceksiniz. İyi haftalar.
22
76
2
530
56,936
Murat ASLAN retweeted
Son dönemde yaşanan “Fon” meselesini “finansal” ve hatta görünür yüzüyle “sistemik çürümeden” ibaret bir kriz olarak değerlendirmek büyük hata olur. Toplumsal düzlemde büyük bir psikolojik kırılma yaşanıyor. Henüz ne iktidar ne de muhalefet tarafı durumu tam olarak kavramış gibi görünüyor. Politik sarkaç günü kurtarmak ya da kullanmak arasında gidip geliyor. Oysa; Özellikle hem küresel düzlemde hem de ülkemizde orta sınıfı sallayan dönüşüm, yapay zekanın ve teknolojik dönüşümün zorladığı yeni bir uygarlık sıçramasının baskısı altında şekilleniyor. İlk kaybımız geleceğe dair umudumuz. Orta sınıf var olduğundan bu yana önce eğitim, sonra iş ve gelir, sonra aile, sonra çocuklar ve onların geleceğine dönük bir kurgu ile yaşamını şekillendirirdi. Belli koşullara uyarsa hem kendisinin hem de çocuklarının daha iyi şartlarda yaşama imkanı vardı. Artık bu model aynı vaadi getirmiyor. Daha iyi eğitim, daha iyi gelir, daha iyi yaşam ileri doğru aktarılabilir olmaktan çıktı. En azından ahlaki ve yasal bir yoldan mümkün değil. Gelecek bitti. İkincisi, Sorun “mutlak yoksulluk” korkusu olmaktan çıktı ve diğeri ile mukayese edilen yoksulluğa dönüştü. İnsan kendisini geçmişteki yaşamıyla, çevresindeki insanlarla ve kendisine vaat edilen gelecekle karşılaştıran bir varlık. Beklenti ile gerçekleşen hayat arasındaki mesafe açıldığında göreli yoksunluk ortaya çıktığından diğerinin yaşamı da önemli. Herkes diğerini görüyor, izliyor. Azınlığın sergilediği lüks çoğunluğa daha da fakir hissettiriyor. Dolayısıyla orta sınıfın öfkesi çoğu zaman açlıktan değil, bozulan beklentilerden kaynaklanıyor. Eğitim alsa da, çalışsa da, kurallara uysa da iktidara yakın olduğu söylenen (sayıları düşünüldüğü kadar çok değil) dokunulmaz politik oligarşinin sahip olduklarına ulaşamıyor. Birikim yapamıyor, çocuğuna kendisininkinden daha iyi bir hayat garanti edemiyor. Öfkesi 3-5 ayrıcalıklı kişi üzerinden devletin bütününe yöneliyor. Üçüncüsü, Ontolojik güvensizlik. Toplumun büyük kesimi kendisini değersiz hissediyor. Aşağıya doğru statü kaybı korkusu ile tetiklenen bir kaygıyla “bu dünyada benim yerim neresi” sorusunun cevabını bulamıyor. İnsanın ihtiyacı sadece fiziksel güvenlikten ibaret değildir. Hayatın devamlılığına dair güvence altına alınmış bir hikayesinin de olması gerekir. Bu konuda devletten destek talebinde bulunur. Devlet onu hiçe saydığı anda fırtınanın ortasında sokağa atılmış bir ruh haline girer. Kısaca ekonomik, sosyolojik ve yasal bir krizin ortasında aslında dev bir psikolojik sorunumuz olduğunu görmemiz gerekiyor. Kriz doğru yönetilmez, sığ ve sembolik önlemlerle geçiştirilirse “toplumsal sözleşme” krizine doğru genişler. Bu da çözümü çok daha zor sorunlar yaratır.
150
398
61
1,765
189,428
Murat ASLAN retweeted
Başladık
4
5
52
21,941
“Iran has shown that weaker states are no longer priced out of the military power game, and the United States has discovered that stronger states are not guaranteed the upper hand in major battles,” writes @mchorowitz. foreignaffairs.com/iran/how-…
5
35
6
131
18,024
Bugüne Not; İran savaşmayı, Suudi Arabistan kaybetmemeyi öğrendi: İki farklı güç anlayışı İran’ın Suudi Arabistan’dan çok daha sınırlı ekonomik imkânlara ve onlarca yıllık yaptırım baskısına rağmen savaş koşullarında neden bu kadar dirençli göründüğünü anlamak için savunma bütçelerinden önce iki ülkenin devleti nasıl tasarladığına bakmak gerekiyor. İran yaklaşık otuz yıldır ülkenin kaynaklarını savaş ihtimaline göre şekillendiren, askeri kapasiteyi yalnızca sınırlarını korumanın değil bölgesel nüfuz üretmenin de temel aracı kabul eden bir sistem oluşturdu. Suudi Arabistan ise aynı dönemde petrol gelirlerini ekonomik büyüklüğe, altyapıya, teknolojiye, ulaştırmaya, enerjiye ve son yıllarda petrol sonrasına hazırlanacak ekonomik çeşitlenmeye dönüştürmeye çalıştı. Bu nedenle iki ülkenin “güç” kavramından anladığı şey birbirinden farklı: Riyad güçlü devleti büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomi üzerinden tarif ederken, Tahran devletin etkisini füze, İHA, nükleer kapasite ve sınırlarının dışında oluşturduğu silahlı ağlarla genişletmeyi tercih etti. Bugün savaş ortamında İran’ın olduğundan daha güçlü görünmesinin temel nedenlerinden biri de otuz yıldır yaptığı yatırımların tam olarak bugünkü şartlar için tasarlanmış olmasıdır. İran modelinin en önemli özelliği, kendi ekonomik kapasitesinin çok üzerinde bölgesel askeri etki üretebilmesidir. Lübnan’daki Hizbullah’tan Yemen’deki Husilere, Irak’taki silahlı yapılardan Fatimiyyun ve Zeynebiyyun gibi örgütlenmelere kadar oluşturulan ağ, İran’a sınırlarından binlerce kilometre uzakta hareket edebilme imkânı sağladı. Tahran böylece klasik anlamda büyük ordular konuşlandırmadan ve bütün maliyeti doğrudan kendi toplumu üzerinden taşımadan geniş bir coğrafyada askeri nüfuz üretebildi. Suudi Arabistan ise aynı coğrafyalardan gelen milyonlarca insanı büyük ölçüde ekonomik sistemine iş gücü olarak dahil ederken İran, ekonomik ve toplumsal kırılganlıkların bulunduğu bölgelerden savaşabilecek insan kaynağı üretmeye yöneldi. Bu açıdan Riyad’ın metro, demiryolu, havalimanı, turizm ve yeni şehir projeleriyle görünür hale getirdiği devlet kapasitesinin karşısında Tahran’ın yeraltındaki füze tesisleri, İHA üretimi, nükleer altyapısı ve bölgesel silahlı yapılanmaları bulunuyor. Birinin yatırımı büyük ölçüde yerin üzerinde ve ekonominin içinde, diğerinin önemli stratejik yatırımları ise yeraltında ve savaş mimarisinin içerisinde. Ancak burada askeri dayanıklılıkla devlet gücünü birbirinden ayırmak gerekiyor. İran’ın uzun süreli çatışmalara hazırlanmış olması, İran modelinin ekonomik veya toplumsal açıdan daha başarılı olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine bu tercihin ciddi bir maliyeti var: Kaynakların Devrim Muhafızları’na, füze ve İHA programlarına, uranyum zenginleştirmeye ve ülke dışındaki silahlı yapılara aktarılması, ekonomik kalkınmanın başka alanlarında kullanılabilecek kapasitenin daralması anlamına geliyor. Suudi Arabistan’ın tercihi ise tam tersine korunması gereken devasa bir ekonomik varlık meydana getirdi. Riyadh Air’den Kızıldeniz, Diriyah, Qiddiya ve AlUla projelerine; madencilikten yenilenebilir enerji, hidrojen, teknoloji ve gelişmiş sanayilere kadar oluşturulan yapı, Riyad’a uzun vadeli ekonomik güç kazandırırken aynı zamanda büyük bir savaşta zarar görebilecek milyarlarca dolarlık altyapı oluşturuyor. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın İran’la geniş çaplı bir savaştan kaçınmasını yalnızca askeri ihtiyatla açıklamak eksik kalır; Riyad’ın barışı korumakta ekonomik çıkarı, Tahran’ın ise askeri gerilimi yönetmekte onlarca yıldır geliştirdiği kurumsal tecrübesi bulunuyor. İran modelinin uzun vadeli açmazı ise askeri aygıtın zaman içerisinde devletin hizmetindeki bir araç olmaktan çıkarak devletin kaynaklarını kendisine hizmet ettiren bir yapıya dönüşme ihtimalidir. Bölge bunun örneğini Saddam Hüseyin döneminde gördü. Irak bir milyon kişilik ordu kurdu, füze kapasitesi geliştirdi, sekiz yıl İran’la savaştı, Kuveyt’i işgal etti ve bir dönem bütün Körfez için askeri tehdit oluşturdu; fakat sonunda askeri güç arayışı devletin ekonomik ve siyasi kapasitesini tüketen faktörlerden biri haline geldi. İran’ın bugün karşı karşıya bulunduğu stratejik soru da benzer: Füze sayısını artırmak, daha fazla yeraltı tesisi inşa etmek veya daha geniş bir vekil güç ağı oluşturmak ülkenin savaşma kapasitesini artırabilir, fakat tek başına toplumsal refah veya sürdürülebilir ekonomik güç üretmez. Kuzey Kore örneğinin de gösterdiği gibi bir devlet aynı anda son derece tehlikeli bir askeri aktör ve ekonomik açıdan son derece kırılgan bir ülke olabilir. Bu nedenle İran’ın savaş alanındaki dayanıklılığını ekonomik ve siyasi üstünlükle eşitlemek yanıltıcıdır. Bugünkü İran-Suudi Arabistan rekabetinin belki de en önemli paradoksu burada yatıyor: İran savaşabilecek bir devlet inşa etti, Suudi Arabistan ise savaşta kaybetmek istemeyeceği bir devlet inşa etmeye çalıştı. İran’ın füzeleri, İHA’ları, yeraltı tesisleri ve bölgesel silahlı ağları savaş başladığında ona ciddi dayanıklılık kazandırıyor; Suudi Arabistan’ın şehirleri, enerji tesisleri, ulaştırma ağları, şirketleri ve küresel yatırımları ise Riyad’ı istikrarı korumaya daha fazla ihtiyaç duyan bir aktöre dönüştürüyor. Fakat uzun vadede hangi modelin gerçek güç ürettiğini yalnızca bugünkü savaş belirlemeyecek. Asıl ölçü, çatışmalar sona erdiğinde hangi ülkenin ekonomisinin, kurumlarının ve toplumunun geleceğe daha fazla kapasite taşıyabildiği olacak. Çünkü askeri güç bir ülkenin düşmanına ne kadar zarar verebildiğini gösterir; devlet gücü ise kendi toplumuna ne kadar gelecek inşa edebildiğiyle ölçülür.
1
6
62
8,129
Kriz öncesi herşey biliniyordu ama neden hiçbirşey yapılmadı? serbestiyet.com/yazarlar/pek…
5
172
Murat ASLAN retweeted
Bir zihin egzersizi, biraz piyasa hesabı...Güney Kore'de bir rafinerinin ham petrol alım masasındayız. Arab Light, Murban ve WTI Midland arasından bir kargo seçeceğiz. Ben sonunda kendi trade'imi seçtim🙂Siz hangisini alırdınız? #oott benguzirek.substack.com/p/gu…
2
9
1
79
19,947
Murat ASLAN retweeted
Yemen'de çözüm; Zeydiliğin tarihini ve akidesini bilmek ve güncel durumu doğru kavramakla mümkündür Yemen'de Ensarullah/Husiler ile Yemen Hükümet güçleri arasında çatışmaların başlaması, Ensarullah'ın Yemen'in Kızıldeniz kıyısındaki şehirlerin ve Babü'l Mendeb Boğazı'ndaki stratejik Meyyun/Perim Adası'nın kontrolünü ele geçirmesi dikkatlerin yeniden Yemen'e çevrilmesine yol açtı. Ensarullah (Husiler) ile Yemen Hükümet Güçleri arasındaki çatışmalar; Ensarullah'ın İran'ın vekil gücü olduğu, Ensarullah'ın İran'ın talimatı ile operasyonlara başladığı ve Ensarullah'ın Babü'l Mendeb Boğazı'nı kontrol altına almasının İran'ın Hürmüz Boğazı politikasının bir parçası olduğu gibi bilindik başlıklar üzerinden değerlendirildi. Ensarullah'ın İran ile ilişkisini, İran'ın Hizbullah ile ve Irak'taki diğer silahlı gruplarla olan ilişkisi gibi değerlendirmek maalesef ülkemizde uzun süredir devam eden bir kolaycılıktır. Ensarullah'ın (Husiler) İran ile ilişkisi, Hizbullah'ın ve diğer grupların İran ile olan ilişkisinden çok farklıdır. Husiler için İran'ın Yemen'deki vekil gücü ifadesi bir çok açıdan hatalı bir değerlendirmedir. İran'ın Ensarullah Hareketi'nin karar mekanizmaları üzerinde Hizbullah'ın ve Irak'taki silahlı grupların karar mekanizmaları üzerindeki net olan etkisi gibi bir etkisi söz konusu değildir. Ensarullah'ın iran ile ilişkisini Zeydiliğin tarihi, inanç yapısı ve güncel durumu üzerinden değerlendirmek en doğru yol olacaktır. İran'daki Zeydi varlığı Zeydiyye mensuplarından Abbasi iktidarına yönelik ilk isyanı Muhammed en-Nefsüzzekiyye gerçekleştirdi. Muhammed en-Nefsüzzekiyye, Abbasi Halifesi Mansur tarafından 762 yılında öldürüldü. Muhammed en-Nefsüzzekiyye öldürüldüyse de, isyanla başlayan süreç uzun yıllar devam etti. En-Nefsüzzekiyye'nin kardeşi Muhammed aynı yıl Küfe'de öldürüldü ve ölümler gelen yıllarda da devam etti. Bu savaştan kurtulan İdris b. Abdullah Mısır’a kaçtı. Yahya b. Abdullah ise Taberistan bölgesine gidip faaliyetlerine devam etti. Taberistan, İran'ın kuzeyinde Hazar Denizi kıyısı ile Elburz Dağları arasında kalan tarihi bir bölgenin adıdır. Yine Hazar Denizi'nin güneybatısında kalan Deylem bölgesine ve Rey şehrine yerleşen Zeydiler oldu. Bunlara Deylem Zeydileri ve Taberistan Zeydileri denilir. Zeydilerin İran topraklarındaki Taberistan, Deylem ve Rey'e gitmeleri ile Yemen'e gitmeleri birbirine yakın tarihlerde olmuştur. İran topraklarına; yani Taberistan ve Deylem'e Zeydilik, Zeydiyye’nin görüşlerini ilk defa düzenleyen, 785 yılında Medine'de doğan Kasım b. İbrahim er-Ressi tarafındna getirilmiştir. İlk Zeydi devleti ve İran Zeydilerinin akıbeti Bilinenin aksine ilk Zeydi devleti, Yemen'de değil, İran topraklarında Taberistan bölgesinde, Hasan Bin Zeyd el-Alevi tarafından 864 yılında Taberistan Zeydi Devleti ismiyle kuruldı. Dai el-Kebir unvanıyla anılan Hasan Bin Zeyd, 20 yıl iktidarda kaldı. Kardeşi Muhammed b. Zeyd'in iktidarı ise 16 yıl sürdü. Zeydilerin iktidarı döneminde bölgede İsnaaşeriyye Şiileri ile Zeydiler arasında çatışmalar yaşanmış, Zeydi yönetimi İsnaaşeriyye alimlerini baskı ve kontrol altında tutmuştur. Taberistan Zeydi Devleti 65 yıl sürdü. Zeydi iktidarından sonra bölge Ziyariler ve Büveyhiler'in eline geçti. Zeydîlerden sonra bu bölgelere Ziyariler ve peşinden Büveyhiler, daha sonra Gazneliler ve Selçuklular ve ondan sonra da Moğollar hakim oldular. Bu istilalara rağmen Deylem-Gilan- Taberistan Zeydileri kendi kimliklerini muhafaza ederek hayatiyetlerini sürdürmeyi başardılar. Nihayet Safevi Devleti'nin kuruluş yılları olan XVI. asrın başlarına gelindi. Safevi hükümdarı I. Şah Abbas Deylem ve Gilan bölgelerini işgal etti. Böylece Zeydiler, Safevi hakimiyeti altına girmiş oldular. Safevi Devleti İmamiyye Şiiliğini resmi mezhep olarak kabul ettikten sonra İran'ı Şiileştirmek için gerek Sünniler gerekse diğer mezhepler üzerinde baskıcı bir yönetim tesis etti. XVI. asrın başlarında Zeydiler İmamiyye Şiiliği'ne geçmiştir. Yani 1526–27 tarihinde İran'daki Zeydilik İmamiyye-i İsnaaşeriyye mezhebine dönüşerek ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla özetlemeye çalıştığımız İran'daki Zeydiliğin başlangıcı ve nihayeti bugün dahi Yemen Zeydileri, Husiler/Ensarullah ile İran arasındaki ilişkilerde kayda değer bir rol oynamaktadır. Devlet olma geleneği İstanbul'da yaşayan bazı Yemenli muhaliflerin anlattığının aksine, Zeydiler'de 9. asırdan başlayarak günümüze kadar bazı inkıtalar ile devam eden bir devlet olma geleneği mevcuttur. 864 yılında ilk devletlerini günümüz İran topraklarında kuran Zeydiler, I. Zeydi İmamlar Devleti'ni Hz. Hasan’ın soyundan Yahya b. Hüseyin 893 yılında Yemen'e gitmesinden 4 yıl sonra 897 yılında kurmuştur. 897'de kurulan I. Zeydi İmamlar Devleti, 1052 yılına kadar varlığını korummuştur. 1138 yılında kurulan II. Zeydi İmamlar Devleti ise 1538 yılına kadar sürmüştür. 1538 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu bölgeye gelmiştir. Osmanlı kuvvetleri Yemen’den çekildikten sonra Kuzey Yemen resmen bağımsızlığını ilan etti, Güney Yemen ise İngiliz işgalinde kaldı. İmam Yahya 1920’de kendini Yemen kralı ilan etti. Onun hakimiyeti 17 Şubat 1948 tarihinde öldürülmesine kadar sürdü. Ardından oğlu Ahmed imamete geçti. 27 Eylül 1962 tarihinde gerçekleşen bir darbe ile imamiyyet yönetimine son verildi, cumhuriyet ilan edildi. İnanç Zeydilik ile İsnaaşeriyye arasında inanç bakımından ciddi farklar vardır. Çok kapsamlı bir konu olması bakımından bazı önemli başlıklara değinerek iktifa edeceğim. Şia'nın tüm kollarında imamet önemli ve öncelikli bir akide meselesidir. Zeydiler, İsnaaşeriyye'den farklı olarak İmameti dinin ana prensiplerinden biri olarak kabul eder. İsnaaşeriyye olduğu gibi imam, beklenen ve gizli olan değil insanlar arasında yaşayan ve onlara rehberlik eden biri olmalıdır. Yine Zeydiler, İsnaaşeriyye'deki imamların masumiyeti hususunu kabul etmezler. Yine Rıza ve İsyan konusunda da ciddi farklılıklar vardır. Zeyd bin Ali'nin 740 yılında Emevi Halifesi'ne karşı başlattığı isyanda yaşananlar buna örnek olarak gösterilebilir. Zeydiler, menzile beyne’l-menzileteyn ilkesi hariç Mu‘tezile’nin tevhid, adl, va‘d ve vaîd, emir bi’l-ma‘ruf nehiy ani’l-münker esaslarını küçük farklılıklarla benimsemiştir. Zeydiliğin tarihi aslında isyanlar tarihidir. Zeydilikteki isyan yine inanca dayanmaktadır. Kendilerini nispet ettikleri Hz. Hüseyin'in torunu Zeyd Bin Ali'nin 740 yılında Emevi Halifesine karşı başlattığı isyanı esas alırsak günümüze kadar Zeydilerin tarihinde sayısız isyan vardır. Bedreddin el-Husi Bedreddin el-Husi, Ensarullah Hareketi'nin lideri Abdulmelik el-Husi'nin babası ve hareketin manevi lideridir. Ensarullah/Husilerin İran'ın kontrolünde olduğu ve Zeydilerin İsnaaşeriyye'ye yaklaştığı iddiaları, Bedreddin el-Husi döneminde başlamıştır. Bedreddin el-Husi, muhalifleri tarafından "fikir olarak İsnaaşeriyye'ye yakın olmak ve siyasi olarak İran’dan etkilenmek" ile suçlanmıştır. Bedreddin el-Husi'nin babası Emireddin el-Husi ve amcası Hasan bin Hüseyin el-Husi bölgenin en önde gelen Zeydi alimleriydi. El- Cezire Bedreddin el-Husi ile ilgili yayınladığı biyografide şu ifadelere yer vermektedir: "Badreddin, Şiiler arasında Sünnilere en yakın mezhep olarak kabul edilen Zeydi mezhebine mensuptur. Bu mezhep, Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın imametinin geçerliliğini kabul eder ve takipçileri hiçbir sahabeyi kafir ilan etmemiştir. Ayrıca, bu mezhepte imamet kalıtsal değildir; biat üzerine kurulmuştur. O, Yemen’deki Zeydi mezhebinin en önemli otoritelerinden biridir; ancak özellikle 20. yüzyılın doksanlı yıllarında İran’da ikamet ettikten sonra, geleneksel Zeydilikten saptığını ve inanç olarak İsnaaşeriyye'ye yaklaştığını düşünen muhaliflerinden eleştiriler almıştır." Bu ithamların asıl sebebinin 70 ve 80'lı yıllarda Suudilerin Vahhabiliği yayma çabalarına karşı çıkması olarak değerlendiriliyor. Bu konuyu değerlendirmemizde yardımcı olacak önemli bir tarihi gelişme olmuştur. 1990'lı yıllarda evinde bombalı bir saldırıya maruz kalan Bedreddin el-Husi, önce İran'a gitmemiştir. Önce Ürdün'e daha sonra ise Suriye'ye gitmiştir. Burada yaşadığı zorluklardan sonra İran'a gitmiş, İran'da ise sadece bir yıl kalıp Yemen'e geri dönmüştür. Yemen'e döndükten sonra da öncesinde olduğu gibi Zeydi fıkhı ile ilgili dersler vermeye devam etmiştir. İran'da kaldığı bu süre, onun Zeydilikten ayrılmakla suçlanmasına yol açmıştır. Bedreddin el-Husi, alanında bir çok kitap yayınlamıştır. Dolayısıyla; Zeydilik tarihini ve inancını bilmek bugün Yemen sorununun çözümünün anahtarıdır. Yemen'de çözüm, ancak tüm tarafları içinde toplayan bir sistem inşası ile mümkündür. Yemen'de Husileri içine almayan bir sistem oluşturma cabası asla başarılı olamaz. Husilerin içinde olmadığı bir sistem, çözümün değil kaos ve kargaşan yolunu açacaktır. Ensarullah/Husiler tarihleri ve inançları bakımından bir ülkenin boyunduruğu altına girmesi mümkün değildir. Bu bakımdan İran ile Husilerin ilişkisi; İran'ın Hizbullah ve diğer gruplarla olan ilişkisinden farklıdır. Çözüm için ilk adım da budur; Bu farklılığı fark etmek. Yemen'deki Zeydilerin yıllar içerisinde İran tarafından İsnaaşeriyye edildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Durumu değiştirmeyecek sayıda Zeydi, İran'ın resmi mezhebi İsnaaşeriyye'ye geçmiştir. Bu çerçevede Abdurrahman el-Haseni eş-Şedevi'nin "Husiler; Kökenleri, oluşumları ve inançları" isimli kitapta belirttiği "Husiler, mensubu oldukları Zeydiliğin Cerudiyye kolunu değiştirerek İsnaaşeriyye'ye yaklaştırdılar" ifadeleri gerçeği yansıtmamaktadır.
3
14
5
59
9,483
Bir Kere Girince Saatlerce Çıkamayacağınız 50 Site 1.) 'zoom.earth' — Dünyayı canlı uydu görüntüsüyle izleme 2.) 'flightradar24.com' — Şu an gökyüzündeki her uçağı görme 3.) 'marinetraffic.com' — Denizdeki tüm gemileri anlık takip 4.) 'windy.com' — Rüzgar ve fırtınaların canlı haritası 5.) 'lightningmaps.org' — Dünyaya düşen yıldırımları anlık izleme 6.) 'earthquake.usgs.gov' — Son depremlerin canlı listesi 7.) 'submarinecablemap.com' — İnterneti taşıyan okyanus kabloları 8.) 'globalforestwatch.org' — Ormanların yok oluşunu uydudan izleme 9.) 'worldometers.info' — Dünyanın istatistikleri saniye saniye 10.) 'internetlivestats.com' — Şu an atılan tweet ve arama sayısı 11.) 'thetruesize.com' — Ülkelerin gerçek boyutlarını karşılaştırma 12.) 'oldmapsonline.org' — Yüzyıllar öncesinin haritaları 13.) 'davidrumsey.com' — 150 bin tarihi harita arşivi 14.) 'openstreetmap.org' — Gönüllülerin çizdiği dünya haritası 15.) 'window-swap.com' — Rastgele birinin penceresinden dünyaya bakma 16.) 'virtualvacation.us' — Şehirlerde sanal yürüyüş 17.) 'mapcrunch.com' — Dünyanın rastgele bir noktasına ışınlanma 18.) 'atlasobscura.com' — Dünyanın en tuhaf yerlerinin kataloğu 19.) 'neal.fun' — Etkileşimli bilgi deneyimleri 20.) 'htwins.net/scale2' — Atomdan evrene ölçek yolculuğu 21.) 'eyes.nasa.gov' — Güneş sistemini 3B gezme 22.) 'stellarium-web.org' — Tarayıcıda gerçek gökyüzü haritası 23.) 'apod.nasa.gov' — NASA'nın günün astronomi fotoğrafı 24.) 'images.nasa.gov' — NASA'nın tüm görsel arşivi ücretsiz 25.) 'pudding.cool' — Veriyle anlatılan görsel makaleler 26.) 'ourworldindata.org' — Dünyanın gerçek verilerle hali 27.) 'gapminder.org' — Dünya hakkındaki yanlış bildiklerimiz 28.) 'informationisbeautiful.net' — Karmaşık veriyi görselleştirme 29.) 'data.worldbank.org' — Dünya Bankası'nın açık verileri 30.) 'data.tuik.gov.tr' — Türkiye'nin resmi istatistik veritabanı 31.) 'archive.org' — Milyonlarca kitap, film ve yazılım arşivi 32.) 'gutenberg.org' — Telifi düşmüş 70 bin ücretsiz kitap 33.) 'openlibrary.org' — Dünyanın her kitabının kaydı 34.) 'loc.gov' — ABD Kongre Kütüphanesi dijital arşivi 35.) 'europeana.eu' — Avrupa'nın kültürel miras arşivi 36.) 'dp.la' — Amerika'nın dijital kütüphane koleksiyonu 37.) 'artsandculture.google.com' — Müzeleri evden gezme 38.) 'rijksmuseum.nl' — Sanat eserlerini yüksek çözünürlükte indirme 39.) 'wikiart.org' — 250 bin sanat eserinin arşivi 40.) 'publicdomainreview.org' — Tarihin unutulmuş görsel hazineleri 41.) 'openculture.com' — Ücretsiz kültür ve eğitim arşivi 42.) 'metmuseum.org' — Met Müzesi'nin açık koleksiyonu 43.) 'musicmap.info' — Müzik türlerinin soy ağacı 44.) 'radiooooo.com' — Ülke ve on yıl seçip o dönemi dinleme 45.) 'listen.hatnote.com' — Wikipedia düzenlemelerini sese çevirme 46.) 'wikipedia.org/wiki/Special:R…' — Rastgele bilgi kuyusu 47.) 'timeanddate.com' — Zaman, gündoğumu ve gökyüzü olayları 48.) 'sciencedaily.com' — Bilim haberlerinin güncel akışı 49.) 'arxiv.org' — Bilimsel makalelerin ücretsiz ön baskıları 50.) 'observablehq.com' — Veriyi canlı kodla görselleştirme İnternet, algoritmanın önünüze koyduğu o beş siteden ibaret değil.
25
1,119
22
3,287
306,953
Ekonomide Yavaşlama: Gazete ve sosyal medyada zaten çok bahsediliyor. Ankara’da bir noter çalışanı ile konuştum: işlem sayısının son 3-4 ayda 140-150’den 70-80’e düştüğünü söyledi. Tek başına veri değil ama ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya dair dikkat çekici bir saha sinyali.
2
4
324
TL’nin yüksek faizi Türkiye’yi carry trade’in merkezi yaptı. Anlamı: Ciddi bir para Türkiye’den yurtdışına transfer ediliyor aslında. Sıcak para riskli: çok hızlı çıkabilir.
2
203
Kaygılarınızın gerçekleşme olasılığı…
142
1,227
116
7,691
1,057,408
Murat ASLAN retweeted
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İktisat Bölümü yeni öğrencilerini bekliyor. Tercih döneminde akademik ve idari personelimizle öğrenci adaylarımıza yardımcı olmaktayız.
3
5
335
Eskiden modern Türkiye geçmişinden kopmuş gibi davranıyordu. Artık tarihimizin ihtişamından gurur duyan bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti görmek ruhuma iyi geliyor.
5
202
Neden uygulanan ekonomi politikaları işe yaramıyor? Çok başka bir bakış açısıyla yaklaştım Okumak ister misiniz🤗
40
57
2
721
86,429
• Hürmüz kaynaklı enerji şoku artık küresel enflasyon şokuna dönüşüyor. • ABD’de üretici enflasyonu %6,5 ile son 3,5 yılın zirvesinde, ECB faiz artırdı ve Fed üzerindeki faiz baskısı artıyor. • Enerji güvenliği artık doğrudan para politikası meselesi haline geldi.
120